Ağustos 17, 2022 08:11 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: Tedbir alan yok - 6.7 milyon konut risk altında

Cumhuriyet:

Uyuşturucu kullanımı ve ticaretine ilişkin dosyalarda yüzde 31’lik artış oldu

Milli gazete:

Baraj kalktı ama 800 bin öğrenci tercih yapmadı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol 16 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, "50 milyar dolar gelir mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Seçimlere kadar Türkiye’ye dışarıdan 50-55 milyar dolar geleceği ve Erdoğan’ın bununla seçim Kazanabileceği konusunda bir süredir söylentiler, tahminler, yorumlar çıkıyor. İktidarın ölçüsüz harcamaları sadece Merkez Bankası’na banknot bastırarak sağlanabilir mi? Bir dış kaynak beklentisi olsa gerek, değil mi? Erdoğan “topunuz bir Türkiye etmezsiniz” diye hitap ettiği petrolcü Arap prens ve şeyhlerini boşuna mı ağırladı, ziyaretlerine gitti, kucaklaştı?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Arapların şirket ve değerli taşınmazlar alma hevesi biliniyor. BAE’ye ait Kalkınma Holdingi Başkanı Hasan el Suwadi, Türk mallarının çok ucuzladığını hatırlatarak “Türkiye’den alım yapmak için harika bir zaman” dememiş miydi? Demişti, Varlık Fonu ile görüştüklerini de söylemişti… (12 Ocak 2022)

Yahut Kanal İstanbul yeniden mi ısıtılacak?

Bunların hepsi akla gelen fakat spekülatif sorular, olur mu, olmaz mı, göreceğiz. Ben daha önemli bir sorun üzerinde duracağım: Şeffaflık, kurallar, kurumlar…

Bugün Türkiye’ye yatarım sermayesi gelmiyor… Borçlanma konusunda ise, Yunanistan yüzde 1, biz yüzde 10 faizle dolar borcu alabiliyoruz, çünkü bizde ekonominin makro dengeleri bozuk, enflasyon çok kötü…

Böyle durumlarda ne yapılabilir? Gereken “acı ilacı” kendin uygularsın veya IMF ile anlaşarak sağlayacağın krediyle uygularsın.

Zaten IMF böyle durumlar için İkinci Dünya Savaşı sonrasında kuruldu.

Türkiye bugün istese Araplara ihtiyaç duymadan IMF’den çok düşük faizli ve yeterli miktarda kredi alabilir. Fakat IMF’nin sert şartları olur… Mesele, bu şartlardır…

Konu demagojiye çok açıktır; emperyalizm, dış güçler, mandacı iktisatçılar…

IMF’nin şartlarının ne olabileceğini, 2001 krizinden çıkmak için Kemal Derviş’in IMF ile müzakereler yaparak sağladığı anlaşmaya bakarak kestirebiliriz.

Erdoğan, yabancı yatırımcıyı ı ürkütüyor diye TÜSİAD’ı “ihanet”le suçlamıştı. (28 Ocak 2014)

2020 sonbaharında ise Cumhurbaşkanı Erdoğan “reform dönemi” başlattığını söyleyerek Naci Ağbal ve Lütfi Elvan’ı göreve getirdi, ekonomide reform umutları doğdu... Lütfi Elvan, yapacakları reformları anlatırken “bizim Kamu İhale Yasamızın gözden geçirilmesi gerekiyor” diye konuştu. (17 Kasım 2020)

Fakat Elvan gitti, İhale Kanunu kaldı… Vaziyet ortada…

Netice: ‘Bedeli’ni öderseniz para bulursunuz.

Önemli olan, ekonominizde deliklerin kapalı, popülizmin tıkalı, zihniyetin rasyonel, kuralların ve kurumların şeffaf ve sağlam olmasıdır. Bunu sağlayacak bir reform iradesi hem ucuz hem üretken kaynak bulur.

Özal bulmuştu, Derviş bulmuştu. İnandırıcı bir reform iradesi bugün daha kolay bulur.

Tercih bize kalmış: İhale ve yüksek faiz gibi yollarla ile para bulmak mı, şeffaf kurallar ve kurumlarla kaynak getirmek mi?

...***

Cevher İlhan 16 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Katil İsrail”, “kardeş İsrail!” oluyor…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridinde kadın ve çocuklar dahil en az 44 Filistinliyi katledip üç yüz sivili yaraladığı son saldırıları da yine kuru kınamalarla geçiştirildi. Fanatik Yahudilerin İsrail polisinin korumasında Mescid-i Aksa’ya baskınlarla Harem-i Şerif’in statükosunu ve mâneviyatını ihlâli de. Çarpıcı olan, Gazze’ye ve Mescid-i Aksa’ya yaptığı baskın ve saldırılarla İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki suç dosyalarına yenileri eklenirken, BM Güvenlik Konseyi gibi Ankara’nın da İsrail’e hiçbir ciddi, etkili ve uygulanabilir yaptırımı gündeme dahi getirmemesi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ve Cumhurbaşkanı’nın, İsrail’in sistematik zulmüne tek kelime söz etmemesi. 

Her fırsatta İsrail’e “Ey İsrail!”, “zâlim devlet”, “haydut terör devleti” restleriyle meydan okurken, son vahşi saldırılara suskun ve seyirci kalması.

Aslında baştan beri iç kamuoyuna karşı “İsrail karşıtı” tumturaklı lâflarla “sert kınamalar”ın perdesinde bu ülke ile ekonomik-ticari, askerî, siyasî “stratejik işbirliği” kat kat arttırıldı. 

Öncelikle Temmuz 2004’te Resmî Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla, GAP’ı, KOP’u (Konya Ovası Sulama Projesi) ve Tuz Gölünü içine alan, tarımdan telekomünikasyona kapsamlı “Türkiye-İsrail ekonomik mutabakat zaptı” imzalandı. 

Ocak 2009’da Erdoğan’ın hemen akabinde “moderatöre söyledim” dediği mâlum “one minute’ restinin ardından İsrail Ticaret Bakanlığı’nın tesbitiyle Ankara’nın Telaviv’le askerî, siyasî ve ekonomik alanlarda işbirliği daha da derinleştirildi, savunma sanayii ihaleleri katlandı

2009 Ekim’inde Türkiye’nin onayıyla İsrail’e Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu üyeliği kıyağı sunuldu. Mayıs 2010’da tek Müslüman üye Türkiye’nin vetoyu kaldırmasıyla İsrail OECD’ye alındı. Bu arada ilk kez İsrail Cumhurbaşkanı Ankara’ya dâvet edilip TBMM’de alkışlarla konuşturuldu. 

Keza 31 Mayıs 2010’da on vatandaşın katledildiği “Türk Bayraklı Mavi Marmara sivil yardım gemisine İsrail askerlerinin kanlı baskını davasında Cumhurbaşkanı’nın “bizden mi izin alıp mı gittiniz!” çıkışıyla İsrailli sorumluların Türkiye mahkemeleriyle uluslararası yargıda yargılanması engellendi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki bütün davalardan cayıldı. Âilelerinin İsrail aleyhinde açtığı davalar düşürüldü. İsrail’le enerji işbirliği iki katı geliştirilerek ilişkiler daha da tahkim edildi. 

Bu girdapta Ankara’dakiler, şimdi de ağır ambargo ve ablukaya aldığı Filistin’e ve Mescid-i Aksa’ya saldırıları ve baskınları sürdüren İsrail’le işbirliği uğruna Hamas’ı ve Filistin’i dışlıyor; “katil İsrail”, “dost” ilân edilerek “kardeş İsrail!” oluyor…

...***

Esfender Korkmaz 16 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İktidar 20 yılda 8,9 milyon işsiz yarattı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" TÜİK 2022, Nisan-Mayıs-Haziran, ikinci çeyrek işsizlik oranını yüzde 10,3 olarak açıkladı. Yazın bu oran daha da düşebilir. Ama dünya ortalamasına bakarsak yine de yüksektir. Zira bizim de üye olduğumuz OECD ülkelerinde ortalama işsizlik oranı yüzde 5,1'dir. Avrupa Birliği ortalama işsizlik oranı ise yüzde 6,2'dir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aslında işsizliğin çözümü için önce gerçek işsizlik oranını bilmemiz gerekiyor. Bu anlamda TÜİK'le bir uyumsuzluk sorunumuz var. Bu sorun TÜİK'in işsizlik kriterlerinden ileri geliyor.

TÜİK işsiz nüfusu şöyle açıklıyor: "Referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan kişilerden iş aramak için son dört hafta içinde aktif iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan kurumsal olmayan çalışma çağındaki tüm kişiler işsiz nüfusa dahildir. ''

Bu tarife göre TÜİK, uzun yıllar iş arayıp bulamamış ve bu nedenle iş bulma umudunu kaybetmiş 1 milyon 714 bin kişiyi işsiz saymıyor. Yine iş aramayan ve iş bulsa hemen başlayacak 1 milyon 901 kişiyi de işsiz saymıyor. Gerçekte ise bunlar Türkiye'de iş arzının dar olmasından kaynaklanan sorunlardır. Bu sayılanlar da işsizdir.

Eğer bir istihdam politikası planlayacak olursak, fiili olarak 7 milyon 269 kişiye iş yaratmak zorunda olduğumuzu bilmek zorundayız.

Açıklanan işsiz sayısı; 3 milyon 54 bin,

İş bulma umudu olmayan işsizler; 1 milyon 714 bin,İş aramayan ve fakat iş bulsa hemen işe başlayacak olanlar; 1 milyon 901 bin,

Türkiye'de fiili işsizlik oranı yüzde 21,1'dir. Bu gerçeği yaşayarak da görüyoruz.

Gençler arasındaki yüzde 20,3 olan işsizlik oranını da aynı oranda hesaplarsak, yüzde 40'a çıkıyor.

Kaldı ki; 2000 yılında OECD ülkelerinde gençler arasında işsizlik oranı yüzde 12,8 idi. Bizde de bu orana yakın yüzde 13,1 idi. Bugün OECD ortalaması geriledi yüzde 11,1 oldu. Biz ise farkı açtık yüzde 20,3 oldu. Üstelik bu da TÜİK tarafından açıklanan işsizlik oranıdır.

*2003 Türkiye nüfusu 66,1 milyon idi. 2022'de 84,7 milyon oldu. Nüfusumuz 18,6 milyon arttı.

*2003'te istihdam 21,1 milyon idi. 2022'de 30,8 milyon oldu. İstihdam 9,7 milyon arttı.

Bütçeden popülizme, lüks arabalara, şatafata, saraylara konvoylara giden para ile devlet yatırım yapsaydı ve poşet yerine iş dağıtsaydı, bu kadar işsizimiz olmazdı.