Eylül 13, 2022 08:29 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yabancı yatırımcılar içerisinde en yüksek portföy 859 ABD’li ve 8 Katarlıda

Yeniasya:

TÜİK: İşsizlik azaldı; İŞKUR: Arttı

Milli gazete:

Tüp ve ekmekten sonra şimdi de kırtasiye kuyruğu!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara 12 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, "Kara kara düşünülmesi gerekirken"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye’nin ekonomik durumunu ne TÜİK’in açıkladığı enflasyon, ne de Merkez Bankası’nın tahminleri anlatıyor. Ekonomik durumu görmek için, sokağa çıkıp milleti dinlemek ve hükümetin müjde olarak açıkladığı, 5.5 milyon kişinin ödenecek olan 10 milyon adet icra dosyasına bakmak gerekiyor. Bu borçların çoğunluğunu öğrencilerin 300-500 lira civarındaki telefon borçları oluşturuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Vatandaşların icra takibine uğramasına yol açan 2 bin lira ve altındaki borçların tasfiye edileceği açıklandı. 2001 lira borcu olanın icrası dosyası açık kalmaya devam edecek.  

Bakıldığında 5.5 milyon kişi 2 milyon lira borcunu ödeyememiş ve icralık olmuş. Bu aslında övünülecek değil, ülkeyi yönetenlerin “vatandaşı bu duruma nasıl düşürdük” diye kara kara düşünmesi gereken bir durum. 

“2 bin TL için icralık olmuş 5,5 milyon vatandaş 10 milyon dosya…” Ekonominin durumu bundan daha “güzel” anlatılamazdı! 

Cumhurbaşkanı Erdoğan hayat pahalılığının olduğunu kabul ederken, “Biz her şeyde bir hayır olduğu gibi bunda da bir hayır vardır’ diyerek yolumuza devam ediyoruz” diyor. 

Bundan sonra zamlara “zam” demeyen kesim elektriğe, doğal gaza, temel gıdaya, akaryakıta zam geldiğinde “Vardır bunda da bir hayır” derse şaşırmamak lazım. 

Siyasette dil sürçmeleri hep haber olmuştur. Siyasî rakipleri de bunu zaman zaman tepe tepe kullanır. Elbette insandır zaman zaman dili sürçer, sonra hatasını anlar düzeltir. Bu dil sürçmeleri bazen güldürür, bazen de düşündürür. 

Son yıllarda prompterden konuşma moda oldu. Önündeki kâğıttan değil de irticalen konuşuyormuş havası vermek için siyasetçiler, sendikacılar daha etkili olduğunu düşünerek karşısına konulan cama bakarak konuşma yapmaya başladılar. Bazen kazalar da oluyor. Siyasetçiler bu türden konuşmaya öylesine alıştılar ki, prompterden çıkınca bazen ya ne diyeceklerini şaşırıyorlar, ya da yanlış cümleler kullanabiliyorlar. 

Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir toplantıda konuşmasını yaptıktan sonra gazetecilerin sorularını cevaplandırırken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “KHK’lıların hepsini görevlerine iade edeceğiz” sözünü hatırlatınca sert cevap verirken, KHK yerine “KVK”, 15 Temmuz yerine “15 Mart”, 252 şehit yerine “751” demesi epey gündem oldu.  

En son olarak da, Sivas’ta yaptığı mitingde Sivas’ın ilçelerini sayarken İmranlı’ya “İmralı” demesi, geçmişte de aynı ilçenin ismini İmralı dediği dil sürçmesini hatırlattı. Bu sözünün tarihini arşivde ararken ilginç bir detaya daha rastladık. 26 Mayıs 2015 yılında yine Sivas’ta yaptığı konuşmada, AKP için “zillet” Davutoğlu ve Erdoğan için “çarkçı” derken, şimdi düzenlediği mitingin adının, “2023’e doğru: Aday belli, karar net…” olması da ilginç. 

Herkesin başına gelebilecek bu dil sürçmeleri bazen böyle insanı zorda bırakabilecek nitelikte de olabiliyor. Siyasetçiler ya prompterden vazgeçecek ya da bazı siyasetçilerin yaptığı gibi soru sorulmasına müsaade etmeyecek.

...***

Remzi Özdemir 12 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Borsada bul karayı al parayı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Son günlerde herkes borsayı soruyor. Borsa daha yükselecek mi? Halkbank hisse senedini gördün mü yüzde 120 yaptı. Bazı gazeteler tablo bile yapıyor. Bin dolarınızı 18 liradan bozdurup Vakıfbank alsaydınız bugün 2 bin 200 dolarınız olacaktı. Ya da Akbank alsaydınız bin 980 dolarınız olacaktı. Sabahın ilk saatlerinden itibaren Halkbank ve Vakıfbank hisse senedi direkt tavana yapın bir fiyattan açılıyor. Yüzde 7-8 primli. Siz seyrederken bir anda tavana kilitliyorlar ve bir bakıyorsunuz ki yüzde 10 prim yapmış. Artık isteseniz de alamazsınız."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

O halde ne yapacaksınız? Hemen başka bir banka hisse senedine yapışıyorsunuz. Ya Akbank ya da İş bankası. Bu senetlerde yüzde 100 prim yapmış bir ayda ama en azından satın almak için yetişebiliyorsunuz. Daha bir ay önce 4 lira olan banka hisse senedi şimdi 14 lira.

Dünyanın en kötü ekonomisine sahip, en yüksek enflasyonunun var olduğu, Merkez Bankası'nın kasasının eksi 60 milyar dolar olduğu bir ülkenin borsasının bu kadar sert yükselmesi normal mi?

Dahası bankacılık endeksi XBank'ın hergün yüzde 8 yükselmesinin bir mantığı var mı? Elbette yok!

Bu sağlıklı bir hareket değil. Zaten Türkiye'de sağlıklı ne kaldı ki? Hangi kurum normal işliyor? Yargının bile bağımsızlığının tartışıldığı bir ülkede borsayı siz sorgulayamazsınız. O halde borsada ne oluyor? Borsada hükümet kontrollü büyük bir operasyon yapılıyor. Kur korumalı mevduat ile vatandaşın elindeki dövizi bozduramayan AKP şimdi borsa vasıtasıyla onları bozdurmaya çalışıyor.

Dahası vatandaşı tahrik ederek. Çünkü kur korumalı mevduatta bir şey kazanmıyorsun. Sadece düşüşe karşı kendini güvence altına alıyorsun.

Batık bir ekonomide kur hiç düşer mi? Düşmez! O halde insanların halen dolarda durmalarının bir mantığı var.

İşte AKP bu mantığa oynuyor. Onları müthiş bir getiri ile borsaya çekmek istiyor. Peki bunu nasıl yapıyor? Öncelikle bu operasyon kamu bankalarıyla başladı. Neden kamu bankaları derseniz dolaşımdaki tüm hisselerin büyük bir bölümünün kamu bankalarının portföy ve iştiraklerinin kontrolünde olması.

Halkbank takasına baktığınızda 4.3 milyar hisse senedi olduğunu görüyorsunuz. Bunun yüzde 98'e yakını Halkbank'ın portföylerinde. Diğer kurumlarda 300 milyon lotun altında bulunuyor.

Aynı takas Vakıfbank hisse senedinde de geçerli. 4 milyar senedin yüzde 95'i bu kurumun takasında bulunuyor.

Yani çok az bir işlem ile bu hisse senedi tavan yapılıyor. Buradan hisse alamayan yatırımcı doğal olarak başka banka hisse senedine yöneliyor. Bu hareket daha ne kadar devam eder? İşte bunu kestirmek için iktidarın beyninin içindekileri okumak lazım. Evet niyetlerini biliyoruz çünkü burada dövize yönelik bir operasyon var.

...***

İbrahim Kahveci 12 Eylül tarihli Karar gazetesinde, " Ekmek parası!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bundan tam 4 yıl önce... Haziran 2018’de 14 milyon 570 bin ücretli çalışanın ortalama brüt ücreti 3.287 TL idi. Bugün ise ücretli çalışan sayısı 16 milyon 968 bine çıkmış durumda. Ve ücretli çalışanların aylık brüt ücreti 8.588 liraya ulaştı. Bu veriler Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ait. Yani işverenlerin resmi beyanı bunlar... Anket vs değil."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:...***

Ücretler son 4 yılda 100 liradan 261,3 liraya yükselmiş ama aynı dönemde TÜİK’e göre enflasyon 273,6 lira olmuş. Oysa ücretli kesimi ilgilendiren gıda fiyatları ise 100 liradan 315,1 liraya çıkmış. Kısacası şu: TÜİK verilerine göre bile gıda fiyatlarında çalışanlar artık yüzde 20 fakirleşmiş durumda.

Ama durun... Dedim ya bunlar TÜİK verileri. Biliyorsunuz ki TÜİK’in enflasyon verileri çok su kaldırıyor. Gelin TÜRK-İŞ’in açlık sınırına bakalım: Haziran ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 6.391 lira... Aylık 8.588 lira çalışanın net maaşı ise 6.450 lira... Yani bu ülkede tüm çalışanlar sadece açlığını gidermek için çalışır duruma gelmişler.

Peki 4 yıl önce neymiş? 2018 Haziran ayında açlık sınırı 1.714,35 lira. SGK verilerine göre ise aylık ortalama brüt ücret 3.287,40 lira. Bu brüt ücretin net karşılığı ise 2.433 lira. Bu rakamlar ne diyor biliyor musunuz? 2018 yılında ülkemizde bir çalışan 4 kişilik bir ailesini açlık sınırı ile doyurduktan sonra parasının yüzde 42’si kendinde kalıyormuş. Oysa bugün sadece açlık sınırına çalışıyor. O kalan yüzde 42 maaş uçmuş - gitmiş...