Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Enflasyon düşmeden asgari ücret zammı işe yaramaz
Yeniçağ:
Bakan Kurum, Karadeniz'deki felaketi 'dış faktör'lere bağladı
Cumhuriyet:
Şehir hastanelerine ayrılan tutar Sağlık Bakanlığı’nı geçti
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İbrahim Kiras 2 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, "Ankete gerek var mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AK Parti bir anket yapmış, seçmenlere “Bize neden kırgınsınız?” diye sormuşlar. Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki’nin yaptığı açıklamaya göre, “kırgınlık” gerekçesi olarak “İstanbul’da birinci sırada Suriyeliler, ikinci sırada ekonomik meseleler, Ankara’da da birinci sırada ekonomik, ikinci sırada Suriyeliler” konuları çıkmış."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelerre yer veriyor:
...***
Özhaseki, her şeye rağmen, “ekonomiden dolayı kırgın olan” seçmenin başka partilere gitmeyip kararsız pozisyonda kaldığını, seçimde yine kendilerine oy vereceğini söylüyor. Çünkü, Özhaseki’ye göre, seçmeni iktidara küstüren sorunları yine ak partinin çözebileceğine dair bir inanış varmış toplum genelinde.
Üstüne üstlük, partisinin alabileceği oy oranı düşmüş bile olsa, cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için Erdoğan’ın kişisel oyunun yeterince yüksek olduğunu ileri sürüyor. Bu konuda söyledikleri şunlar: “Çok şükür en çok sevindirecek taraf burası. Cumhur İttifakı olarak biz bir araya geldiğimizde Cumhurbaşkanımızın oyu, partilerin oyundan daha yüksek. Cumhurbaşkanımızın ismiyle yapılan anketlerde, çok açık ara Cumhurbaşkanımız önde. Yüzde 50’yi çok rahat geçebiliyoruz.”
Bu açıklamalar iktidar partisinin şu anki resmî görüşünü ifade ediyor. İçeride neler konuşuluyor olduğu bir tarafa, seçim propagandasının çerçevesi bu. Sandığa bu argümanlarla gidiyor AK Parti.
Son anketlerin bir kısmında oyları yüzde otuzun bile altına düşmüş görünen iktidar partisinin “Büyütülecek bir mesele yok. Eski yıllarda bize oy vermiş olan seçmen yine oyunu bize verir herhalde” yaklaşımıyla seçime hazırlanması akla uygun olmasa gerek. Bu tutum yaklaşan tehlikeyi görmemek için başını kuma gömmek demek.
Peki, bunun dışında ne yapılabilir? Çare var mı? İktidar partisinin küskün seçmenini geri kazanabilmek için yapabilecekleri vardı belki bir süre öncesine kadar. Ama artık yok. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildiği günden beri yok. Son şansını 2018 seçimlerinde kullandı. Ama o günlerde verilen sözlerin hiçbiri yerine getirilmedi. “Ülke daha iyi yönetilecek, hızlı karar alınacak, ekonomi uçacak, dünyanın hâkimi olacağız vs.” denilerek halkın desteği alınıp tesis edilen bugünkü yönetim sisteminin “başarı”ları ortada.
Bilhassa “Bu kur filan, bunların hiçbirisi bizim geleceğimizi belirleyen şeyler değil (…) 24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin. Ha ondan sonra bu faizle, şunla, bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” vaadinin karşılığında seçmen son bir şans daha vermişti. “Belki şapkadan bir tavşan çıkar” ümidiyle… Galiba o sırada muhalefet kanadında iktidar alternatifi olma yeterliği görmediği için biraz da…
Muhalefetin “iktidar ümidi olma yeterliği” konusunda da ciddi bir mesafe alındığı söylenmek durumunda. Belki hâlâ birtakım eksikleri olsa da ortak bir masa etrafında toplanan altı muhalefet partisinin aralarındaki siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak, ülkedeki tahribatı onarmak üzere, denebilirse bir “milli birlik hükümeti” teşkil etme yönündeki irade beyanları önemli.
Dolayısıyla vatandaşın bir kere daha “Belki şapkadan bir tavşan çıkar” ümidine kapılıp aynı vaatlere yeniden ikna olacağını düşünmek çok büyük bir hata olur.
...***
Kazım Güleçyüz 2 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " 6’lı masanın adı Demokrasi İttifakı olmalı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ülkenin genel durumunun ve gidişatının, tek adam rejimiyle her alanda tırmanan kronik kriz ve problemlerin, bunlara karşı çözüm arayışlarının, 6’lı masa ve Millet İttifakı çalışmalarının değerlendirildiği derinlikli bir sohbetten çıkan sonuç, şöyle bir teklif olarak bize iletildi:“6’lı masanın adı Demokrasi İttifakı olmalı.” 2018 seçimi öncesinde CHP, İyi Parti, DP ve SP arasında kurulan Millet İttifakı, iktidarın bütün engelleme ve sabote etme çabalarına rağmen önemli bir başarıya imza attı. Bu ittifak sayesinde İyi Parti Mecliste grup kurdu, DP ve SP Mecliste temsil imkânı buldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Aynı başarı 2019 yerel seçimlerinde daha ileri boyutlara taşındı; İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri bu ittifakla kazanıldı.
Gelinen noktada Millet İttifakı, parlamenter sisteme dönüş hedefiyle ve AKP’den ayrılan kadrolarca kurulan DEVA ve Gelecek Partilerinin katılımıyla yoluna devam ediyor.
Evvelce de ifade ettiğimiz gibi, gerçi bu iki parti henüz seçim ittifakı anlamında Millet İttifakına dahil olmuş değiller, ama 6’lı masaya katılmaları onları da bir şekilde bu ittifakın üyeleri konumuna getiriyor. Ki, işin mantığı da kaçınılmaz olarak bunu gerektiriyor.
İşte bu noktada, yukarıda aktarılan teklifin gündeme alınarak değerlendirilmesi lâzım.
Ülkeyi tek adam rejiminden kurtarıp güçlendirilmiş parlamenter sisteme döndürme hedefiyle kurulan 6’lı masanın Demokrasi İttifakı adıyla yola devam etmesi, hem yapılmak istenenle tutarlılık arz eder; hem de hitap alanını genişleterek adalet ve hürriyet mücadelesinin çok daha geniş bir alan ve zeminde yürütülmesine büyük katkısı olur.
Böyle bir isim, tek adam rejimi kaynaklı hukuksuz ve keyfî uygulamalardan bunalan ve demokratik bir çıkış yolu arayan kitlelere daha kolay ve doğrudan ulaşılmasını sağlar.
Şu aşamada daha büyük bir ihtiyaç haline gelen “doğrudan halka dokunacak etkili ve güçlü mesajlar”ın verilmesi de, böyle bir isimle çok daha rahat ve mümkün hale gelir.
Bize ulaşan teklifi 6’lı masa liderlerine, bilhassa bu gerekçelere dayanan önemini vurgulayarak iletiyor ve 3 Temmuz buluşmasının gündemine bu konunun da dahil edilip olumlu bir sonuca bağlanmasını diliyoruz.
Evet, Türkiye’nin ihtiyacı âcil, güçlü, samimi ve geniş tabanlı bir demokrasi ittifakı...
...***
Remzi Özdemir 2 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Yazık değil mi bu ülkeye?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Gerçekten çok yazık. 80 milyonluk ülke alev alev yanıyor. Şimdi diyeceksiniz ki Türkiye'nin nüfusu 80 milyon değil 84 milyon. Doğru 84 milyon ama bu yangında malı, canı yanan 80 milyon insan. O 4 milyon kişi bu yangından faydalanan kişi. Şöyle düşünebilirsiniz; orman yanıyor ama birileri seviniyor. Çünkü yanan ormanın yerine lüks villa ve 5 yıldızlı otel yapacaktır. Bugün Türkiye'de yaşanan aynen böyle."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu yangında emek ucuzladı. Enflasyon nedeniyle insanlar karın tokluğunun bile altı bir ücretle çalıştırılıyor. Asgari ücret bugün arttırılıyor ama 1 ay sonra hiç alım gücü kalmıyor.
Bu yangının adı enflasyon. Yüzde 73 enflasyon ne demek biliyor musunuz? 80 milyonluk halkın fukaralık çukurunun en dibine gitmesi demek. Amerika'da enflasyon yüzde 8 oldu diye kıyamet kopuyor. Almanya'da 8 oldu bizim Almancılar isyan etmeye başladı burası çok pahalı diye. İyi de resmisi bile yüzde 73 olan bu ülkede bizler ne yapalım? Bakın bir hafta sonra Kurban Bayramı ve insanlar artık ne kurban alabiliyor ne de memleketine gidebiliyor. En ucuz uçak bileti 989 lira. En yakın mesafe otobüs bileti 400 lira. Milyonlarca insan çoluğuna çocuğuna bu bayram hiçbir bayramlık alamayacak.
Peki bu ülke neden yanıyor?
Tek bir adamın inadı uğruna bütün devletin aklını yitirmesi ve bu inadın altını doldurmak için yaptığı çabadan dolayı. Geçen hafta şirketlerin dövizlerine yönelik yapılan operasyon borsada sert satışa neden oldu. Türkiye'den daha çok para çıkışına neden oldu.
Artık kimsenin Türkiye'den umudu kalmadı. Umudu kalan, 80 milyonun dışında kalanlar ve halen Almanya'da yaşayıp da, "Almanya bizi kıskanıyor" diyen bir avuç Almancı.
Hiç kimse kusura bakmasın ama, halen bu yangına "enflasyon tüm dünyada var. Hükümet ne yapsın" diyenler büyük bir vebal altındasınız. Her gece yatağa aç giren ve bu bayramı mutsuz yaşayan binlerce çocuğun vebali üzerinizde olacaktır. Yazık bu ülkeye hem de çok yazık!