Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: BUPAR'dan belediye yönetimleri AKP'den CHP'ye geçen bölgelerde anket: Cumhur İttifakı eridi
Karar:
KKM TL’ye güvensizliğin teminatı oldu
Milli gazete:
10 ay önceki ekmeğimiz bugünkü ekmeğimiz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kazım Güleçyüz 10 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, "6’lı masa niye durakladı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Son dönemde açıklanan bazı kamuoyu araştırmalarına göre iktidar blokundaki erime azaldı, hattâ bazılarına göre kararsızların bir kısmının tekrar iktidara yönelmesiyle “Cumhur” az da olsa oyunu arttırdı. Buna karşılık, aylardır istikrarlı bir yükseliş grafiği çizmekte olan Millet İttifakı hız kesti. Gerçi Millet İttifakı veya 6’lı masa hâlâ öndeki konumunu koruyor, ama yavaşladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
6’lı masayı bir “ümit adresi” olarak öne geçiren sebeplerin en önemlisi, liderlerin 12 Şubat’ta başlayıp 21 Ağustos’ta sonuncusunu gerçekleştirdikleri düzenli buluşmalardı.
Bu toplantılar ve sonrasında verilen ortak mesajlar topluma güven ve ümit aşıladı. Süreç boyunca bunun altını hep çizdik.
Ancak eksik kalan “aksiyon” boyutunda yapılması gerekenleri de sürekli vurguladık. Bunların başında ortak mitingler düzenlenmesi geliyordu. Ne var ki, toplumda farklı bir heyecan dalgası estireceğini ve güçlü bir sinerji oluşturacağını düşündüğümüz bu organizasyon bir türlü gerçekleştirilemedi.
Partilerin yaptığı münferit mitingler ve liderlerin yurt gezileri bir ölçüde etkili ve faydalı olsa da, ortak mitinglerin eksikliğini bu etkinliklerle gidermek mümkün olamadı.
Yetersiz kalınan diğer bir konu, erken seçim talebi oldu. 3 Temmuz buluşmasından sonraki açıklamada seslendirilen “Bir an önce sandık” talebinin arkasında fazla durulmadı, kararlı bir tavırla konunun takipçisi olunmadı.
Kasıtlı olarak provoke edilen HDP konusunda zaman zaman tuzağa düşülmesi de 6’lı masayı sıkıntıya sokan sebeplerden biri.
KHK’lar için ortak bir ses verilemeyişi de.
Bu hususlar, 7 Ekim’de yapılacağı açıklanan bir sonraki buluşma beklenmeden bir an önce masaya yatırılıp, “saha”dan gelen tepkiler dikkate alınarak enine boyuna değerlendirilmeli ve gerekli ayarlar yapılmalı.
Türkiye’nin “Tek adam rejimi mi, parlamenter sistem mi? Diktatörlük mü, demokrasi mi? Zulüm ve keyfîlik mi, adalet ve hukuk mu?” tercihini yapacağı “yüzyılın seçimi”nde 6’lı masanın hata yapma lüksü de yok, yapması gerekenleri yapmama konforu da.
...***
Remzi Özdemir 10 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Seçimin son silahı kamu bankaları"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Artık iktidarın erken seçime gideceği neredeyse kesinleşti diyebiliriz. Tüm işaretler onu gösteriyor. İlk olarak öğrenci KYK borçlarının faizinin silinmesi, 2 bin liraya kadar olan icranın devlet tarafından üstlenenimesin, EYT ile ilgili çalışmalar, konut finansmanına yönelik hazırlanan çalışmalar iktidarın en önemli seçim yatırımları arasında. Peki geriye ne kaldı? Geriye ne kaldı? Geriye kamu bankalarının emekli maaş promosyonu kaldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bütün özel bankalar emekli promosyonunu yükseltirken kamu bankaları halen 750 lirada tutuyor. Özel bankalar 8 bin lira veriyor ama kamu bankaları 750 lira. Arada dev bir açık var. İyi de kamu bankaları neden bu rakamı arttırmadı? Kamu bankalarının promosyon için ayıracağı bütçe mi yok? Öyle bir şey elbette yok! Nitekim özel şirket ve kurumların maaş promosyonuna 41 bin lira veren yine kamu bankaları.
O halde neden? Nedenini söyleyeyim: Kamu bankaları promosyon için seçim startını bekliyor. Seçim atmosferine girildiği andan itibaren kamu bankaları bu rakamı özel bankaların çok ama çok üstüne taşıyacak. Şu ana kadar yaptığım tüm bankacılarla görüşmeden bu sonucu çıkarttım.
Eski bir kamu bankası yöneticisi, kamu bankalarının vereceği promosyonun piyasayı şoka sokabilecek bir rakam olduğunu söyledi. Şu an özel bankaların verdiği 8 bin liranın bu rakamın yanında komik bir promosyon olarak kalacağını belirten yönetici, aslında verilecek rakamın bir nevi 15 milyon emekliye rüşvet olacağını da söylüyor. Peki nedir bu rakam diye sorduğumda çok yüksek rakamı için 15 bin liranın bile az kaldığını söyleyecek kadar iddialı bir rakam olduğunu ima ediyor.
Evet! Seçimi kazanmak için şu ana kadar devletin kasasını boşaltan iktidar 15 milyon emeklinin oyunu alabilmek için akıllara durgunluk veren bir rakamı rüşvet pardon promosyon olarak verebilir.
Kamu bankalarının vereceği rakam net değil ancak yine bir başka kaynak bu rakamın 20 bin liranın bile üzerinde olabileceğini söylüyor. 20 bin ve üzeri rakam kamu bankalarını zarar ettirir mi?
Kamu bankaları için artık karın ve zararın bir anlamı yok! Önemli olan AKP iktidarının kesintisiz devamı. AKP iktidarı için bugüne kadar neleri feda etmedik ki? Devletin Merkez Bankası'ndaki 128 milyar dolar gitmedi mi? Yine kefen parası olarak bilinen para gitmedi mi? Sürekli olarak vergisini, harcını ve cezasını günü gününe ödeyen insanlara ceza gibi ödemeyenler affedilmedi mi? Yaşanan tüm olaylara baktığınızda kamu bankalarının kasasından emekliler için çıkacak 20-30 bin lira çok da büyük rakamlar olmadığını görebiliriz.
...***
Murat Çabas, 10 Eylül tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Bütçe dikiş tutmuyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomide kötüleşme devam ettikçe, bütçede hedefler tutmuyor. Yıllardır aman istikrar bozulmasın diye milletten oy alan AKP iktidarı döneminde başta ekonomi olmak üzere hiçbir konuda istikrar sağlanamıyor. Malum, her yıl sonu yaklaştığında hükümet, bir sonraki yılın bütçe gelir ve giderlerini tahmin eder ve buna göre oluşturulan bütçe tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirilir, çok ciddi tartışmalardan sonra tasarı geçer."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İşte geçtiğimiz yıl sonu 2022 yılı için belirlenen bütçe, 1 trilyon 751 milyar lira idi. 2022 yılı bütçesi, yanlış ekonomi politikaları neticesinde tükenince, hükümet, 1 trilyon 80 milyar lira tutarında bir ek bütçeyi TBMM'den geçirdi ve harcama yetkisini 2 trilyon 831 milyar liraya yükseltti.
Çıkartılan bu ek bütçeyle beraber yıl sonuna kadar idare edilebileceği belirtiliyordu ama evdeki hesap yine çarşıya uymadı.
Hükümet Orta Vadeli Programı'nı (OVP) açıklayınca görüldü ki, 2022 yılı bütçesi 2 trilyon 831 milyar lira değil, 3 trilyon 134 milyar lira yazılmış.
Yani sessiz sedasız bütçe 303 milyar lira daha artırılmış, hem de TBMM'ye getirilmeden…
OVP'de bütçe açığı hedefinin de arttığı görülüyor. Daha önce 278.3 milyar lira olarak hedeflenen bütçe açığı, 461 milyar liraya yükseltilmiş.
Bütçe harcamalarının artırılması, vergilerin ve cezaların artırılması anlamına geliyor, bütçe açığı ise Hazine'nin bu açığı kapatması için daha fazla borçlanması demek...
Bütçe giderlerinin aslan payını, bildiğiniz gibi, faiz giderleri oluşturuyor. Bütçe açığı arttıkça, bu açığın borçla kapatılması elbette ki faiz yükünü de artırır.
Siyasiler, uyguladıkları yanlış politikaların faturasını vergiler yoluyla vatandaşların sırtına yüklüyor.
Gerçi yanlış politikaların uygulanmasında vatandaşların da sorumluluğu yok değil. Neticede bu politikaları uygulayanlar gökten zembille inmiyor. Her seçim döneminde sandığın başına gidiliyor ve bu ülkeyi yönetecek siyasetçiler seçiliyor.
Seçilenler ekonomiyi yönetebilecek kabiliyette değillerse, işte böyle sonuçlar ortaya çıkıyor.
Eğer bugün Türkiye'de olduğu gibi, parayı dışarıdan aldığın borç dolar ya da Euro karşılığı basıyor, basılan bu parayı da yüzde 13 politika faizi ile özel bankalara veriyor ve bu bankalar da yüzde 50 faizlerle piyasaya kredi sunuyorsa işte bu para basmak enflasyon oluşturur.
Dikkat ederseniz bu yöntemde, döviz kuru artışları vardır, faizler vardır, bankaların kârı vardır. Burada enflasyon olmaması mümkün değildir. Paranın maliyetsiz elde edildiği ve yine maliyetsiz bir şekilde piyasaya sürüldüğü bir ekonomide basılan para asla enflasyon oluşturmaz.
Senyoraj geliriyle devlet asli gelirine kavuşunca, bütçede de sorun yaşanmaz. Bütçe açığı tarih olur.