Haziran 27, 2022 08:20 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: İran Dışişleri Bakanı Türkiye'ye gelecek

Star:

Milli Muharip Uçak için yurt dışına gitmemize gerek kalmadı! Türkiye'den kritik hamle

Milli gazete:

Hak-İş Genel Başkanı Arslan: Asgari Ücret Komisyonu toplanmalı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 26 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Bakan yardımcısı bey, bu sözler size mi ait, ‘tarım yerine sanayi’!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İnsanın küçük dilini gerçekten yuttuğu olağandışı -tıbbi- durumlar vardır, şaşkınlıktan bu olur mu, bilmiyorum, ama bu deyim konuşamamaya denk gelir. Mustafa Çakır’ın “Hedefleri tarım arazileri” başlıklı haberi de bende şaşkınlık yarattı. Endüstri Bölgeleri Yasası görüşmelerine Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Büyükdede katılmış. Ben konuşmasıyla ilgiliyim. Kimler laf attı, neler konuşuldu bilmiyorum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hasan Bey aslında bir gerçeği dile getirirken diğer gerçeği ise batırıyor.

Diyor ki “Sanayimizin kapasitesi az”. Doğru. Bunu da sanayinin toplam kuruluş yüzölçümlerinin azlığı ve kıyaslayarak yapıyor. Doğru ve ilginç:

“110 bin hektar organize sanayi bölgemizle birlikte toplam 280 bin hektar sanayimiz var. Atla deve değil. Şu anda  endüstrisi zayıf ülke grubundayız.. İtalya kullanım alanı küçük ama 650 bin hektar sanayisi var.. Fransa’nın 922, Almanya’nın 1.5 milyon hektar...”

Bakan yardımcı bey, çok kaba bir yaklaşımla, o ülkelerin adam başına milli gelirini sanayi yüzölçümleriyle orantılıyor. İtalyan 31 bin dolarlık, Almanya 46 bin dolarlık, Fransa 39 bin dolarlık...

Büyük yanlışlar başlıyor bu saptamayla.. Bakacağız. Ve devam ediyor:

“Türkiye ise 8 bin 500 dolarlık fakirlik sınırı içinde gidip geliyor” dedikten sonra, sanayi bize 280 bin hektarla 300 milyar dolar getiriyor, “tarım alanımız 230 bin km kare, yani Türkiye’nin yüzde 30’u, ama bize getirdiği 50 milyar dolar, tarım tarım diye bağırıyoruz çağırıyoruz da durum bu...” diyor.

Burada da birden fazla hem de büyük yanlış var..

Vardığı sonuç: Yok şurada mera, burada ot varmış burada kök var diyerek elimizi kolumuzu bağlamadan.. Verelim tarım alanlarını sanayiye, ya vasatlıkla idare edeceğiz, birbirimizi yiyeceğiz ya da bu çemberi kıracağız...

Burada da yanlışın şahını yapıyor. Adeta veya tam olarak ya sanayi ya tarım noktasına gelerek.

Bakan yardımcısı bey, 20 yıldır iktidardasınız...

Türkiye’nin adam başına milli gelirini nasıl 8 bin 500 dolarda tutmayı başardığınızı, bu konuda yaptığınız yanlışları anlatarak bundan sonraki yolda ülkeye ışık tutmanızı istemek, haksızlık mı olur?

Bakan yardımcısı bey, sanayiyi, muhalefet, sizden önceki iktidarlar, veya her şeyin müsebbibi dış güçler mi küçülttü, veya gelişmesini, 280 bin hektardan 600 bin hektara çıkmasını, 300 milyar doların 600 milyar dolara yükselmesini, engelledi?

20 yıldır iktidarsınız, elinizi tutan mı vardı veya neydi?

Sanayinin payı sizden önce, 1998’da, gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içindeki payı yüzde 25.06 idi. Siz Türkiye’yi aldınız sanayisizleştirdiniz. Bu payı yüzde 18.5’lerin altına kadar düşürdünüz.

TÜİK’in hesabına göre, 2019’da imalat sanayinin GSYH içindeki payı yüzde 18.3 iken 2020’de ancak 19.1’e yükselebilmiş!

Yani, AKP 20 yıl içinde henüz kendisinden önceki orana uzak duruyor.

...***

Taha Akyol 26 Haziran tarihli Karar gazetesinde, " İktidar önünü göremiyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’nin ‘orta gelişmişlikte ülke’ olmasından kaynaklanan yapısal sorunlar bir tarafa, yaşamakta olduğumuz ağır güncel sorunların temelinde, iktidarın önünü görememesi yatıyor. Dış politikadaki yalnızlığın da ekonomideki ağır krizin de büyük ölçüde sebebi bu. Erdoğan on bir yıl önce, 29 Nisan 2011 günü TÜMSİAD konuşmasında “enflasyon, faizin sonucudur, vatandaşımızı faize ezdirmeyeceğiz” diyerek ‘heterodoks’ bir yola girerken doğru yaptığını düşünüyordu. Fakat 2022 bütçesine 224 milyar lira faiz ödeneği koymak zorunda kalacağını elbette öngörmüyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Geçen Aralık ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan “enflasyon ve fiyat artışları hızla düşecek derken temennimizi değil, teknik bir hakikati, mutlaka olması gereken bir durumu ifade ediyoruz” diyordu. (31 Aralık 2021)

Bu anlayışla, 1 trilyon 750 milyar liralık bütçe yapıldı ama enflasyon şahlandığı için beş ayda tüketildi, şimdi “ek bütçe” ile 1 trilyon 80 milyar lira daha istiyor. 2022 bütçesi çıkacak 2 trilyon 830 milyar liraya!

Bu nasıl bir öngörü? Hem de “bütçe” gibi en temel dokümanda!

Aralık ayında 2022 bütçesi görüşülürken, bakın, Samsun milletvekili iktisatçı Erhan Usta ne demişti:

“Getirdiğiniz bütçenin üçte biri çok kısa süre içerisinde eridi… Yanlış borçlanma politikanız yüzünden 39 günde Hazine’nin borcu 606 milyar lira arttı…” (9 Aralık 2021)

İstanbul Milletvekili iktisatçı Akif Hamzaçebi kur, faiz ve enflasyon rakamlarını vererek şöyle demişti:

“Hem harcama tarafını hem gelir tarafını düzenleyen hem bu çerçevede borçlanma dengesini yeniden kuran ek bir bütçeye mutlaka ihtiyaç var.” (20 Aralık 2021)

Görüyor musunuz iktisat ilminin nasıl gerçek “öngörü” kazandırdığını?

Sıkı particilik ya da ideoloji gözlüğüyle bakmak objekitf gözlem ve öngörüyü engelliyor.

İktidar da mesela Mısır’la yıllar boyu kavga ederken Doğu Akdeniz’de yalnızlığa sürükleneceğimizi öngöremedi. Ekonomide tüketimi körüklerken bunun enflasyonu patlatacağını öngöremedi.

...***

Mehmet Kara 26 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " Karne kırıklarla dolu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"18 milyonu aşkın öğrenci karnelerini alıp yaz tatiline çıktı. Karnelerde kırıklar olduğu gibi teşekkür ve takdir alanlar da elbette oldu. Liselere ve üniversitelere giriş imtihanları da yapıldı. Öğrenciler sabırsızlıkla sonuçları beklemeye başladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Hükümetin karnesine bakıldığında ise teşekkürlük ve takdirlik bir durum gözükmüyor. Tam tersine, hukuk, ekonomi, eğitim ve sağlık politikaları başta olmak üzere bütün konularda notları kırıklarla dolu. Hele hele Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin karnesi hiç iyi değil. Bütünlemede geçmesi bile mümkün değil. Zaten basın hürriyeti, yargı bağımsızlığı, gelir dağılımı, adalet, yolsuzluğu önleme gibi konularında “direk” sınıfta kalmış durumda. 

Sadece yeni sistemin ekonomi karnesine bakılsa bile bu net şekilde ortaya çıkar. Bu alanda hiç geçer notu yok. Sistemin uygulanmaya başladığı günde 4.70 olan dolar bugün 17.40’lar seviyesinde. 5.75 lira olan mazot bugün 30 lirayı geçti. 1.5 lira olan ekmek şu anda 5 lira… Asgari ücret 2013’te 425 dolar ederken, şimdi 270 dolar ancak ediyor. 

Bütün bu göstergeler bile hesaba katılsa hükümet sınıfta kalmış durumda. Zaten millet yaşayarak bunu görüyor.  

Bunları çözmesi gerekenler hâlâ diğer ittifakının adayını merak etmekle uğraşıyor. Küçük ortak patates, soğan, domates, patlıcan fiyatlarını abartıp milletimize kötümserlik aşılandığını bile söyleyebiliyor… Sokağa çıksa görecek ama çıkmıyor, çıkamıyor 

Kamuoyu araştırmacısı Mehmet Ali Kulat, “Siz var olana yok deyince var olan yok olmuyor. Ekonomik kriz, işsizlik, adalet, torpil, rüşvet, hayat pahalılığı, gençlerin umutsuzluğu, geçim zorluğu... Durum bu. Konu iktidar muhalefet meselesi değil! Millet bu sorunları iliklerine kadar yaşıyor. Yok deyince yok olmuyor” demiş. Ancak bunları çözecek iktidardır, yapamıyorsa getirir sandığı millete gider, millet yapanı getirir, yapamayanı dinlenmesi için muhalefete gönderir. 

Burada esas çözülmesi gerekende hukuk ve adalet sistemidir. Eski Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “her şeyin başı hukuk ve adalet” demişti. Öyleyse bu alandaki sorunlar çözülerse birçok konu çözülmüş olur.  

Kötü giden ekonominin sorumlusu Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati göreve geldiği andan itibaren yaptığı açıklamaları, mimikleri, kullandığı ifadelerle hep gündem oluyor. Zaman zaman görevden alınacağı, konuşma yasağı getirildiği ile ilgili haberler çıkıyor. Ancak 2 gün konuşmasa üçüncü gün konuşuyor yine gündeme oturuveriyor. 

Maliye eski Bakanı Berat Albayrak “Burası çok önemli” kitabı yazmıştı. Sayın Nebati’nin kitabının adı ise muhtemel ‘Gözlerimin içine bak’ olacaktır. Kitap çıktığında gözler ışıldar mı yoksa feri mi söner onu göreceğiz… 

Anlaşılan Nebati de kitabını Albayrak gibi emekliliğinde yazacak.