Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Beştepe harikalar diyarı
Cumhuriyet:
İYİ Parti lideri Meral Akşener’den kurmaylarına 'adaylık’ uyarısı: 'Tartışmaya kapalı'
Aydınlık:
Çavuşoğlu: Operasyonlar Suriye'nin bütünlüğü için önemli
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İsmet Berkan 23 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Muhalefetin beklenti yönetimi sorunu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ortak program ve aday açıklamayı ertelemekle doğru mu yapıyorlar yanlış mı? Kendimi koca koca siyasi partilerin genel başkanlarının yerine koyup bir yargıda bulunacak değilim. Siyasetçi olan onlar, aldıkları kararların sonuçlarıyla yaşayacak olanlar da onlar. Ben alt tarafı bir gazeteciyim. Ancak gazeteci olarak bazı gözlemlerimi yazmaktan da kendimi alamıyorum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İlk gözlem, yazının başında da söylediğim, 6’lı masa toplantısı haberlerinin eskisi kadar ilgi çekmemesi.
Burada bir beklenti yönetimi sorunu var belli ki. Kamuoyunun beklentileriyle liderlerin kendi siyasi öncelikleri arasında derin bir uyumsuzluk var.
İpe un sermek, işleri geleceğe bırakmak, uzlaşmazlıkların sona ermesi için aktif tutum almak yerine bunların kendiliğinden ortadan kalkmasını beklemek, siyasi kriz yönetimini krizlerin oluşmasını önlemek şeklinde değil de “Önce kriz çıksın ki yönetelim” diye anlayıp böyle iş tutmak, kamuoyu beklentileriyle zirve görüşmeleri arasındaki mesafeyi izah eden aklıma gelen ilk unsurlar.
6 lider de, kollarında hızını kendilerinin belirlediği saatler taşıyor ve dünya yıkılsa zamanı o saate bakarak ölçmekten vaz geçmiyor.
Öyle olduğu ve kamuoyu beklentilerinin gerisinde kalındığı için sık sık “6’lı masada kriz var, 6’lı masa dağılıyor” haberleri çıkıyor. Bu haberlere karşı da ortak bildirilerine “Bugünden itibaren seçim öncesi, seçim dönemi, seçim günü ve seçim sonrası olmak üzere önümüzdeki tüm süreçlerde istişareye önem veren anlayışımızla birlikte yol yürümeye devam etme kararlılığında olduğumuzun altını tekraren çizmek isteriz” yazmak zorunda kalıyorlar. Bir sonraki aşamada herhalde “Ekmek Kuran çarpsın ki dağılmadık, dağılmayacağız” diye yemin edecekler.
O masanın etrafında herkes Tayyip Erdoğan’ı yakından tanıyor. Hatta iki tanesi çok uzun süre onunla aynı hükümette görev yapmış önemli isimler. Masadaki herkes, Erdoğan’ın kendi isteğiyle bir erken seçime gitmeyeceğini, hatta mümkün olsa seçimin 1 yıl sonra yapılmasını isteyeceğini gayet iyi biliyor. Buna rağmen hala erken seçimi sanki yüksek bir olasılıkmış gibi konuşmalarını anlamaya imkan yok sahiden. Muhalefet liderleri, kollarındaki saatlerin gösterdiği zamanın akışının hızını kendilerince kontrol etmeye çalışarak o 6’lı masa etrafında kendi avantajlarını maksimize etmeye çalışıyor olabilirler. Siyasetin doğasında bu var.
Ortak programı ve ortak adayı duyurmaktan özenle kaçınmanın, hatta aday açıklaması için “Seçim ilan edilsin söyleriz” gibi artık seçmene saygısızlık seviyesinde konuşmalar yapmanın arka planında Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı konmamış adaylık ilanı var aslında.
Türkiye’nin siyaset ve koalisyon kurma kültürü, en büyük partinin şartlarını belirlemesi ve diğer partilerle bir al-ver dengesinde uzlaşması üzerine kurulu. Henüz seçim yapılmadan koalisyon kurmak bizim alışık olmadığımız türden bir pazarlık biçimi. İşin al-ver kısmı ikinci planda kalıyor bu tür koalisyonda, önce ilkeler ve siyasi program üzerinde uzlaşmak, sonra al-ver dengesini kurmak gerekiyor.
...***
Cevher İlhan 23 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Altılı masa”nın demokratik işbirliği taahhüdü"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Demokratik parlamenter sistem hedefiyle yola çıkan “altılı masa”nın altı saat süren son toplantısından sonra yapılar “ortak açıklama” demokratik çözümün eksenini gösteriyor. Türkiye’de siyasette bir ilk olan altı partinin uzun süre ortak hareketi ve işbirliği “altılı masa”nın başlı başına bir siyasi başarı olduğunu gösteriyor. Ve “iktidar cephesi”nce yapılan bütün karalamaları, altı aydır “altılı masa’nın dağılacağı”nı ısrarla propaganda eden “yandaş medya” mahfillerinden savrulan asparagasları sonuçsuz bırakıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“İktidar cephesi”yle “iktidara iliştirilmiş medya”nın “tüm siyasi mühendisliklerine, çabalarına, hakaretlerine, isnatlarına ve iftiralarına rağmen bugün 12 Şubat’tan çok daha kararlı ve umutluyuz” beyânı, süreci toparlıyor.
Bu açıdan, “seçim öncesi, seçim dönemi, seçim günü ve seçim sonrası olmak üzere önümüzdeki tüm süreçlerde istişâreye ve birlikte yol yürümeye devam etme kararlılığı”nın ve işbirliğinin devam edeceği, “altılı masa’ya yönelik yoğun baskı ve şiddet uygulamalarının mücadele kararlığını asla sarsamayacağı” ve milletin beklenti ve taleplerini karşılayacak liyâkatli kadrolar ve etkin politikalarla milletimizin karşısına çıkılacağı” vurgusu hiçbir tartışmaya mahal bırakmıyor.
“On üçüncü Cumhurbaşkanı adayının herkesi kucaklayan bir Cumhurbaşkanı adayı olacağı”nın hiçbir çarpıtmaya meydan vermeyecek açıklıkla belirtilmesi öteden beri iktidar mahfillerinden ortalığı bulandırmak maksatlı spekülasyonlarını boşa çıkarıyor.
Zira bütün kamuoyu araştırmaları ve anketlerde ortaya çıkan gerçekle eksenini “millet ittifakı”nın oluşturduğu “altılı masa işbirliği” yüzde 50’yi aşan oyla ilk turda Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’in çoğunluğunu alıyor. HDP ve diğer demokratik muhalefetin “dışarıdan” desteğiyle fark daha da açılıyor.
Bundandır ki “cumhur ittifakı” tam bir telâş ve panikte. Neredeyse bütün muhalefetin “parlamenter sistem”de buluşması ve “ortak hareket kararları” alması “bunlar asla bir araya gelmezler” diye seçimlerde “ittifak sistemi”ni getirdiğine bin pişman olan, sonra da önemsizleştirmeye didinen iktidardakilerin dengesini bozmuş.
Cumhurbaşkanı bu tehevvürle “Önceden seçim aslanın ağzındaydı. Bu kez aslanın midesinde” diye parti yönetimini uyarıyor; bu amaçla bir “strateji ekibi” oluşturulduğundan bahsediliyor.
...***
Esfender Korkmaz 23 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Faizde direnmenin arkasında ne var?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2018'de kurlar artmaya başlayınca, Merkez Bankası faizleri kademeli artırdı ve Ağustos 2018'de yüzde 24'e çıkardı. Faiz oranları artınca 2018 Eylül ayında 6,3503 olan dolar kuru, 2019 Eylül ayında 5,7150'ye geriledi. 2018 Ağustos'ta yüzde 25,32 ve 2022 Ekim'de yüzde 40,22 olan Yİ-ÜFE 2019 Ağustos ayında yüzde 6,39'a geriledi. Kurların ve enflasyonun düşmesine paralel olarak Merkez Bankası da gösterge faizini kademeli düşürdü ve faiz oranı 2019 yılı sonunda yüzde 12 ve 2020 Mayıs ayında yüzde 8,25 oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tam faiz-kur ve enflasyon istikrar bulmuşken, neden hükümet MB'ye ve faize müdahale etti?
Rekabetçi kur müdahale gerekçesi olamaz, çünkü 2020'de MB TÜFE bazlı reel kur endeksine göre TL, zaten yüzde 30 daha düşük değerde idi.
Faizlere ve Merkez Bankası'na müdahale bütün dünyanın ve aklı çalışan herkesin aklını karıştırdı, zira iktisadi açıdan rasyonel, doğru ve istikrar amaçlı değil. Bu durumda akla acaba başka hesaplar mı var, sorusu geliyor.
Eksi reel faiz arttıkça, üretim ve hizmet maliyetleri de artıyor. Çünkü üretimde kullanılan ithal girdi oranı yüksektir. Ulaştırma maliyetleri de artıyor, çünkü hükümet, kamu-özel işbirliği anlaşmalarını dolar garantili yaptı.
Aslında hükümetin yapması gerekenler zor değil;
Bir istikrar programı hazırlayacak. Bu program içinde; faizleri enflasyon seviyesine çıkaracak. Dolaylı yoldan mülkiyete müdahaleyi durduracak. TL'den kaçış duracak. Kurlar enflasyon kadar artmayınca zaten TL değer kazanmış olacak. Şu anda TL yüzde 46 oranında daha düşük değerdedir.
Bir yandan da, cari açığı azaltacak. Bunun için üretimde kullanılan ithal girdi payını azaltacak. İthal girdi içinde teknolojinin payı düşüktür. Pamuk, iplik, deri gibi ara malı ve ham maddelerin de içeride üretilmesi için yüksek teşvik verecek. Devletin kendisi de geçici olarak bu malları üretecek. İthal girdi payı yüzde 40'lar düzeyinden yüzde 15 düzeyine gelirse, cari açık kalmaz.
Dahası, Çin'den yaptığımız ithalat içinde incik, boncuk, plastik, deri eşya gibi mallara kota koyacak.
Merkez Bankası'na bağımsızlık verilecek. Kambiyo sistemi değişecek, sıcak para kontrol edilecek. Doğrudan yatırım sermayesi teşvik edilecek.
Kamu-özel işbirliği anlaşma yasası iptal edilecek. Altyapı yatırımları bütçeden veya yap-işlet-devret modeline göre verilecek.
Bunları bir plan içinde bugünkü iktidar yapar mı? Yapmazsa Türkiye, cumhuriyet tarihinin en ağır krizi içinde kalacaktır.