Türkiye'den köşe yazarları
Karar: BDDK'nın kararına Davutoğlu'ndan tepki: Ülkedeki ticareti durduracaksınız
Yeniçağ:
Şekere büyük zam
Yeniasya:
Asgari ücret açlık sınırının altında kaldı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Sirmen 24 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Seçim hazırlıkları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Her yanda hummalı bir faaliyet. Bir yönden muhalefet bastırıyor, bir yandan gözünü karartmış iktidar bodoslama gidiyor. Bir taraftan jandarmada kadrolar hallaç pamuğu gibi atılıyor, yargıçlar birbiri ardına hastalık raporu alıyor. Yüksek Seçim Kurulu’nun süresi dolan üyelerinin hizmet süreleri, istememelerine karşın, uzatılıyor. Nazmi Bilgin’in deyimiyle, her yönüyle sansür torbasını andıran basın üzerine yeni baskılar, yeni yasaklar getiren yasanın AKP ve MHP’nin büyük çabalarıyla bir an önce yaşama geçirilmesine çalışılıyor. Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler için yaş haddi 67’den 72’ye çıkıyor, yüksek komuta kademesindeki kimi generallerin önü kesiliyor, buna karşılık kimilerinin önü açılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bütün bu faaliyet ne zaman yapılacağı belli olmayan seçimlere hazırlık.
Son olarak da seçimlerin fazla öne alınmadan yine de Tayyip Bey’in önündeki üçüncü kez adaylık engelinin aşılması amacıyla normal süresinden az önce 2023 Mayısı’nda yapılacağı ileri sürülüyor.
Seçimler için yapılan hazırlıklar, sandık yarışının hangi koşullarda yapılacağı konusunda şimdiden bir fikir veriyor. Sosyal medyayı zapturapt altına almaya yönelik yeni yasa hazırlıkları seçimlerin tam bir sansür ortamında geçeceğini gösteriyor.
İçinde bulunduğumuz eşi benzeri görülmemiş, bunalımın doğurduğu yoksulluk ve bütün sistemin iflas belirtilerini sergilemeye başladığı bozgun havasında geniş toplulukları sindirmeden neler olup bittiğinin halkın gözünden kaçırılmasının önlemlerini almadan değil seçim kazanmak, seçime kadar gitmek bile imkânsız görünüyor.
Basının yazılı ve görüntülü her türlüsünün cenderesinin yeniden sıkıştırıldığı bir ortamda, sosyal medya da ağzını açamaz hale sokularak iflasın, paniğin ve kaosun gözden kaçırılmasının yanı sıra, kimsenin nefes alamayacağı, neler olup bittiğinin bilinmediği, milli iradenin sağırlaştırıldığı ve kör edildiği bir ortamda halkın oy vermesi isteniyor.
Ama bilgi karartmasıyla yetinilmeyecek, bunun yanı sıra, daha seçmen kütüklerinin düzenlenmesi aşamasında bağımsız yargının yetkilerinin bir bölümünün yürütmeye transfer edilmesiyle, seçmen listelerinde iktidar lehine oynamaların önünün açılması yolu tutulacaktır.
Yargının durumu, YSK’nin daha önceki tutumu, zaten var olan bu yargının da bağımsız olmadığını göstermektedir.
Allak bullak edilmiş seçmen kütükleriyle, bağımlı yargının denetiminde, iktidarın kazanmadığı bir seçimi kazandığını ilan ederek İçişleri Bakanlığı güvenlik birimleri ve YSK ile il ve ilçe seçim kurullarının gayretleriyle, sığınmacıların vatandaşlığa geçirilmesi sayesinde ortalığın bulandırıldığı ortamda, atı alanın Üsküdar’ı geçmesi sağlanmaya çalışılacak, buna karşı gösterilen halk tepkisinin iktidarın kolluk güçleri ve paramiliter kuvvetleri vasıtasıyla, güç kullanarak bastırılıp, üstesinden gelinmesi için uğraşılacaktır.
Gerçi sistemin tümüyle iflası, çarkların genel kilitlenmesiyle, iktidarın milli iradeyi bastırma girişimleri muhalefetin uyanık tepkisiyle de sonuçsuz kalacaktır. Ama muhalefetin bu tepkileriyle baskıların sonuçsuz kalmasının kaçınılmaz olması, büyük saldırının çok olumsuz etkilerini tümden ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.
Felaketin engellenmesi yalnızca, sonucun akim kalmasıyla sağlanamaz. Milli iradeyi gasp etmeye çalışacak olanların atılımlarının kaçınılmaz sonucunu yanlış hesaplamaları, yalnız kendilerini değil, tüm toplumu olumsuz etkileyecektir.
Toplum seçimlere giderken bu gerçekleri ne kadar iyi bilir, ne kadar önlem alırsa olay o kadar az yıkımla atlatılabilir.
…***
Faruk Çakır 24 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Millet için de ek bütçe yapılır mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Devlet işlerini erkenden planlar, karşılığında parayı da hazırlar ve işlerini buna göre yapar. Bazen işler planlandığı gibi gitmez, ‘ilave para’ ihtiyacı hasıl olur ve bu da ‘ek bütçe’ yapılarak halledilir. TBMM’ye sunular bir kanun teklifiyle, bütçeye toplam 880.4 milyar lira ödenek eklenecek. Yani, devlet daha önceden planlanana göre 880 milyar lira daha fazla paraya ihtiyaç duyulmuş oluyor. Tabii ki işlerin devamı için ek bütçeye ihtiyaç duyulması mümkündür ve daha önce de bu yola müracaat edilmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Teklifin gerekçesinde; başta doğal gaz ve elektrik fiyatlarında yaşanan maliyet artışlarının vatandaşlara yansıtılmaması için BOTAŞ’a yapılan kaynak transferleri, enflasyon nedeniyle kamu görevlilerinin maaş ve ücretlerinde yapılan artışlar, emekli maaşlarında yapılan artışlar, sosyal güvenliği olmayan vatandaşların sağlık prim ödemeleri, işveren prim teşviki ödemeleri gibi Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan bütçe transferleri, kamu idarelerinin elektrik, akaryakıt ve yakacak alımları ile taşımalı eğitim gibi çeşitli nedenlerle ek bütçeye ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiş. (AA, 21 Haziran 2022)
Gerek merkezi idare ve gerekse belediyeler bir bakıma israfta birbirleriyle yarışıyor denilse yanlış olmaz. Madem ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıyayız, acil olmayan bazı işlerin ertelenmesi icap etmez miydi? Yaşadığımız krizin dünyadaki hal ve gidişle irtibatı olsa bile, esas mesele bizim israftan geri adım atmamış olmamız değil mi? Bunca tartışma ve kriz haberleri içinde bir tane olsun “Kriz sebebiyle şu israf kaleminden vazgeçildi” diye bir haber duyuldu mu? Hangi tören, hangi karşılama ve uğurlama programı ‘israf olmasın’ diye iptal edildi? Peki, karşılama ve uğurlama törenleri ve benzeri başka toplantılar azaltılamaz mı? Yoksa, “Bizde para çok, her güne on program” anlayışı mı devam edecek?
Devlet ek bütçeye ihtiyaç duyduğu gibi millet de ek bütçeye muhtaç hale gelmiştir. Her gün ve ölçüsüz şekilde gelen zamlar vatandaşı iyice köşeye sıkıştırmış durumdadır. Türkiye’yi idare edenler hadiseye bir de bu gözle baksa iyi ederler. Ne yazık ki idarecilere göre kriz yok. Bir de bunu vatandaşa anlatabilseler!
Başta devlet idarecileri olmak üzere herkes ve hepimiz her türlü israftan uzak durmak mecburiyetindeyiz. Bu israf anlayışı devam ettiği sürece ‘ek bütçe’ler de derde çare olmaz, bilinsin...
…***
Esfender Korkmaz 24 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Tüketici panik yaşıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası ve TÜİK tarafından ortaklaşa ve aylık anketlerle hazırlanan Tüketici Güven Endeksi; tüketicilerin ekonomik duruma ilişkin geçmiş yorumlarını ve beklentilerini, kişisel mali durumlarını, yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimlerini gösteriyor. Üretici de aynı zamanda bir tüketicidir. Bu nedenle Tüketici Güven Endeksi, ekonominin barometresidir. Ekonomik konjonktürü etkileyen çok sayıda değişken olmakla birlikte, tüketici güveni bunların başında gelmektedir. Ayrıca Tüketici Güven Endeksi, ekonomide en önemli yol göstergesidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Tüketici Güven Endeksinde 100 güven sınırını, 100 üstü güveni, 100 altı güvensizliği gösterir.
Ayrıca sermaye ve para piyasası, yatırım sermayesi, tüketici güvenine ve tüketici beklentilerine göre hareket eder, strateji ve yatırım planlaması yapar. Hükümetler de Tüketici Güven Endeksine göre, iyileştirici istikrar kararları alır.
Haziran ayı Tüketici Güven Endeksi, 44,8 ile dip yaptı. Endeksin bu seviyeye inmesi, tüketicinin panik içinde olduğunu gösteriyor.
* Tüketici hane halkının maddi durumunun da giderek bozulduğunu söylüyor. Geçen sene Haziran ayında yüz 62 olan endeks değeri bu sene 44,8'e düştü.
* Ankete göre tüketici; bir yıl sonrası içinde genel ekonomik durumun daha da çok bozulacağını söylüyor. Ekonomik durum beklentisi 2017 yılından beri düşüyor. 2021 Haziranda 86 iken bu haziranda 61,6'ya geriledi.
Ekonomide olumsuz beklentilerin Türkiye için oluşturduğu en önemli sorun yatırımları engellemesidir.
Aslında yatırım yapma isteği, yalnızca mevcut talep yapısı ile ilgili değildir. Gelecekte olumlu beklentiler varsa, kriz dönemlerinde yatırım yapmak daha rasyonel olur. Ama Türkiye'de beklentiler de olumsuz… Dahası Türkiye'de yatırım yapmayı talep dışında hukuk altyapısı ve bürokrasi de engelliyor.
Hukuk reformu ve idari reform yapılması şarttır. Aslında reforma da gerek yoktur. Türkiye yeniden parlamenter sisteme dönerse, yatırımlar da kaldığı yerden devam eder.