Ağustos 01, 2022 08:31 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Bakan Vedat Bilgin'den asgari ücret açıklaması: Yıl sonunda yeni bir düzenleme yapacağız

Yeniasya:

OECD raporu: Türkiye’de tarımın payı düştü

Milli gazete:

Öğrenciler temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz 31 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Kriz derinleşecek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hükümetin ve Merkez Bankası Başkanı'nın konuşmalarını tartışmak boşa kürek çekmektir. Dahası herkes için akla zarardır. Bugüne kadar ekonomide, cari açıkla kan kaybettik, yanlış faiz ve kur politikası enflasyon yarattı, Türkiye orta gelir tuzağına düştü ve halk yoksullaştı. Dış borçlarda temerrüt riski arttı. Yabancı sermaye çıktı. Yurt içi tasarruflar da çıkıyor. Yatırım yapılmıyor. Beyin göçü yaşıyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ekonomide bundan sonra da tahribat artarak devam edecektir. 2023 seçime kadar gitmez. Eğer erken önlem almaz isek dış borçları çeviremeyiz. İthalatı finanse edemeyiz. İthal girdiye bağımlı olduğu için üretim düşer. Gıda ve ilaç kıtlığı yaşarız. Enflasyon hiper enflasyona dönüşür.

Bugünkü hükümetin gerçekle ilgisi kesildi. Kendi dünyasında yaşıyor. Ama diyelim ki bu dünyadan çıktı ve ekonomik istikrar programı yapacak veya erken seçim yapıldı hükümet değişti. Ne yapılması gerekir?

Tüm iktisadi ajanlar, üretici-tüketici, yerli ve yabancı sermaye hükümetin iyi niyetle istikrar istediğine inanmalıdır. Bunun için de atılacak adımlar tek tek sıralanmalı, hedefler iyi tespit edilmeli ve bu hedeflere ulaşmak için gerekli politikalar iyi analiz edilmelidir.

Bugünkü başkanlık sistemi yerine önce fiilen sonra yasal değişiklikler yapılarak, parlamenter sisteme geçilmelidir. Halkın doğrudan yönetime katılmasını sağlayacak seçim sistemi getirilmelidir.

Devleti parti devleti olmaktan çıkarıp, liyakate ve denetime açık, kurumsal devlet yapmalıyız.

IMF'den 100 milyar dolar acil kaynak sağlamalıyız. Dünya Bankası'ndan yatırım finansman desteği almalıyız

Planlamaya dönmeliyiz. Bu planlama içinde bir istikrar programı yapmalıyız.

Tekel ve doğal tekel niteliğinde özelleştirilen kamu yatırımları, elektrik dağıtımı gibi stratejik sektörler ve kamu-özel işbirliği kapsamında yapılmış tüm yatırımlar devletleştirilmelidir. Kamu-özel işbirliği kaldırılıp, yerine yap-işlet-devret modeli getirilmelidir.

Merkez Bankası'na yeniden bağımsızlık verilmeli, kambiyo sisteminde değişiklik yapılarak sıcak para ve spekülatif sermaye girişi kontrol edilmeli, doğrudan yabancı yatırım sermayesi desteklenmeli, MB, hem TL'yi hem de kuru gözetmelidir. 

Dalgalı kur politikası değişmeli, yarı sabit kur sistemine geçilmelidir. Bütçeden popülist yardımlar kaldırılmalı, bu fonlarla her ilde devlet yatırımı yapılmalı ve poşet ve para yerine halka iş vermelidir. Çiftçiye destekler GSYH'nın yüzde biri ve üstüne çıkarılmalıdır. İstihdam üstündeki vergi ve prim yükü yüzde 25'e çekilmelidir. İstikrar programı yapılırsa, güven sorunu da çözülür.

...***

Ahmet Battal 31 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Biz gideriz ormana hey…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonominin iyi günlerinin bakanı ve şimdinin haklı muhalifi teknosiyasetçi Ali Babacan Karar TV’de Elif Çakır ve Taha Akyol’un sorularına cevap verdi. Türkiye’deki Cumhuriyet’in Merkez Bankası’nın başkanı –zavallı- Şahap Kavcıoğlu’nun erkek ve hanım işadamlarıyla yaptığı bir toplantıda bir erkek işadamının dövizle ilgili sorusuna cevap verirken “listeler elimizde” demiş olmasını eleştirdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

O konu gerçekten herkes için çok korkutucu idi. Memleketin fakiri bile “yastık altı dövizlerimden dolayı başıma bir şey gelir mi” diyerek korktu. 

Babacan elbette başka şeyleri de eleştirdi.

Kullandığı tabirlerden biri “komuta ekonomisi” idi. Çok beğendik. Tuttuk hatta. Aklımıza nereden geldiyse o “çocuk” şarkısı geldi. Biraz ayarladık, biraz uyarladık. Güzel de oldu:

“Listeler elimizde, yağlı urgan belimizde, / Biz gideriz ormana hey ormana.”

İşadamlarını tehditlerle dövizini satmaya zorlayan ve bundan memleketin iktisadî hayatı için medet uman bir yönetimi durduracak bir hukuk düzeni ve suçluların korkacağı bir bağımsız yargı olmayınca sonuç bu. Her önüne gelen her ağacı ve fidanı testere gibi biçiyor. Kârını devletten bilen “güçlü” ve zararını piyasadan bilen “zayıf” aktörlerle dolu bir iktisadî sisteme doğru gidiyoruz. 

Birilerinin kışı gelmeden bizim bahar gelmeyecek.

Kim onlar? Cevabı bizce yine Babacan’ın konuşmasındaki ilginç iddiasında saklı: “Gayrimenkul rantına karşı yasa tasarısı hazırladık. Ama bunları bizzat Erdoğan engelledi. ‘Yolsuzluk mu var ki bunlarla uğraşıyorsunuz, biz bunları yaparsak partime il başkanı, ilçe başkanı bulamam arkadaşlar’ diyerek reddetti.” dedi. 

Elbette Erdoğan bu iddiayı yalanlamayacak, günü gelip de cevap vermek zorunda kaldığında sadece tevil edecektir. 

...***

Mensur Akgün 31 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, " Turizm gelirleri artarken…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Pandemi insanları evlerine, şehirlerine ve ülkelerini kapatırken bu büyük endüstride çalışan milyonlarca insan sonuçlarından etkileniyor. Kimi işsiz kalıyor, kimi işine son veriyor. Çatal bıçak üretiminden uçak endüstrisine, havaalanlarından restoran sektörüne turizmin mecburi çöküşünden zarar görmeyen sektör kalmıyor. Neyse ki geçen yıl kendisini biraz daha toparlamaya başlayan “endüstri” dünyada da Türkiye’de de iyi bir performans sergilemekte."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu, yüz milyonlarca insan için seyahat, eğlence ve galiba mutluluk demekken, on milyonlarcası için de iş, gelir ve hayatını idame ettirebilecek şartların ortaya çıkması demek. Dağılım tabii ki adaletli değil. Fakat hiç olmamasından, hiç çalışılamamasından, hiç gezilememesinden daha iyi. Üstelik de turizmin ülke ekonomisine, ödemeler dengesine katkısı büyük. Türkiye’de turizmden önemli bir gelir elde ediyor ve kendisini bu şekilde dünyaya da tanıtıyor.

2019 yılında 34,5 milyar dolar elde eden Türkiye’nin bu yıl için beklentisi geçtiğimiz günlerde gazetecilere açıklama yapan Turizm Bakanı Ersoy’a göre 37 milyar dolar. Jeopolitik sarsıntılar, salgın ya da terör gelişleri etkilemezse bu hedefin aşılması bile mümkün. Umarım iç turizm de canlılığını sürdürür, geçim şartlarının zorluğu insanların artık hakkı olan tatilden alıkoymaz. Turizm yine kitleselleşir, herkesin ulaşabileceği bir ihtiyaç haline gelir.

Evet, özellikle dışarıdan, başka ülkelerden gelecekler için tanıtım önemli. Kampanyalar, gazeteci ve sosyal medya kanaat önderleri daveti gibi etkinlikler gerekli. Gastronomi de ülkenin cazibesini arttıran faktörlerden biri. Bir başka önemli etken de fiyat-kalite dengesi. Fark yaratmak için aynı servisi sunan yerlerden daha ucuz, pek çok açıdan daha makul olmanız şart. Hepsinden önemlisi de servisin kalitesi ve servisi sunanın güler yüzlülüğü.

Suratı asık bir resepsiyon memuru, ters bir servis elemanı ya da rahatsız bir yastık dahi bir tatili tatsız, “turisti” mutsuz, gidilen yeri umutsuz hale getirebilir. Benzeri sınır kapıları açısından da geçerli. Pasaport kontrolü yapan polislerin güler yüzle “Türkiye’ye hoşgeldiniz” dediği bir Türkiye turistin gözünde bambaşka bir Türkiye olur. Bir de üstüne bu Türkiye insan haklarının ihlal edilmediği, hukukun üstünlüğünün tartışılmadığı bir yer olursa.

Uzun erimli bir planlamayla turizmin 12 aya ve her bölgeye yayılması da mümkün. Türkiye sadece güneş, kum ve deniz satmamalı. Zaten iklim değişikliğinin her şey gibi yakın bir gelecekte bu tür turizm anlayışını da değiştirebileceği görülmeli. Ama halen satılabilen bir anlayış da ihmal edilmemeli. Bu toprakların zengin tarihinden, doğal kaynak ve güzelliklerinden çıkartılacak çok fırsat, anlatılacak çok hikaye olduğu da unutulmamalı.

Belki çoğumuz farkında değiliz ama turizm çok büyük bir endüstri. Bir ucunda pazarlama şirketleri var öteki ucunda taşıma, arada da oteller ve restoranlar. Onların tedarikçisi olan çarşaftan yatağa tuvalet kağıdından sofradaki domatese ürünleri sunan şirketler ve bazen çiftçiler. Büyük bir otelin yönetimi de aynı ölçekteki bir fabrikanın yönetiminden hiç farklı değil. Birisi ürün, diğeri servis satıyor. Milyonlarca çalışan da Türkiye’de bu sektörden geçiniyor.