Temmuz 30, 2022 08:29 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Doğalgazda veriler, 'depolar dolu' diyen Bakan Fatih Dönmez'i yalanlıyor...

Yeniasya:

Akşener: Derin yoksulluk var

Milli gazete:

Yolsuzluk derinleşiyor… Tarım Bakanlığı 3 maymunu oynuyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz 29 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Seçime daha sıkı sarılmak şart”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“6’lı masa liderlerinin 3 Temmuz buluşmasında verilen en önemli mesajlardan biri, ilk kez hep birlikte erken seçim ve “bir an önce sandık” çağrısı yapmalarıydı. Ortak açıklamadaki ifadesiyle: “Sorunları aşabilmenin yolu, siyasî iktidar ve ortaklarının tüm gündem değiştirme çabalarıyla yıpratmaya çalıştıkları Cumhuriyet değerlerimize ve demokratik hukuk devleti ilkelerine sımsıkı sarılarak millî egemenliğimizi esas alan ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi’ yine milletimizin teveccühü ile hayata geçirmek üzere, seçim sandığının bir an evvel milletimizin önüne getirilmesidir.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu buluşma ve açıklamadan bir gün önce Gelecek Partisi de “Geçim için seçim” parolasıyla seçim için imza kampanyası başlattı.

İlk imzayı atan Davutoğlu şöyle dedi:

“Bir ülkede o ülkeyi yönetenler halkın vicdanından kopmuşsa, halkın dertlerini anlamaktan uzak kalmışlarsa, tek yol vardır; hemen seçim, erken seçim, bir an önce seçim.

“Bu imza kampanyasını sürdürecek ve yüz binlerce, milyonlarca imzayla erken seçimin, hemen seçimin fitilini ateşleyeceğiz. Milletin olduğu yere sandık gelecek inşallah. Sandıktan kaçış yok. Sandık bugün Türkiye’nin en kritik seçimi için milletin huzuruna gelecek.”

Geç de olsa takdire şayan bir hamle.

Ama bu hamle 6 partinin hep beraber sahiplendiği bir kampanya olarak düzenlenseydi çok daha kuvvetli ve tesirli olurdu.

Defaatle ifade etmeye çalıştığımız gibi, ülkenin tek adam rejimiyle içine sürüklendiği girdabı aşmak, münferit çabalarla mümkün değil. Güçlerin birleştirilmesi kaçınılmaz.

Onun için, imza kampanyası da ortaklaşa yapılmalı; erken seçimi zorlamaya ve bu talebin arkasındaki halk desteğini kuvvetlendirmeye yönelik diğer bütün girişimler de.

Ki, bunların başında, yine defaatle çağrı yaptığımız üzere, ortak mitingler geliyor.

Partilerin ayrı ayrı yaptıkları mitingler, liderlerle milletvekillerinin illeri ziyaret edip esnaf, çiftçi, emekli ve ev hanımlarıyla görüşmeleri elbette ki faydalı, ama yetmiyor.

Daha fazla ses getirecek, kamuoyu oluşturacak, gündem belirleyecek çıkışlar lâzım.

Bu da ancak ortaklaşa planlanıp organize edilmek suretiyle güçleri birleştirerek gerçekleştirilecek etkinlikler şeklinde olabilir.

Bir elin nesi var, çok elin çok sesi var...

…***

Esfender Korkmaz 29 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Her arı bal yapmaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ABD, FED'in önceki gün faizi 75 baz puan artırarak, 2,25-2,50 seviyesine çıkarması, elbette Türkiye'ye gelecek yabancı yatırım sermayesinin azalmasına ve tersine çıkışlara neden olacaktır. Ama FED'e gerek yok, zaten hükümet istikrarı bozmak için elinden geleni yapıyor. Yılbaşından bu yana geçen 7 ay içinde dolar kuru yüzde 40,4 oranında arttı. Buna karşılık Temmuz ayı beklentisini de eklersek, aynı yedi ayda TÜFE yüzde 42 oranında arttı. Yani dolar artışı enflasyon artışının altında kaldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Uygulamada TL'de yüzde eksi 35 faiz, kuru artırıyor, kur kendinden daha yüksek enflasyon yaratıyor ve enflasyon arttıkça da kur artıyor. Yani siyasi iktidarın nedenini bilmediğimiz yanlış faiz politikası, kur ve enflasyon sorununu çıkmaza, kısır döngüye soktu.

Merkez bankası reel kur endeksine göre dün itibariyle doların denge kuru 10 liradır.

Hükümet faiz yanlışını, dolaylı yollardan düzeltmeye çalışıyor. Ama her karar ekonomide yeni bir gedik açıyor.

Birincisi, ihracat gelirlerinin yüzde 40'ını Merkez Bankasında bozdurmak zorunda iken birde krediye ulaşmak için ayrıca bu dövizin yüzde 30'unu da çalıştığı bankaya bozdurmak zorundadır. Bu karar Türkiye'nin döviz sıkışıklığına günübirlik bir çözüm olarak getirildi.

Ayrıca TL ile sözleşme zorunluluğu getirildi.

Hükümet plansız ve programsız bakkal hesabı gidiyor. Gününe göre farklı kararlar alıyor. Hepsi de ters tepiyor. Bazı örnekler;

İhracatçılar döviz bozdurmamak için hammadde stokunu artırdı. İthalat arttı ve dış açıklar arttı.

Yine bazı  şirketler yurt dışında şirket kurarak, ürününü körfez ülkelerinden bağlıyor, hem döviz cinsinden anlaşma yapıyor, hem de faturayı veya bir kısmını ordan keserek dövizi getirmiyor.

Hükümet dövize talebi azaltmak için döviz alımına vergi getirdi. Ancak şimdi Piyasa kuru ile Kapalıçarşı kuru arasında, 30 kuruş fark oluştu. Çünkü kapalı çarşıda kimliksiz döviz satışlarında binde 2 vergi alınmıyor.

Hükümet kur korumalı mevduat getirdi. Ancak bütçeden ödenen farklar hem açığı artırdı, hem de fakir fukaranın vergileri ile para sahibi zenginlere gelir transferi yapılıyor. Gelir dağılımı bozuldu ve yoksulluk arttı.

TÜİK, haziran ayı itibariyle, finansal yatırım araçlarının reel getiri oranlarını açıklamıştı. TL mevduatın TÜFE'ye göre yıllık reel getirisi yüzde 35 oldu. Bu demektir ki, parasını TL'de tutanlar ayrıca aynı bankaya reel satın alma gücü olarak yüzde 35 oranında gizli vergi ödüyor.

Bankalar Merkez bankasından yüzde 14 faizle fon alıyor. Bu fonları tüketiciye MB ortalama kredi faizi verilerine göre yüzde 33,72 ile tüketiciye satıyor. Bankalar yüzde 140 kazanıyor. Ayrıca devlette kredi faizleri üstünden yüzde 15 oranında KKDF ve yüzde 5 oranında BSMV olarak vergi alıyor. Tüm maliyeti de toplum çekiyor.

Bir nedeni; ''Devlet enflasyonun altında faiz vererek devlete TL borç verenlerden enflasyon vergisi alıyor '' olmasıdır.

Ancak asıl sorun neden halktan alıp, bankalara veriyor? Bankalar normal kar etseler de yaşarlar. Ama hükümet neden faiz kararı ile bankalara yüzde 140 oranında kar yaratıyor? Bu sorunun cevabı Türkiye'de çözümün ve istikrarın da yolunu açacaktır.

Özet olarak, bu politikalarla çıkışımız yoktur. Başkanlık sistemi ve bu günkü hükümet ekonomiyi yönetemedi.

…***

İbrahim Kahveci 29 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “İbrahim Kahveci”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Gözünüzün içine baka baka o kadar rahat söylüyorlar ki... Mesela Hazine garantili köprüyü alıyorlar ve bayramda şu kadar araç geçti; garanti sayısının bile üzerine çıktık diyorlar. İyi ama Hazine garantisi birkaç günlük verilmiyor. Yıllık geçiş sayısı üzerinden hesaplanıp ödeme yapılıyor. Ya da ilk 6 ayda 40 bin araç garantisine karşılık 46 bin araç geçti demek de doğru değil. Evet araç geçişi garanti sayısının üzerinde ama ya fiyat?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Prof. Dr. Uğur Emek “Kâr eden köprü Osmangazi Köprüsü!” yazısında tek tek anlattı. Köprü geçiş fiyatı 184,5 TL ama gerçek geçiş fiyatı 840 TL...

Şimdi hesabı beraber yapalım:840 TL* 40.000 (Günlük araç garantisi)= 33 milyon 600 bin TL. Asıl garanti budur. Yani toplam günlük garanti...

Hazine şirkete 1 yılda 12 milyar 264 milyon TL toplam garanti vermiştir ama kimse geçmediği için fiyatı 184,5 TL’ye indirerek farkı vergilerden ödemektedir. Osmangazi Köprüsü mevcut fiyata göre gerçek araç garantisi günlük 40 bin değil 182 bin araçtır.

Benzer örnek o kadar fazla ki... Son örneği Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu verdi: Dedi ki “Son 10 günü çıkardığımızda son bir ayda en az değer kaybeden para birimi Türk Lirası.”

Ayrıca yine dedi ki, “Reel sektörün kullandığı faizlerin önemli bir kısmı politika faizi civarında.”

Yine dedi ki, “Birçok ülkenin yaşadığı ekonomik, siyasi, finansal sıkıntılara baktığımızda Türkiye, bunlardan pozitif ayrıştığı halde, hak etmediğimiz bir CDS değerlendirmesi ile karşı karşıya. Bunu kabul etmiyoruz.”

Ve yine dedi ki, “Fiyat ve iş çevrimi etkilerinden arındırıldığında cari fazla olabilir.”

Hatta Kavcıoğlu şunu da ekledi: “MB’nin rezervleri artıyor.”

Bu açıklamaların hangisi ne kadar doğru?

Evet, 5 yıl önce Dolar/TL 3,5 liraydı; şimdi 17,90... Hatta tam 1 yıl önce 8,55 liradan 17,90 liraya değer kaybetti. Kavcıoğlu bunları almıyor, görmüyor ve söylemiyor ama “son 1 ayın 10 gün eksiğinin” hesabını yapıyor.

Ne müthiş matematik...