Ağustos 21, 2022 07:56 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: CHP'li Sibel Özdemir, vize başvurularında yaşanan gecikmeleri Cumhuriyet'e değerlendirdi: 'Bakanlık adım atsın'

Yeniasya:

Kiralar kontrolden çıktı

Milli gazete:

Borç batağındaki AKP'li Belediye'den bir israf daha!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ali Bayramoğlu 20 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, "Üç dönem üç AK Parti"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AK Parti değerlendirmesiyle ilgili olarak önceki gün bıraktığım yerden devam ediyorum. AK Parti hikayesinin üç büyük evresinden söz edilebilir. Birincisi değişim evresidir. 2003 ile 2007/2008’e arası bu dönemde AK Parti, demokrasi istikametinde bir arayışı temsil etmişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu ilk evreyi belirleyen iki hususun özellikle altını çizmek gerekir. İlk husus, farklı kültürel ve sosyal gruplar arasındaki sistemden ve haklardan faydalanma dengesizliklerinin giderilmesi ve kısmi sosyolojik eşitlenme gerçekleştirilmesi olmuştur. Aynı istikamette bir başka husus, yerel değerler ile evrensel değerlerin kesiştirilmesi arayışıydı.

İkinci evre, değişim adımlarının sistemin dokusunu etkileyecek derinliğe ulaşması vu bu çerçevede devleti kontrol kavgalarının öne çıkmasıyla tetiklendi. Dönemin önemli bir özelliği, iktidar mücadelelerinin çok aktörlü yaşanmasıydı. Bir yandan Kemalist gruplarla AK Parti arasında bir iktidar kavgası yaşanırken, diğer yandan askeri yapıyı kontrol etmek hedefi güden Gülen cemaati mevcut ordu dokusuna savaş açmış, 2010’dan itibaren bunu tasfiye, kumpas ve yerine geçme hamleleriyle yürütmüştü. Bunlar yanında, bu dönemde 2011 sonrası bu kez AK Parti ile Gülen cemaati arasında ortaya çıkan, türlü darbe girişimleriyle devam eden, bir iktidar paylaşım kavgası ve ağır çatışma yaşandı. Bu “siyasi savaş” devlet gücünün, kurumların, yargının kullanılmasıyla seyretmiş, ülkenin tüm aktörlerini etkileyen bir siyasi kirlenme yaşanmıştır.

Bu evrenin son iki yılı özel bir öneme sahiptir. 2013-2015/16 arası bir geçiş parantezi niteliği taşımış, hem barış süreci, hem otoriterleşme gibi birbiriyle çelişen unsurları aynı anda barındırmıştır. Arap Baharı’nın etkisi de bu parantezde devreye girer. Gezi ve 17-25 Aralık 2013 olaylarıyla, iktidarın devrilme endişesinin de bunlara eklendiğini belirtmek gerekir. Bunun neticesinde, Erdoğan çevresine önce güvenini kaybetti. Sonra partide çok sesliği yok eden, tek adam sistemine yol açacak tasfiyelere girişti. Siyasi kararları dayatarak almaya başladı. Otoriter politikaların zemini de böyle oluştu. Sonuç itibariyle bu geçiş evresi Erdoğan’ın AK Parti ve ülke yönetimine fiilen el koymasıyla yol almıştır.

Üçüncü evre, 2016 sonrası, 2016 rejimi olarak adlandırılabilecek dönem, otoriter gidişi, yeni anayasaya ve mevzuatla “taçlandırılma” evresidir”.

Bu istikametin, fikri olarak Erdoğan’in iradesi ve tasavvuruyla doğduğunu, ancak kimi siyasi gelişmelerle mümkün olduğunu belirtmek gerekir. Nitekim 2015 Hendek hadiseleri, PKK’nin sınır boyu alan genişletmesi, 15 Temmuz darbe girişimi ve devletin düşme tehlikesi, sistemin korkularını tetiklemiş, varoluş arayışları ve korkular iç içe girmiş, bu durum Kemalist ve muhafazakar aktörler arasında karşılıklı bir bağımlılık ve tarihsel bir ittifak üretmiştir. Bu son dönemde Erdoğan ve Türkiye’nin, 1914 sonrası Talat Paşa politikalarını andıran bir yol izlemeye başladığı söylenebilir. Öykü ana hatlarıyla böyledir.

...***

Kazım Güleçyüz 20 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " Tek adam rejimiyle birlik beraberlik olur mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Elde olmayan irade dışı sebeplerle yaşanan zorluklar karşısında yapılması gereken, anlaşmazlık konularını askıya alıp bir kenara bırakarak, samimî ve kuvvetli bir dayanışma ile o zorlukları göğüslemek. En azından o sıkıntıları aşıncaya kadar. Düze çıkılıp işler rayına girdikten sonra, ortak mücadele boyunca rafa kaldırılan konular tekrar gündeme getirilip tartışmaya devam edilebilir. Demokrasinin gereği de bu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Son dönemde, bilhassa tek adam rejimine geçildikten sonra yaşadığımız en büyük sıkıntılardan biri, ülkeyi yönetenlerin ağır kriz ortamında bile kucaklayıcı ve birleştirici bir yaklaşım ortaya koyamayıp, tam tersine kutuplaştırıcı tavrı tamgaz devam ettirmeleri.

Üstelik bütün toplumu her alanda büyük sıkıntılara sürükleyen yanlış politikaları inatla sürdürürken bunu yapmaları. Yapıcı uyarı ve eleştirileri bile “ihanet” olarak görmeleri.

Kendileri gibi düşünmeyen, dahası kendilerine biat etmeyen herkese “düşman” gözüyle bakıp, ellerindeki bütün gücü ve imkânları kullanarak yoğun bir baskı uygulamaları.

Yargıyı da baskı altına alarak adaleti engellemeleri, ayrım gözetmeden yaptıkları vahim hukuk ihlalleriyle çok geniş çaplı, yoğun ve yaygın mağduriyetlere sebep olmaları.

Keza israf, debdebe, gösteriş, kayırma ile işleyen bir keyfîlik düzeninde bütün kamu kaynaklarını kendilerine ve “yandaş”larına tahsis ederken, toplumun büyük çoğunluğunu fakirlik ve sefalete mahkûm etmeleri.

Böyle hukuk tanımaz, keyfî, sorumsuz ve denetimsiz bir yönetim anlayışının hükümferma olduğu bir ülkede huzur, ahenk, barış, kardeşlik, birlik ve beraberlik olabilir mi?

İşte Türkiye tek adam rejiminin cenderesine sokulduktan sonra had safhaya ulaşan böyle bir sıkıntıyı yaşıyor. Bu durumu aşabilmesinin tek yolu ise, demokrasi, adalet, hukuk ve hürriyet ortak paydasında samimî, sıkı ve sağlam bir güçbirliği yaparak, bu rejimi demokrasinin kurallarıyla, sandıkta, milletin hür iradesiyle bertaraf ve tasfiye etmekten geçiyor. Daha fazla vakit kaybetmeden...

...***

Murat Ağırel 20 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İYİ Parti'nin planı ve 2002 AKP'si"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Geçen Perşembe günü İYİ Parti'nin daveti ile "Ekonomik İstikrar ve Kapsayıcı Büyüme için Eylem Planı" başlıklı toplantıya katıldım. Toplantıya ülkenin birçok değerli ekonomisti, gazeteciler, haber kanallarının temsilcileri ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile kurmayları katıldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sunumu Ekonomi Politikaları Başkanı Prof. Dr. Bilge Yılmaz gerçekleştirdi. Akşener, ekonomi planı hakkında, "Sokağın dertlerinin çaresinin üretildiği, çözümlerinin üretildiği bir programdır. Gerçeği yazan ve gerçekten beslenen bir programdır" dedi.

Öyle mi diye ben de gerçekten eleştirel bir gözle baktım.

Tabii ki ben Sayın Cumhurbaşkanı gibi "ekonomist" değilim ama pazardan alışveriş yapan, evini ailesini geçindirmeye çalışan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.

Eylem planına gelirsek... Önce tespit yapılmış. Uygulanan yanlış ekonomi politikaları ve kurumların erozyona uğratılması nedeniyle makroekonomik istikrar ve refah seviyesinin ciddi tehlike altında olduğuna vurgu yapılıyor. Buna göre çözüm için en geniş anlamda üç ana madde üzerinde duruluyor.

-Bilimsellikten uzak, kısa vadeye ve siyasi çıkarlara odaklı ekonomi politikaları son bulacak.

-Kurumların bağımsızlığı yeniden tesis edilecek.

-Kamu yönetiminde liyakat ve hesap verilebilirlik ilkelerine dayalı yapılanmaya gidilecek.

İktidara gelindiğinde ilk 15 gün yani hemen atılacak adımlar düşünülmüş.

Şu cümle dikkatimi çekti: "Politika faiz oranı, ülkemizin olağanüstü makroekonomik şartlarını dikkate alarak fiyat istikrarının teminine uyumlu bir seviyeye getirilecek."

Ben bunu faiz artırılacak diye yorumluyorum. Çünkü teknik olarak faizleri düşürerek enflasyonu indirmek mümkün değil. AKP'nin de "ekonomist" Cumhurbaşkanının da anlamadığı bu. Uzayda nefes almaya çalışıyorlar.

Hazırlanan eylem planında bankacılık sektörü düzenlemeleri için ilk 1 ay içerisinde kritik adımlar atılıyor.

Bu kapsamda; güven tesis etmek için liyakatli yöneticiler atanacak. İlgili kurumlarla koordineli bir şekilde, mevduattaki dolarizasyonun azaltılması ve Türk Lirası'na güvenin teminine ilişkin yol haritası açıklanacak.

Dahası da var... Ben özetleyerek önemli gördüğüm yerleri aktarayım ve ulaştığım sonucu anlatayım.

"- Ekonominin aksayan yönlerini hemen tespit edebilmek için akademi, sanayi ve sivil toplum uzmanlarının da katılımına açık olacak şekilde bir Kamu Politikaları Etki Analizi Enstitüsü kurulacak.

Kamu bankalarının yeniden sermayelendirilmesi kamuya maliyeti en aza indirecek şekilde tasarlanacak. Kamu bankalarında tespit edilen zararlara sebep olan kamu yöneticileri hakkında ivedilikle soruşturma açılacak. Hazine birliği prensibi çerçevesinde Türkiye Varlık Fonu lağvedilecek, kamu varlıklarının Hazine çatısı altında tek elden yönetimi sağlanacak. Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde ilgili denetim ve uygulama birimlerinden görevlendirmeler ile özel bir araştırma birimi kurulacak.