Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Soma'daki özelleştirmeye karşı Ankara'ya yürüyen işçilere jandarma engeli
Star:
Erdoğan: Karadeniz'den birçok ülkeye nefes borusu açacağız
Yeniasya:
Mutfakta yangın var
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar 22 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İktidar devleti çökertince!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Devlet, doğada yoktur: İnsanların bir arada yaşamalarını sağlamak, ilişkileri düzenlemek amacıyla, yine insanlar tarafından kurulmuştur. Her devletin birinci görevi, egemen olduğu bölgedeki insanlar için üretim yapılmasını sağlamak ve bu üretimin getirisini, milli geliri, vatandaşları arasında bölüştürmektir. Siyaset, milli gelirin dağıtılmasındaki tercihler üzerine inşa edilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sol siyaset, milli gelirin bölüşülmesinde eşitlik ve adalet ilkelerine, ulusal üretim güçlerine, emeğe önem verir.
Sağ siyaset milli gelirin bölüşülmesinde eşitlik ve adalet ilkelerini dikkate almaz, sermaye gruplarını ve emperyalistleri kollar.
İnsanların üretim yapabilmeleri için mülkiyet ve üretim ilişkilerinin belirlenmiş olan kuralları gerekir.
Kimileri adil ve haklı kimileri gayri adil ve haksız olan bu ilişki kuralları devlet tarafından konulur ve ordu gibi, güvenlik güçleri gibi meşru olarak zor kullanma hakkına sahip olan kurumlarca ve hukuk devletlerinde bağımsız olan yargı erki tarafından korunur.
Devlet kalıcı, devleti yönetmek için seçilen siyasal iktidar ise geçicidir.
Devleti bir süre için yönetmeye aday olan ve seçmenden oy isteyen politikacılar, bu devleti vatandaşlarının lehine en iyi kendilerinin kullanacağını iddia ederler. Seçenleri ikna ederlerse iktidar olurlar. Kendilerini seçenlerin desteğini kaybedince de iktidardan düşerler.
Ne yazık ki bazı siyasal iktidarlar, seçildikten sonra, kendilerinden bağımsız olan devleti doğrudan kendi emirleri altına almaya ve halka değil, kendilerine hizmet etmeye çalışırlar.
Erdoğan/AKP iktidarı 20 yılda, özellikle de 2007’de Gül Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, devletin temelini oluşturan yargı mekanizmasını ele geçirmiş, yargı yoluyla, askeri, polisi, üniversiteyi, bağımsız devlet kurumlarını ve medyayı kendi emrine almış ve bu kurumları çökertmiştir.
Ama çökerttiği devlet kurumlarının yerine yenilerini inşa edecek ne bilgisi ne deneyimi ne de kadroları olduğu için, bizzat kendisi de çökerttiği devletin altında kalmıştır.
Bu arada 15 Temmuz darbe girişimini araştıran TBMM komisyonunun raporu bir türlü yayımlanamamış...
Tartışmalar sonunda yayımlanan rapor ise tüm ekleri ve muhalefet görüşlerini kapsamamış...
Köprü ve yol yatırımları ile doğanın ve kentsel arsaların yağmalanması birkaç yandaş şirketin girişkenliğine terk edilmiş...
İktidar sürekli olarak temel enerji ve tüketim maddelerine, vergilere zam yapmaya başlamış...
Kendi yandaşlarının vergi borçlarını silmiş...
Gerçeklerin topluma duyurulmasını çeşitli baskı tedbirleri ve cezalarla önlemeye çalışmış...
Bu arada bazı insanlar da haksız yere hapiste çile doldurmaya devam etmiştir!
…***
Kazım Güleçyüz 22 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “15 Temmuz Mecliste nasıl karartıldı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen hâlâ karanlıkta olan meş’um 15 Temmuz kalkışmasını aydınlatmak için kurulan Meclis Araştırma Komisyonu aylarca çalışarak bir rapor hazırlamıştı. Ama gelinen noktada bu rapor, Meclis eski Başkanı İsmail Kahraman’ın ifadesiyle “âtıl:” “Komisyon derinlemesine iyi bir çalışma yaptı, ama genel kurulda görüşülemedi. Dosya tekemmül edemedi ve öylece kaldı.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Şimdiki Başkan Şentop’un izahı ise şöyle:
“İçtüzük hükümlerine uygun olarak tüm süreçleri tamamlanmış bir Meclis Araştırması Komisyonu Raporu, TBMM Başkanlığına sunulmadı. Dolayısıyla hukuken (resmî anlamda) Meclis Araştırması Komisyonu Raporu niteliğini taşıyan bir rapor bulunmuyor.”
Komisyon Başkanı Petek farklı kanaatte:
“Tekemmül etmiş, fakat genel kurulda görüşülmemiş bir rapor var. Meclis Başkanlık Divanının takdiriyle genel kurula indirilmemiştir. Niye inmemiştir? Ben bilmiyorum.”
Bu noktada İsmail Saymaz’ın bir AKP eski milletvekilinden ilettiği iddia dikkat çekici:
“Komisyonun bir evresinde (AKP Grup Başkanvekili) Elitaş devreye girdi. Özel çaba sarf etti raporun yayınlanmaması için. Meclis Başkanına baskı yaptı. Reşat Petek, yayınlanması gerektiğine dair ısrar etmesine rağmen Elitaş her seferinde devreye girdi. Cumhurbaşkanı da ikna edildi. Rapor kadük oldu.”
Petek bu konu için “Bilgim yok” diyor.
Peki, rapor tekrar gündeme gelebilir mi?
Kahraman’a göre, “Her zaman mümkün. Meclis kabul ettiği sürece yeniden incelenir.”
Petek ise “Bir dönemde görüşülmezse sonraki döneme intikali diye birşey yok” diyor.
Şentop da aynı şeyi ifade ediyor:
“İçinde bulunduğumuz 27. Yasama Döneminde TBMM İçtüzüğünün 77. maddesi uyarınca hükümsüz hale gelen söz konusu Meclis araştırmasına ilişkin olarak TBMM Başkanlığınca, 26. Yasama Döneminde yaşanılan süreçlerin açıklanması dışında, yapılabilecek yeni bir hukukî işlem bulunmamaktadır.”
Bu açıklamalar öncesinde Kahraman’ın topu attığı Şentop için “İlgileneceğini söyledi. Dönüş olmadı” diyen Petek’in asıl itirazı ise şu:
“Meclisin web sitesinde ‘Komisyon raporu vermedi, hükümsüzdür’ diye bir cümle yazılı; tarihî gerçekleri tersyüz eden bir açıklama.”
Sonuç: Karartma. Üstelik TBMM eliyle...
…***
Abdülkadir Özkan 22 Temmuz tarihli Milli gazetede, “Memleketi 20 Senedir Muhalefet mi Yönetiyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan İran dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, “Bu muhalefet Türkiye’nin en büyük talihsizliği” demiş ve eklemiş: “Batı ülkelerinde, iktidarlarını desteklerler. Ama bizde bu yok. Yalan üzerine kurulu bir siyaset var.” Haberin başlığını görünce aklıma ilk gelen soru, “Memleketi 20 senedir muhalefet mi yönetiyor?” oldu. İster istemez bu memleketi içine yuvarlandığı özellikle ekonomik bunalımdan çıkarmak istediğiniz bir projeniz var da uygulanmasına muhalefet mi engel oluyor demekten de insan kendisini alamıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kısacası, ülkemiz öyle bir dönemden geçiyor ki iktidarın almak isteyip de alamadığı bir karar olmadığı gibi, yapmak isteyip de yapamadığı bir atılım önünde muhalefetten gelen bir engel bulunmuyor. Ancak, iktidarın muhalefeti itibarsızlaştırma, vatandaşın gözünden düşürmeye yönelik bir üslubu var ve bu üslup giderek de sertleşiyor. Bu sebeple de iktidar ve muhalefetin bir araya gelmesi, sorunları konuşması mümkün olmuyor. Kısacası, toplumda ciddi bir ayrışmaya yol açıyor. Hâlbuki ülkenin sorunlarının çözümü yönünde muhalefetin engel çıkarması söz konusu değil. Öyle anlaşılıyor ki, muhalefet sadece iktidarın her yaptığını desteklesin, eleştiri yapmasın isteniyor. Yani eleştiriye tahammülsüzlük söz konusu. Çünkü görülen bir aksaklığın dile getirilmesi ve çözüme kavuşturulmasının istenmesini yalancılık olarak nitelendirdiğiniz sürece nasıl olacak da muhalefet yanınızda olacak? Kaldı ki, iktidarın yukarda da belirttiğim gibi yapmak istediği hiçbir konuda muhalefetin desteğine ihtiyacı yok.
Sözün özü seçim yaklaştıkça iktidar sözcülerinin üslubunun sertleşmesi, özellikle muhalefeti dışlayıcı, bunun da ötesinde suçlayıcı bir dil kullanmakta ısrar etmesi öyle anlaşılıyor ki, toplumun dikkatini acil çözüm bulunması gereken sorunlardan başka yerlere çekmek ve böylece toplumu meşgul etmek stratejisi benimsenmiş. Bunun da ötesinde muhalefeti ülkeye düşman, teröristlerle işbirliği yapan bir tavır içinde gösterme gayreti ister istemez bazı konularda iktidar ve muhalefetin birlikte olmasını engelliyor. Hâlbuki muhalefetin yaptığı şey kendilerinin yaptığı ittifak iken kendileri dışında kalan partiler ve oluşturulan ittifaklar sık sık ağır ithamlara muhatap oluyor. Söz gelimi mevcut yasalar içinde seçime girmiş seçmenden oy alarak Meclis’te temsil edilir olmuş bir parti milletvekili ile bir muhalefet mensubu yolda giderken selamlaşmış olsa bile hemen terör destekçisi olarak ilan edilebiliyor.
Kaldı ki, bu ülkede yasalar var. Bir partinin mensuplarından bazıları terör destekçiliği yapıyor ya da yapmış ise bu hükmü vermek durumunda olan yargıdır. Böyle bir karar varsa gereğini yapacak kurumlar da bellidir. İktidar sahipleri her türlü yetkiyi kendilerinde görüyor, muhalefetin yol gösterici eleştirilerinden bile rahatsız olur hale gelmiş görünüyorlar.
Kısacası, iktidar sahipleri ve ortaklarının yapmak isteyip yapamadıkları bir şey olmadığı gibi yaptıklarını kimse ile paylamaya yanaşmazken, yapamadıklarının, yapıp da yanlış uygulamalar sebebiyle istenen sonucu almadıkları karar ve uygulamaların sorumluluğunu muhalefete yıkmakta bir sakınca görmüyorlar. Hâlbuki iktidarlar yaptıklarından da yapmadıklarından da kendileri sorumludurlar.