Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP raporu: Kavcıoğlu’nun açıklaması ‘arka kapıdan’ satışın göstergesi
Milli gazete:
Mezunların iş bulma süreleri bir yılı aşıyor
Yeniasya:
İstanbul’da enflasyon yüzde 100’e dayandı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 1 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, "Sağlıkta şiddet"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Neredeyse her gün sağlıkta şiddet olaylarını duyuyoruz. Doktorların öldürülmesine kadar varan olaylar konuyu ülkenin en önemli meselelerinden birisi haline getirdi. Konya Şehir Hastanesi’nde görevli Doktor Ekrem Karakaya’nın görevi başındayken, bir hasta yakınının silahından çıkan kurşunlarla öldürülmesi meselenin vehametini ortaya koydu. Bu olaydan sonra hastanelerin girişine X-ray’li güvenlik sistemleriyle çözüm aranmasına hekimler tepkili. Önce artan şiddet olaylarına çözüm bulunmasını isteyen hekimler sağlıkta şiddeti önlemek için, şiddet uygulayan kişilerin SGK güvencelerini belli süreyle askıya alınmasını bir tedbir olarak sunuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Pandemi sürecinde zor günler geçiren, maddî ve manevî olarak yıpranan sağlık çalışanlarının bir de şiddet olayları ile karşı karşıya kalmaları sağlıkçıların yurtdışına gitmelerine yol açarken, bazı hastanelerde uzman doktor açığını ortaya çıkardı.
Bir de bunun üzerine en üst makamdan “giderlerse gitsinler” denilmesi sağlık çalışanlarının morallerini iyice bozdu.
Randevu almak ayları bulurken, tahlil sonuçlarını göstermek için bile hastalar günlerce beklemek zorunda kalıyor. Her 5 dakikada bir hasta muayene etmek zorunda kalan doktorlar “tükenmişlik sendromu” yaşadıklarını söylemeleri de sağlık sisteminin halini ortaya koyuyor.
Yıllardır her ay düzenli olarak sağlıkta şiddet raporu yayınlayan Sağlık-Sen’in Haziran ayı raporunda 32 şiddet vakası yaşandığı, 47 saldırgan tarafından gerçekleştirilen bu olaylarda, 42 sağlık çalışanının mağdur olduğu belirtildi. Araştırmaya göre, 2022’nin ilk 6 ayında 226 sağlık çalışanı şiddete uğramış. Her 4 sağlık çalışanından 1’i fiziksel şiddete, her 10 sağlık çalışanından 7’si psikolojik/sözel şiddete maruz kalmış. Tehdit, küfür ve hakaret gibi şiddet türleriyle ise bu oran katlanıyor.
Raporu değerlendiren Sağlık-Sen Genel Başkanı Semih Durmuş, meselenin bu noktaya gelmesinde, suçlu aramayı bir tarafa bırakıp, sorunun kökten çözümü için herkesin seferber olması gerektiğini söylerken, bunun için öncelikli görevin Sağlık Bakanlığına düştüğünü söylüyor. Durmuş, sorunun kökten çözümünün yegâne yolunun, toplumsal duyarlılığı arttırmak olduğunun altını çizerken, cezalar ne kadar arttırılırsa arttırılsın caydırıcı olmadığını söylüyor.
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla 16 maddelik bir kanun teklifi hazırlayan CHP, konunun ele alınması için 120 imza ile Meclis’i “olağanüstü toplantıya” çağırdı. TBMM İçtüzüğü’ne göre, tatil ya da ara verme zamanlarında, 120 milletvekilinin imzasıyla gerekçe göstererek Meclis olağanüstü toplantıya çağrılabiliyor. Ancak görüşme yapılması için en az 200 milletvekilinin bulunması gerekiyor. Bu duruma göre, CHP, İYİ Parti ve diğer partilere mensup milletvekilleri ile bağımsızların toplamı 190. Bu tabloya göre görülen Meclis 15.00’te toplanamayacak.
Sağlıkta şiddet bu kadar ciddî bir konu iken, konunun siyaset üstü görülmesi gerekirken, “çoğu zaman” olduğu gibi toplumu ilgilendiren bir konu daha “bazı mülâhazalar”la siyasete alet edildi.
Meclis’in açılmasına daha iki ay varken sağlıkta şiddet devam ediyor.
...***
İbrahim Kahveci 1 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, " O dövizler nerede?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Başkan Kavcıoğlu karşınıza geldi ve son altı ayda bu yılın enflasyon hedefini ocak ayında %23,2 nisan ayında 42,8 ve temmuz ayında da 60,4 olarak açıkladı. Bir Merkez Bankası’nın enflasyon hedefini 6 ayda 3 kat artırdığı yerde hangi sanayici önünü görebilir ve iş yapabilir? Aslında tam da bunu hakkettiniz... Zamanında alkışladığınız saçma sapan kararlar ve politikalar geldi sizi de vurmaya başladı. Elbette sizi vurmaya başladı ama asıl çalışanları vuruyor. Bu ülkede işçi ücretleri köle ücretine dönüştü. Bundan daha ucuz ne olabilir?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İnsan ve insanlık denen şeyler bitti.
Aynı gemideyiz ama sadece mevkilerimiz farklı. Gemi batınca herkes batıyor. Zamanında üst güverteden sesler çıksaydı bu gemi bu kadar yara almazdı; belki de batma noktasına gelmezdi.
Ne diyor Şahap Kavcıoğlu “Krediler MB politika faizine yakın seyrediyor.” Oysa MB sitesinden bakıyoruz... Ticari ve ihtiyaç kredileri %33-35 faiz aralığında. Bu demektir ki riski az yüksek işletmeler vs artık yüzde 40 civarı faizle borçlanacaklar.
Yüksek faizle kredi veriyorsa bankalar “alma kardeşim alma” diyor. Bu kadar basit... İşletme kredisi nedir, işletmenin varlığını sürdürmesi için gereken nakit nedir? Biliyor muyuz?
Sizler kredi alarak bununla 55 milyar dolar döviz almışsınız. Hepinizin listesi de ellerinde...
Ben BDDK verilerine bakıyorum... 18 Şubatta 238 milyar dolar olan döviz hesapları 22 Temmuzda 233 milyar dolara düşmüş.
Evet, biliyoruz ki ihracattan elde ettiğiniz dövizin yüzde 65’ine MB adeta el koyuyor. Sizler de üretim için gerekli ithalatın dövizini piyasadan alıyorsunuz. O arada ödediğiniz yüzde 1 civarı komisyonu da yükleniyorsunuz. Üretim ve ihracat için harcadığınız dövizi saymazsak 55 milyar dolar döviz almışsınız...
Gerçi ülkemiz yakın tarihin en büyük ikinci enflasyon şoku yanında bir de yüksek işsizlik şoku yaşıyor olabilir. Bunlar bizim doğru yolda olmadığınızı göstermez. Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan 2018 yılında Başkanlık seçimi öncesi iş dünyasına seslenirken “Sabredin” demedi mi? Acı çekmeden refah olmaz demedi mi? 15 var yılından sonra 7 yok yılı yaşasanız ne olacak? Hepinizin arabası da var zaten...
...***
Abdülkadir Özkan 1 Ağustos tarihli Milli gazetede, " İktidar, Eleştirmeyen Muhalefet İstiyor!.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Başlığı belki iktidarın muhalefete tahammülü olmadığı şeklinde atmak da mümkündü. Aslında 20 seneyi aşkın bir süredir, yapmak isteyip de yapamadığı, almak isteyip de alamadığı bir kararın söz konusu olmadığı bir iktidar varlığını sürdürüyor. Kısacası, muhalefet olsa da mevcut şartlarda yapmak istediklerinin önünde iktidarın hiçbir engel bulunmuyor. Böyle olunca bu şartlara rağmen iktidarın sürekli olarak muhalefete yönelik eleştiri sergilemesi, hatta diyebiliriz ki, AK Parti 20 yılı aşkın bir süreden beri dikensiz gül bahçesine sahip. Buna rağmen ülkenin geldiği nokta, insanları tedirgin ediyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Çizilen pembe tablolara rağmen olumsuzluklar ortaya çıktıkça iktidarın bu manzara karşısında sinirinin bozulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bunun sonucudur ki, muhalefete yönelik saldırıların dozunu her geçen gün biraz daha sertleştiriyor. Özellikle de iktidar kanadından yapılan açıklamaların dozu sertleşiyor. Hâlbuki üslubun sertleşmesinden çok, toplumun sükûnete ihtiyacı var. Çünkü bir yandan ekonomik şartların giderek ağırlaşması insanları mutsuz ederken, bir de sanki ülkenin içinde bulunduğu olumsuz şartların sorumlusu muhalefet imiş gibi iktidar sözcülerinden gelen ağır eleştiriler ister istemez sorunlara bir çözüm olmadığı gibi, sorunları daha da ağırlaştırıyor.
İktidar sözcülerinin sert üslubu özellikle tercih ettiklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü görünen o ki, iktidar toplumun dikkatini gereksiz tartışmalara çekmek, sorunları gözlerden gizlemeye çalışmanın telaşı içinde görünüyor. İktidar sahipleri, ülkede yaşanan olumsuzlukların sorumluluğunu muhalefet partilerine yükleme çabaları da gösteriyor ki, artık mızrak çuvala sığmıyor. Büyük vaatlerle hayata geçirilen pek çok kararın kısa süre sonra olumsuz sonuç verdiğinin görülmeye başlaması, sanıyorum iktidarın ülke sorunlarını çözme konusunda yapabileceği fazla bir şey olmadığını gösteriyor.
Çünkü bir yandan sık sık faize karşı açıklamalar yapan iktidar sözcüleri, ekonomistleri açıklamalarına göre ülkeyi iç ve dış borç faizleri altında ezilir duruma getirdi. Yapılan birtakım yatırımlar ülkenin sorunlarına çözüm olmaktan çok, giderek sorunları çözümsüz hale getiriyor. Söz gelimi ülkenin üretim artırıcı yatırımlara ihtiyacı olduğu ısrarla muhalefet partileri tarafından dile getirilmesine rağmen, muhalefet yatırımlara karşı çıkmakla suçlanıyor. Özellikle tarım alanında kendi kendine yeterli bir ülke iken geldiğimiz noktada tarım alanı dahil hemen her alanda ülkede üretim düşüyor.