Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Ali Babacan'dan Erdoğan'ın enflasyon açıklamasına sert tepki: 'Onun dünyası Beştepe Harikalar Diyarı'
Karar:
Kendimiz ettik kendimiz bulduk
Yeniasya:
Tarımda girdi fiyatlarında rekor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 22 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, "Enflasyon bir numaralı halk düşmanıdır"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hükümet bu yıl için enflasyonun düşürülmesi konusunda ümitsiz. Hayat pahalığı ve resmî rakamlara göre enflasyonun yüzde 80’lere dayanması karşısında günlük çözümler üreten hükümet tıpkı geçen seçim öncesi olduğu gibi, Tarım Kredi Kooperatiflerinde bazı ürünlerde indirim yoluna gitti ama bunun çözüm olmayacağını onlar da biliyor. Çünkü geçen seçim öncesi bu tecrübe edildi ama tutmamıştı. Yani talimatla indirim olmuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Üreticiye destek verilmediği, üreticiden tüketiciye ulaşana kadar yüzde 400’leri bulan fark kapatılmadığı sürece ara formüllerin çözüm olmayacağı görülmediği sürece ne enflasyon düşer ne hayat pahalılığı biter.
Gerçek enflasyonun yüzde 150-160 olduğu bir dönemde merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 1991 yılında yaptığı bir konuşma sosyal medyada en fazla paylaşılan konuşma oldu. Demirel bundan 31 yıl önce şöyle diyor: “Türkiye’nin birinci sorunudur enflasyon. Halkın birinci sorunu geçim sıkıntısıdır. Esasen enflasyon devletleri yıkan bir olaydır. Milletleri içinden bozan bir olaydır. Enflasyon sadece pahalılık olayı da değildir. Ahlakı bozar. Borcu olan borcunu ödeyemez, alacağı olan alacağını alamaz. Hırsızlıktan, soygundan fuhuşa kadar hemen hemen büyün yolları açar. Toplumun içini bozan bir olaydır. Onun için batılılar, enflasyona ‘bir numaralı halk düşmanı, tek kollu canavar’ derler. Batı enflasyondan fevkalade çekinir…”
Tam da bugünleri anlatması açısından önemli bir konuşma.
Bu konuşmayı önemli yapan bir husus da, yıllardır görmediğimiz ve görmeyi arzu ettiğimiz bir manzara. Demirel’in bunları söylediği mekân TRT’de bir canlı yayın. Masanın etrafında Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Necmettin Erbakan, Mesut Yılmaz var. Yani, siyasî rakipleri… Demirel anlatıyor diğer liderler sessizce, saygıyla ve dikkatli dinliyor, hakaret yok. Sırası gelen lider görüşlerini açıklıyor. O zamanki hükümet ortakları bu eleştirilere cevap veriyor.
Ne demişti Demirel, “enflasyon ahlakı bozar.” Enflasyona “enflasyon görünümündeki bozulma” olarak nitelendiren yetkililer bu bozulmayı önlemek için günlük değil, kalıcı çözümler üretmeli…
Hayat pahalılığı en fazla etkileyen şey akaryakıt fiyatlarıdır. Akaryakıta gelen zam iğneden ipliğe bütün alanlara zam olarak yansır.
Maliye Bakanı Nurettin Nebati 30 lirayı geçen benzinin 20-21 liraya inmesini manşetlere taşıyamayan basına sitem etmiş, “Benzinin 22 liraya düşmesi neden manşetlerde yok. Hakkı teslim edin” demiş.
Sayın Bakan, benzinin geçen yıl 5-6 lira olduğunu unutmuş olmalı. 30 liradan 21 liraya düşen benzin fiyatına sevinmek mi, yoksa geçen sene 6 lira olan benzinin şimdi 21 lira olduğuna üzülmek mi lazım?
20-21 lira olan benzin 7 liraya inerse basın hakkı teslim etmezse o zaman bunları söylemeye hakkınız olur.
...***
Remzi Özdemir 22 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Konut kredisi faizleri düşecek mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Merkez Bankası'nın son faiz hamlesi seçim hazırlığı olarak yorumlanıyor. İddialara göre, hükümet faizleri düşürerek piyasayı paraya boğacak ve seçimi alacak. Tabii ki bu senaryo arasında konut kredisi faizlerinin de yüzde 0,99'a düşmesi var. Konut kredisi faizleri halen yüzde 2'nin üzerinde."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu orana rağmen ne kamu bankaları ne de özel bankalar konut kredisi veriyor. Peki konut kredisi düşerse vatandaşın işine yarar mı? Önce şunu peşinen söyleyeyim, konut kredisinin düşmesi ücretli kesimin işine yaramayacak. Yine parası olan, aylık geliri 100 bin lira civarında olan para ile para kazanan kesime yarayacak. Konut kredisini 0.99 değil hatta isterse 0.50'ye düşürsün memur, emekli veya normal ücretli bir kesim ev nasıl alabilir. Bu ülkede çalışanların yarıdan fazlası asgari ücretle çalışıyor. Tamam bıraktık asgari ücreti, bir memur diyelim ya da özel sektörde 15 bin liraya çalışan bir kişi Türkiye'de çekip alıp ev alabilir mi? İstanbul'da ev fiyat ortalaması 1 milyon 600 bin lira olmuş.
600 bin lirasını tamamladı diyelim ve kalan 1 milyon için 0,99'dan bankadan kredi çekecek. Bu kredi için vadeyi en uzun, yani 120 ay diyelim, 10 yıl. 1 milyon lira yıllık yüzde 12 faizi ile 1 milyon 713 bin lira ediyor. Bu kişi aylık 14 bin 277 lira taksit ödeyecek.
Ayda 15 bin lira alan bir kişi aylık yaklaşık 15 bin lira taksiti nasıl ödeyecek. Yine bu maaşlı birine bankalar 1 milyon lira krediyi nasıl verecek? Bu hesabı sadece 1 milyon lira için yaptım. İstanbul'u bırakıp Şanlıurfa'ya bakalım. İlanlara baktım bu şehirde ortalama ev fiyatı 1 milyon 200 ile 4 milyon lira arasında. Daha da doğuya gidip Van'daki ev fiyatlarına baktım adeta İstanbul ile yarışıyor. Buradan şu sonucu çıkartmamız lazım. İnsanların konut sahibi olamamasının sebebi, yüksek konut kredisi faizleri değil enflasyon. İktidarın geçen yıl eylül ayından bu yana yaptığı faiz indirimleri Türkiye'yi hiperenflasyona sokmuştur. Son yapılan yüzde 13 operasyon ile enflasyon artık yüzde 100'e koşacaktır. Eylül ayında faizler yüzde 19 iken enflasyon da yüzde 19 seviyesindeydi. Bir kişinin inadı uğruna faizler indirildi ve enflasyon patladı.
Bu iktisadın temel kuralıdır. Nitekim kural işledi. Hükümet halen bu inat ve yanlışta devam ediyor ve sorunu konut kredisi faizlerini zorla düşürerek çözeceğini düşünüyor. Eylül ayında konut kredi faizleri 1.25 seviyesindeydi. Ev fiyatları ise İstanbul'da ortalama 700 bin lira seviyesinde bulunuyordu.
Hızla yükselen enflasyon inşaat maliyetlerini arttırdı. Dolaysıyla konut fiyatları da füze gibi yükseldi.
...***
Ali Ünal Emiroğlu 22 Ağustos tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Hukuku sömürmek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhuriyetin hukukta eşitlik niteliğinin iki çok önemli boyutu var; kadın-erkek eşitliği ve devletin ekonomik gücünü kullanırken eşitlikçi davranması. Devlet, değişik kişi ve kurumlara eşit uzaklıktadır; kamu yönetiminde açıklık geçerlidir, devletin mal ve hizmet alımlarında, birilerinin yandaş sermayedar olarak korunup kullanılmasına asla yer yoktur. Adı yolsuzluğa karışan bakan da olsa, kesinlikle yargılanır ve cezalandırılır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Günümüze gelelim, AKP'nin elindeki devlet, ekonomide de, eşitlikten çok uzak bir tutum sergiliyor.
İşsizliğe ve gelir dağılımı eşitsizliğine aşırı duyarsız olan AKP iktidarı, eşitlikten uzaklaşan tutumunu, bu kadarı da olmaz denilebilecek noktalara taşıyor.
Eşitliğin kadın-erkek boyutuna gelince; başta 6 Ekim 1926'da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu (TMK) olmak üzere Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde çıkarılan yasaların ana dayanağı evrensel insan hak ve özgürlüklerin, aile, mülkiyet, miras, boşanma, tanıklık alanlarında eşitlikçi alt yapısını oluşturmaktadır.
Oysa, günümüz Türkiye'sinde kadın cinayetleri, çocuklara yönelik cinsel saldırı, çocuk yaşta evliliklerin sayıları ürkütücü boyutlara ulaşmıştır.
Yargının yerine siyaseti koyan, deyim yerindeyse, yargılaşan AKP iktidarına uyarımızdır:
Hukuk olmadan devlet olmaz. Hukukun olmadığı yerde etikten de söz edilemez. Hukuktan ve yönetim etiğinden yoksunluk devleti özünden çürütür. Şüphesiz burada normal demokratik sosyal hukuk devletinden söz etmekteyiz. Devletin de canlılar gibi hastalıklı, yorgun ve sıkıntılı süreçleri olabilir ama sonuçta kendi dinamikleriyle toparlanırlar. Ancak hukuk ve adalet anlayışı kaybolduğu zaman, hukuk devleti değil de kanun devletine dönüştüğünde, siyaset kurumu yargının yerini aldığında, devletin sağlığında da seyir değişir.
Her şeye rağmen hukuk, yine hukuk!!!
İşin bu kertesinde son söz yargıçların. Siyasal kuşatma altında ve tüm baskı ve talimatlara rağmen hukuku söyleyebilen savcıların varlığı; Yüksek Mahkeme kararlarında muhalefet şerhi (karşı oy) koyma cesareti gösteren yürekli yargıçların duruşu bizi umuda taşımaktadır.