Temmuz 24, 2022 08:04 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Koronavirüs vaka sayıları hızla artıyor! Uzmanlar: Maske zorunluluğu getirilmeli

Karar:

Kılıçdaroğlu: G20'den düşen değil, ilk 10'a giren Türkiye istiyoruz

Yeniasya:

Şiddet, sağlık sistemini tehdit ediyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Barış Doster 23 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Piyasa ekonomisi ve piyasa toplumu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ülkemizdeki ekonomik sorunları konuşurken; yüksek faiz, yüksek döviz kuru, yüksek enflasyon, yüksek dış borç, yüksek işsizlik sarmalına ilişkin çözüm önerilerini tartışırken; dünyayı da yakından izlemekte yarar var. Çünkü hem önemli gelişmeler yaşanıyor hem de Türkiye bu gelişmelerden doğrudan ve hızla etkilenen bir ülke.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

Dahası var, birincil nedenleri bizimkinden farklı olmakla birlikte, dünyanın gelişmiş, merkez, kapitalist ekonomilerinde de enflasyon ve işsizlik artıyor, durgunluk yaşanıyor. Bu da kaçınılmaz olarak siyasal iktisada ilişkin tartışmaları, ideolojik, politik polemikleri besliyor. Liberalizmin, neoliberalizmin çöktüğünü, küreselleşmenin iflas ettiğini daha geniş bir çoğunluk kabul ediyor artık.

Salgın hastalıkla birlikte ABD’de sağlık sisteminin düştüğü durumu gördük. Rusya – Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da yaşanan enerji darboğazını Avrupa aşamıyor. Buna bir de küresel ölçekte tahıl bunalımı eklendi. Avrupa Birliği ülkelerinin aşı edinmek için birbirlerinin adeta gözünü oyduklarını da unutmuyoruz. Zengin ülkeler, nüfuslarının birkaç katına yetecek aşıyı, depolarda tutarken yoksul ülkelere sadece birkaç bin aşı yolladılar. Zenginlerin serveti katlanırken yoksullar daha da yoksullaşıyor bu sistemde. Bu sistem, sadece yoksul insanları öldürmüyor, aynı zamanda insanlığı, vicdanı, merhameti, dayanışmayı, ahlakı da öldürüyor.  

İnsanlık; sağlığı, eğitimi, enerjiyi piyasa dinamiklerine bırakmanın ağır bedelini ödüyor, daha da ödeyecek. Öğrenciyi ve hastayı müşteri yerine koymanın; okulu ve hastaneyi işletme olarak görmenin; öğretmeni ve doktoru pazarlama elemanı olarak tanımlamanın acı sonuçlarını yaşıyor, daha da yaşayacak. Eşitsizliği, adaletsizliği, dengesizliği, daha da artıran, derinleştiren, kurumsallaştıran liberalizmden, neoliberalizmden tamamen kurtulmadıkça kapitalizmin doğası gereği döngüsel olan her krizde, daha çok canı yanacak insanların.  

Piyasa ekonomisine, eskilerin deyimiyle ihtiyatlı, temkinli, tedbirli yaklaşmak; piyasa toplumunu açıktan, usulden ve esastan reddetmek gerekir. Çünkü piyasa ekonomisine teslim olmak, piyasa toplumuna, piyasa kültürüne, piyasa ahlakına, piyasa siyasetine zemin hazırlar. Günümüzde yaşadığımız tam da budur. 

Bu sorunları aşmak için bağımsız bir akılla, bilimsel temelde, bütüncül çözümler üretmekten başka yol yoktur. Bunun için de yola Cumhuriyetçi bir coşku ve bilinçle, halkçı, devletçi bir ekonomi siyasetiyle, planlamayı ve kamuculuğu önceleyen bir programla çıkmak zorunludur.  

…***

Faruk Çakır 23 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Ucuzluk nerede kaldı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Pazarlarda, marketlerde ve mutfaktaki yangın her geçen gün biraz daha alevleniyor. Türkiye’yi idare edenler ucuzluk için ‘yaz ayları’nı işaret etmişlerdi. Yaz ayları da geride kalmak üzere, fakat beklenen ve vaad edilen ucuzluk bir türlü gelmedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İdarecilerin esas hatası, en başta ekonomi sahasındaki sıkıntıları inkâr etmeleridir. Ayaklar yorgana göre uzatılmadığı için her geçen gün kriz büyüdü ve artık önü alınamaz hale geldi. Başka bir yanlışlık da, yaşanan krizin başka ülkelerdeki krizlerle karşılaştırılmasıdır. Elbette her ülkenin kendine göre şartları vardır. “Filan ülkede fiyatlar daha palalı” diyerek Türkiye’deki zamlar savunulabilir mi?

Ekonomik krizin büyümesinde, uygulanan politikalar sebebiyle köylerin fiilen boşalmasının da etkisi vardır. Köylerde yaşayan milyonlarca kişi üretici olmaktan çıkıp tüketici haline gelmiş durumda. Karadeniz köylerini örnek verecek olursak, eskiden her evde 3 ya da 5 büyükbaş hayvan beslenirdi. Şimdi ise hiç inek ya da koyun beslenmeyen köyler var. Köylerde hayvancılığın fiilen sona ermesinin başka zararları da var. Çarşıda pazarda tonu 3 bin TL’ye satılan otlar yaylalarda çürümeye terk edilmiş durumda. Bazı yaylalar var ki, neredeyse 10 yıldır hiç hayvan gitmemiştir. Yüzlerce, hatta binlerce büyükbaş hayvanın ‘bedava’ beslenmesine imkân varken dağlardaki otları çürümeye terk etmek ‘milli servet’ kaybı sayılmaz mı?

Peki, yeniden köylerin canlanması ve az da olsa hayvancılığın gelişmesi mümkün olur mu? Siyasi idare kararlı olursa bunu yapmak mümkün olabilir. Geri dönüşü olmayan yatırımlar yerine iyi kontrol edilmiş bir teşvik sistemiyle köylerde hayvancılık ayağa kalkabilir. İlk adım olarak kış aylarında hayvanların bakımını yapacak bir sistem kurmakla atılabilir. Yaz aylarında köye gidenler, en azından kendi ihtiyaçlarını karşılayacak nispette hayvancılık yapabilir. Fakat yaz aylarında pahalıya ‘süt ineği’ alanlar kış aylarında hayvanlarını yarı fiyatına satmak durumunda kalıyorlar. Haliyle zarar ettikleri için hayvan beslemekten tamamen kopuyorlar. Kış ayları için ‘süt inekleri’ni kışlık bakıma verebilecekleri yerleri olması durumunda hayvancılığın katlanarak artacağını söylemek mümkündür.

Ülkemizde hayvancılık yapılmayan ve yapılması mümkün olan köylerin sayısı 20 bin civarında olduğu tahmin edilse, her köyde 5 yeni ‘süt ineği’ beslenmeye başlasa ortaya çıkan faydayı hesaba katmak lazım.

Üretmeden tüketmeye devam edildiği müddetçe yaz da gelse, kış da gelse ucuzluğun semtimize uğraması mümkün görünmüyor.

…***

Murat Çabas, 23 Temmuz tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Şirketler kapanıyor, tarım bitiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Haziran ayına ilişkin kurulan-kapanan şirket istatistiklerini yayımladı. Veriler, hükümetin "Türkiye Ekonomi Modeli" olarak ilan ettiği, ihracat odaklı ekonomi politikasında hedefleri tutturamadığını net olarak gösteriyor. Bu model bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ilan edildiğinde, üretimi ve yatırımı destekleyeceği, cari açığı kapatacağı ifade edilmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

TOBB verilerine göre Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 40.1 artarken, kapanan şirket sayısı bundan çok daha fazla, yüzde 115.3 oranında arttı. Yani hükümetin yeni ekonomik modeli şirket açmaktan ziyade şirket kapatmayı teşvik etmiş. 

Haziran ayında 2 bin 755 şirket kapanırken, bu yılın ilk 6 ayında kapanan şirket sayısı 10 bin 352'ye ulaştı.

Kurulan yabancı ortaklı şirketler de artmaya devam ediyor. Sadece Haziran'da kurulan yabancı ortaklı şirket sayısı 2 bin 228 oldu. Bir taraftan konutlarımız ve topraklarımız yabancılaşıyor, diğer taraftan şirketlerimiz de yabancılaşıyor.

"Yerli ve milli" ifadesini sık sık iç politikaya dönük olarak kullanan hükümet, "yerli ve milli"nin zıddı ne varsa hepsini ortaya koyuyor.

Para karşılığı satılan vatandaşlık projesi ile de Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı da yabancılaşıyor.

Diğer önemli bir konu "en stratejik sektör" olan tarım ile alakalı…

Prof. Dr. Haydar Baş, "Tarım en stratejik sektördür", "Topsuz, tüfeksiz savaşılabilir ama ekmeksiz, buğdaysız asla savaşılamaz" dediğinde kulak tıkayanlar bugün yaşanan buğday, ayçiçeği krizini, yüksek gıda enflasyonunu, tedarik sorunlarını tecrübe ettiklerinde bu gerçeği anlamaya başladılar.

Anladılar anlamasına ama "Beni sen anladın ama sen de yanlış anladın" misali oldukça yanlış anladılar.

Hükümet ise, buğdayın önemini kavradı, fakat çözüm olarak ülkemiz topraklarında üretmeyi değil, binlerce kilometre ötedeki Venezuela'da üretmeyi devreye koydu. 

Hükümet uyguladığı politikalarla tarımı öyle bir batağın içine soktu ki, Venezuela'da üretip binlerce kilometreden buğday getirmek, ülkemizde üretmekten daha cazip hale geldi!

Ekonomideki olumsuzluk resmi rakamlarla gizlenmeye çalışılsa da, artık TÜİK bile bazı gerçekleri tam olarak gizleyemiyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Mayıs 2022 dönemine ait Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı. Buna göre, Tarım-ÜFE, Mayıs ayında aylık yüzde 5.51, yıllık bazda ise yüzde 123.72 oranında arttı. 

Gerçek veriler çok daha fazla ama bu oran bile durumun vahametini gösteriyor.

Tarım üretiminde en önemli maliyet unsurlarından birisi gübre ve TÜİK'e göre gübre fiyatları yıllık yüzde 236.45 artmış. 

AKP hükümeti 20 yıldır uyguladığı yanlış tarım politikalarıyla tarımı bitme noktasına getirdi. Bu maliyetleri artırıcı dolara ve ithalata bağımlı üretim politikalarına dur denilmezse, çok yakında tarımsal üretim diye bir şey kalmaz.