Ağustos 10, 2022 08:42 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: CHP'li Muharrem Erkek, krizleri yorumladı: 'Tek adam sistemi iflas etti'

Karar:

Davutoğlu: Kurucu irade bir kişi tarafından oluşturulamaz

Yeniasya:

Elektrikte maliyet bir yılda yüzde 500 arttı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz 9 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, "KPSS skandalı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" KPSS ile ilgili tartışmalar üzerine, iddialar için “asılsız” açıklaması yapan ÖSYM Başkanının apar topar görevden alınması, Devlet Denetleme Kuruluna olayı inceleme talimatı verilmesi, Savcılığın soruşturma başlatması ve ardından sınavın külliyen iptal edilmesi, iktidarın hiç beklemediği bir konuda daha ciddi sıkıntıya girdiğinin işaretleri."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP-MHP ilişkilerinde de gerilime yol açtığı söylenen olayı, bütün bu olup bitenlerden sonra iktidar yine F... ve yanı sıra 6’lı masa komplosu olarak göstermeye çalışıyor.

Ancak görünen o ki, bu konuda da inisiyatifi ve inandırıcılığını kaybetmiş durumda.

Malûm, soru hırsızlığı son dönemde hep hedefteki yapıyla bağlantılı olarak gündeme getirildi; soruşturmalar, operasyonlar ve tutuklamalar yapıldı, mahkemeler sürüyor.

Bu bağlamdaki iddiaların ne kadarı ne ölçüde doğru, bilmiyoruz. Ama birçok kurumda önceden sızdırılan soruların belli kişilere aktarılıp sınavlarda “başarılı” olmalarının sağlandığı yönünde yaygın bir kanaat var. Bu kanaati destekleyen gözlem ve tesbitler de.

Bunun, cemaat-siyaset-iktidar ilişkilerinde kurulan tehlikeli tuzaklardan biri olduğu da yaşananlarla çok açık bir şekilde ortaya çıktı.

Ancak buna kapı açıp göz yumanın yine siyasî iktidar olduğu da gözden kaçmamalı.

Daha sonra aynı iktidarın bütün sorumluluğu o yapıyı yıkarak aradan sıyrılma “kurnazlığı”  ile sergilediği samimiyetsizlik de.

Nitekim bunca olup bitenlerden ve yapılanlardan sonra KPSS’yi toptan iptal ettirerek, büyük ümitlerle bir yıldan beri bu sınava hazırlanmış ve sınav harcı dahil masraflar yapmış nice insanın emeğinin boşa çıkmasına sebebiyet veren son skandal, birçok kişiye “Demek ki esas problem iktidarda” dedirtti.

Ki, KPSS ve diğer yazılı sınavlarda alınan başarılı sonuçları, hattâ dereceleri hükümsüz kılan mülâkat keyfîliği de bunu gösteriyor. İktidar cenahından referansı olmayanlar yazılı sınavda birinci dahi olsalar mülâkatta eleniyor ve safdışı ediliyorlar. Ve iktidara yakın kimi meslek örgütlerinin de itirazlarına rağmen, bu uygulama inatla sürdürülüyor.

Liyakat ve ehliyeti değil, ahbap çavuş kriterini esas alan bu keyfîliklerin her konuda memleketi getirdiği yer son derece hazin.

Ve burada da çare aynı: Hukuka dönüş...

...***

Esfender Korkmaz 9 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Bugünkü kriz kaçınılmazdı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik sorunları, siyasi iktidar adeta zorla yarattı. Kriz 2018 kur şoku ve TL krizi ile patladı. 2018 yılına kadar geçen 16 yılda yapılanlara bakarsak, krizin kaçınılmaz bir son olduğunu görebiliriz. 2018 kur şoku ve TL krizini, o yıla kadar yapılan yanlışlar, o aylardaki eksi reel faiz ile yabancı yatırım sermayesi çıkışı tetikledi.TÜİK'in mevduat faizi reel getiri oranları tablosuna göre, TL mevduatında faiz getirisi 2018 Ekim krizi öncesinde eksi düzeyde idi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Eksi reel faiz, portföy yatırımları girişini azalttı ve çıkışına neden oldu. Uygulamada AKP iktidarının, ilk gününden beri devlet imkanlarını istediği gibi kullandığını gördük. Bu anlamda iktidara destek veren Fetullah Gülen cemaati, devletten beklediği kadar imkan alamayınca, 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk iddiaları için harekete geçti. Arkasından 15 Temmuz darbe girişimi geldi.

Sayın Cumhurbaşkanının o zaman "ne istediniz de vermedik'' sözü, bizim tezimizi ve iktidarın devlet malı ile ilgili anlayışını gösteriyor.

Bu olaylar ve arkasından O-Hal uygulaması ile Başkanlık sistemi, paralel gelen hukuk ve demokraside kan kaybı, sıcak para ve doğrudan yabancı sermaye çıkışına neden oldu. Döviz de arz-talep dengesi bozuldu. Kur şokları yaşadık.

Demek ki, AKP iktidarı kurumsal, denetime açık ve şefaf devlet anlayışında olsaydı, devlet malını popülizm amaçlı kullanmasaydı ve gerçekçi bir faiz politikası uygulasaydı, bugünkü istikrar sorunu olmazdı.

Hükümet hâlâ eksi reel faizde israr ediyor. TÜİK'in açıkladığı finansal yatırım araçları reel getiri oranlarına göre, 2017 Temmuz ayında mevduata 100 lira yatıranın satın alma gücü olarak parası 55,34 liraya düşmüş. Aynı 100 lirayı Dolarda tutanların parası reel olarak 152,10 liraya, altın alanların parası ise 196,40 liraya çıkmış. AKP hâlâ eksi reel faizde israr ediyor.

Finansal yatırım araçlarının reel getiri oranına göre

2017 Temmuz ayında 100 liranın bügünkü reel değeri ne oldu?

Merkez Bankası ile hükümet uyumlu çalışmadı. Merkez Bankası 2006 yılından sonra açık enflasyon hedeflemesi uyguladı. Hiçbir yıl tutmadı ve MB, TL'yi koruyamadığı için güven kaybetti.

Türkiye'de 2004 yılından 2017 yılına kadar, yapısal sorunlardan kaynaklanan ve yüzde 10 civarında bir kronik enflasyon vardı. Hükümet bu yapısal önlemler dedi ve fakat uygulamada önlem almadı. Hatta daha çok bozdu.

Kamu kaynaklarını popülist amaçlı kullandı. Devlet de liyakatı kaldırdı, parti devleti yaptı. Bürokrasi yanlış yaparım diye karar veremiyor ve aynı zamanda bürokratik işlemlerin maliyeti arttı. Sonuçte devlette verimlilik düştü.

İmalat sanayiinde kapasite kullanım oranı düşük olduğu için birim maliyet artıyor ve enflasyona yansıyor. Talep dışında düşük kapasiteye neden olan, finansman sorununu kolaylaştırmak ve teşvik etmek gibi önlemleri almadı. Yerine popülist amaçlı KOBİ kredileri dağıttı.

Hükümet bütçe politikasını da ta baştan beri ya yanlış biliyor veya doğru politikalar işine gelmiyor.

Kalıcı ekonomik istikrar için devlet bütçesinde kaynakların etkin kullanılması, cari harcamalar ile yatırım harcamaları arasında optimal bir dengenin olması, kamu yatırımlarının atıl kalmaması gerekir.

AKP iktidarı bütçe ile yatırım yapmadı. Bütçeyi popülist amaçlı kullanarak, siyasi taraftarlara, bir kısım halka destek diyerek dağıttı.

Netice olarak hangi ülkede olursa olsun, siyasi iktidarların plansız-programsız; bakkal hesabı ve popülizmle yönettiği hangi ekonomi olursa olsun, kriz kaçınılmaz olur.

...***

Ercüment Akdeniz 9 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, " AKP, muhalefeti sığınmacı tartışması üzerinden savaşa yedekliyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Adana’da kendisine Suriyeli sığınmacılar sorulunca ilginç bir yanıt verdi: “Mesele sadece Suriyelilerin can güvenliğini korumak değil, bizim sınır ötemizi de korumak. Türkiye burada 5 milyon Suriyeliye sadece merhametinden bakmıyor. Bunu iyi bilmek lazım…" Ne demek şimdi bu? AKP’nin dilinden düşürmediği “din kardeşliği”ne, “Ensar-muhacir” söylemine, “merhamet” çağrılarına ne oldu? Yalan oldu. Çünkü Hükümetin Suriyeli mültecilere yaklaşımında merhametin çok ötesinde bazı siyasal çıkarlar var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP hükümetinin hedefi başından beri Esad yönetiminin ayağını kaydırmak, Suriye üzerinde siyasi etki sağlamaktı. Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya uzanan “Müslüman Kardeşler” ya da İhvan hareketi içinde siyasal bir yer tutmak, çıkar sağlamaktı. AKP ve arkasında toplanan güçler, Suriye’de iç savaşa taraf olmaktan geri durmadılar. Göçü de siyasal hegemonya mücadelesinin bir aracı olarak gördüler. Yeni Osmanlıcı emperyal hedefler Suriye sahasında denendi. Fakat bölgedeki emperyalist dengeler farklı cerayan etti ve AKP Suriye dış politikasında istediğini alamadı. Ama yine de Suriyeli mülteciler 11 yıl boyunca Türkiye’de tutuldular. Hedefte bu kez Suriye’nin kuzeyinde sınır ötesi operasyonlarla bir tampon bölge oluşturmak vardı. Bakan Yanık’ın da ifade ettiği gibi, Suriyeli mülteciler “peyderpey” buralara yerleştirilecekti. Türkiye şimdi en azından sınırdaki cep ya da tampon bölgeler üzerinde siyasal bir hakimiyet hedefleyebilirdi (!)

Gelinen yerde AKP, Suriyeli mültecileri çatışma dinamikleri de taşıyan sınır bölgelerinde demografik tampon güç olarak kullanma niyetinde. “10 yıldır boşuna bakmıyoruz” sözünün bir karşılığı da bu.  AKP’nin mültecilere karşı söylemleri de giderek sertleşiyor. Bu durum sadece düzen muhalefetinin sıkıştırmasından ileri gelmiyor. AKP’nin agresif dış politikası öyle ya da böyle Suriye’den bir şeyler koparmak istiyor ve şimdi odaklanan nokta tampon bölgeler.