Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Zenginin malı fakirin vergisi
Yeniasya:
Tarımda ÜFE yüzde 157.9
Yeniçağ:
Bahçeli hakkında flaş ‘erken seçim’ iddiası! Çağrı yapacağı tarih ve yer verildi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Yusuf Ziya Cömert 15 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, "Kılıçdaroğlu seçilir mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bu, siyasetin en popüler sorularından biri. Ben cevabını bilmiyorum. Ama cevabı hakkında sesli düşünebilirim. Anketler halkın oy verme eğilimlerini gerçekten yansıtıyorsa CHP lideri Kılıçdaroğlu seçenekler içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısına çıkabilecek en zayıf aday. Seçenekler kim? Öne çıkanlar İBB başkanı İmamoğlu ile ABB başkanı Yavaş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İyi Parti lideri Akşener’in de adı geçiyor. Ama Akşener “Ben Başbakanlığa adayım” diye kendisini sınırlayan bir beyanda bulunduğu için hesap dışı bırakılıyor. Sadece kendi partilileri Akşener’in cümlesine mutlaka “Ben aday değilim” anlamı yüklemek gerekmediğini, başka yorumların da mümkün olduğunu söylemeye çalışıyorlar.
Muhalif muhitlerde Kılıçdaroğlu’nun adaylığı söz konusu olduğunda şuna benzer bir cümle kullanılıyor: “Siyasi hırsı yok. Diğer muhalif siyasilerle birlikte çalışmaya özen gösteriyor. Helalleşme çıkışı doğru bir çıkış. Şu ana kadar muhalefet içindeki koordinasyonu sağlamakta da başarılıydı. Aslında geçiş dönemi için en uygun aday. Fakat seçilemez.” Paragrafın sonundaki “Fakat seçilemez” cümlesi nezaketen “Fakat seçilme şansı az”a dönüşebiliyor. “Tamam, o seçilemezse Mansur Yavaş aday olsun. Açık ara seçiliyor.” “Ama Mansur Yavaş konuşmuyor. Şu ana kadar konuşmadığı, işine baktığı için insanlar ona meyletti. Konuşunca ibre Erdoğan’a dönebilir. Ayrıca, Yavaş’ın aday olması Kürt seçmenin motivasyonunu eksiltebilir.” “Peki, Ekrem İmamoğlu?”
“Ekrem İmamoğlu’nun Kürt seçmenle arası iyi. Karadeniz’den de oy alır. Ancak Rize ve Trabzon gezilerinden sonra CHP içinde biraz yıpratıldı. Bir de afet zamanları ne yapıp yapıp tatilde yakalanıyor.”
“Erdoğan’ın kaybetme ihtimali var. Kılıçdaroğlu’nun da kazanma ihtimali var.” Eh, doğruya yakın. Ama bu da nihayet bir tahmin. Üstelik ‘üç ihtimalli maç’ lafına benziyor. Biraz açabilirim. Erdoğan’ın kaybetme ihtimali var, çünkü sınırsız yetkiyle Cumhurbaşkanı seçildi fakat ekonomiyi yönetmeye muvaffak olamadı. Yolsuzluklar? Vatandaşın yolsuzluğa alıştığına kanaat getirmiş olabilir. Yargı bağımsızlığı? Bunu da millet pek umursamıyor. Umursayanlar zaten muhalefete oy veriyor. (Yolsuzluğu yadırgamanın rahatsızlık verdiği, adaleti umursamanın dava şuuruyla çeliştiği bir mevsime gelmişiz, ne tuhafız değil mi?) Ama ekonominin dar gelirliler aleyhine bozulması insanların tercihleri üzerinde doğrudan etki yapabiliyor.
Vatandaşın arasında tam yetkili bir cumhurbaşkanının varlığından memnun olanlar vardır.
Fakat bu durumdan sıkılanlar da vardır. 2018’deki seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan yüzde 52,59 oy almıştı. 50’den sonraki yüzde 2,59 oy yer değiştirse seçim tersine dönüyor. Yani, 1,5 milyon sıkılan seçmen iktidarı değiştirebiliyor. Demek ki mümkün Erdoğan’ın seçimi kaybetmesi. Kaybetmesi mümkünse kazanması da mümkündür. Kılıçdaroğlu’nun kazanma ihtimali ne? Kılıçdaroğlu’nun kazanma ihtimali Erdoğan’ın kaybetme ihtimalinin içinde gizli. Ya kaybetme ihtimali? Nesillerdir CHP’ye oy vermeyen fakat Ak Parti’yle de araları açılan seçmenler Kılıçdaroğlu aday olunca kendilerini eski mahallelerine dönmek zorunda hissedebilir. Yani durum ortada, bence vakit varken taraflar kendi tedbirlerini alsın.
...***
Mehmet Kara 15 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " Demek ki, ikazlara kulak vermek gerekiyormuş"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hayat pahalılığı her geçen gün dayanılmaz boyutlara gelirken, iğneden ipliğe gelen zamlar daha bir ay önce asgari ücrete, memur ve emekliye yapılan zamları alıp götürdü. Una ve şekere bir yılda yüzde 400, ekmeğe yüzde 360, sebze ve meyveye yüzde 200’lerin üzerinde zam geldi. Elektriğin maliyeti yüzde 500 arttı. Son 1 yılda benzin yüzde 167, motorin yüzde 221, LPG yüzde 163 zamlandı. Maaşın üçte biri vergilere gidiyor, hatta işsizlik maaşından bile vergi alınıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekonomide durum böyle iken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 yılındaki, “Bunlara göre dolar 10 lira olacak. Enflasyon yüzde 30’u aşacak. Bankalarımız tökezleyecek. Hazinemiz iflas edecek. Ne oldu? Bunların hiçbiri oldu mu?” sözleri akıllara geldi.
Evet, oldu. Dolar 18, enflasyon yüzde 80 oldu… Bir tek doğru olan şey bankalar tökezlemedi. Kârlarına kâr kattılar.
2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Erdoğan, “Bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” ifadelerini de kullanmıştı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin resmî olarak başladığı 9 Temmuz 2018 tarihinde dolar 4,5 lira euro ise 5,3 lira civarında işlem görüyordu. Enflasyon yüzde 16 seviyesindeydi. Gelinen noktada, dolar 4 kat, enflasyon (o da resmî) 5 kat arttı.
İktidar muhalefete kulak verdikçe millet kazanıyor. Demokrasilerde muhalefet olmazsa olmazdır. Muhalefet olmazsa sistemin adı da demokrasi olmaz. Muhalefet en tabii hak olarak, denetleme görevini yapar. Yanlışları söylemek görevidir. İktidarın yapamadığı, eksik bıraktığı konuları hatırlatır. İktidar, muhalefetin bunları söylemesinden rahatsız olmak yerine bundan memnuniyet duymalıdır. Burada öyle olmuştur. “Bu politikalarla giderseniz enflasyon yüzde 30’u bulur, döviz 10 lira olur” demiştir. Görüleceği üzere az bile söylemişler
Muhalefet şimdi de ikaz ediyor, hiç değilse şimdi bu seslere kulak verilsin…
Hükümet bu sene enflasyondan ümidi kesti. Düşüş için Şubat-Mart aylarını işaret ediyorlar. Merkez Bankası ise neredeyse her ay enflasyon tahminini yükseltiyor. En son olarak yüzde 42.8’den yüzde 60.4’e çıkardı. Görülen o ki bu rakamda tutmayacak, tahmin yine yükseltilecek.
Nebati, Temmuz enflasyonundan sonra “kontrol altına aldık” derken, göreve geldiğinde enflasyonun yüzde 21.3 olduğunu, şimdi ise yüzde 79.6 olduğunu unutmuş olmalı.
...***
Remzi Özdemir 15 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Bunun vebali kimin?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's Türkiye'nin kredi notunu B3'e düşürdü. Bunun bir altı C notu ve orası artık değerlendirilmeye bile alınmayacak kötülükte bitmiş tükenmiş ülkeler. Oraya düşen uzun bir süre çıkamıyor çükü adamlar seni artık dikkate bile almıyor. Kredi notu düşerse ne olur? O ülkeye yatırım gelmez. O ülkenin borsasına para girişi olmaz. O ülkenin tahvillerine talep olmaz, olsa bile normalin 3-5 katı faiz verirsiniz. O da vergilerinizin yatırıma değil faize gitmesi anlamına gelir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye göz göre göre kayıp gidiyor. Saçma sapan ve dünya iktisat tarihinde görülmemiş, duyulmamış ve uydurulmuş bir teori ile ülke ekonomisi yönetiliyor. "Faize karşıyım NAS var" diyorsun ama bu sözünden dolayı tüm zamanların en yüksek faizi ile borçlanıyorsun. Milletin boğazından, yediğinden, içtiğinden aldığın yüksek vergiyi rantiyecilere veriyorsun. Bütün dünya ile kavga edip 1 sente bile muhtaç olup, düşman olduğun Araplardan üç kuruş gelecek diye seviniyorsun. Türkiye neden böyle oldu? Türkiye niçin bu duruma düştü?
Dahası Türkiye'yi bu duruma düşüren insanlara halen destek veren kişiler muhakeme yeteneğini o kadar kaybetti mi?
Çünkü halen sokak röportajlarına baktığınızda adeta düşmanca bir savunma gereği duyan, dünyadan haberi olmayan, dünyanın en güçlü ülkesinin Türkiye olduğunu sanan, Amerikan uçaklarının Türkiye tarafından yapıldığına inanan bir kesim var.
Dahası tüm dünyanın Türkiye'yi kıskandığını düşünen bir kesim.
Neredeyse tüm iktisatçıların Türkiye'nin uçuruma doğru sürüklendiğini söylemesine rağmen, Merkez Bankası'nın politikasının bile ne olduğunu bilmeyen bir kesim Türkiye'yi cennet sanıyor.
Marketlerde her geçen gün artan fiyatın, zincir marketler tarafından yükseltildiğini düşünüyor.
Amerika ve Avrupa'da 8, bizde 80 olan enflasyonun tüm ülkelerde yüksek olduğuna inanıyor.
Bu insanlar AKP'ye inanıyor ve destekliyor olabilir ama Moody's'in son not düşürmesi ile bir şey gördük ki, Türkiye artık uçuruma sürüklenmiyor uçurumdan düşüyor.
Bundan sonra ağır bir fatura çıkacak.
Batı'nın bizi kıskandığını düşünen o kesim, bu faturayı ödemeyecek çünkü ömrü yetmeyecek. Kendilerinin körü körüne inanmasının ve onun desteği ile uygulanan bu vahim ekonomi programının faturasını çocukları ve hatta torunları ödeyecek.