Eylül 21, 2022 08:26 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Altılı masa, seçim sonrasında alacakları pozisyon için şimdiden görüşmelere başladı

Karar:

Hayati ilaçlar neredeyse karaborsaya düştü: Yok ilaç seviyesi yüzde 17'ye çıktı

Milli gazete:

Soylu yerine Çelik iddiası!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ahmet Taşgetiren 20 Eylül tarihli Karar gazetesinde, "6’lı masa ve CHP"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bakıldığında, 6’lı masa ile ilgili en tartışmalı gündemlerin CHP cenahından gelen ve medyadaki CHP yanlısı simaların açıklamalarından oluştuğu görülüyor. Bu da “6’lı masa CHP için ne anlam taşıyor?” sorusunun sorulmasını haklı kılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu sorunun içinden çıkan sorular da şunlar:

‘6’lı masa, çok partili hayata geçildikten sonra tek başına iktidar olamayan CHP’yi iktidara taşıyacak bir manivala mı?

-Eğer böyle ise, 6’lı masanın ana unsuru olan CHP iktidardan aslan payını almalı, diğer partiler de güçleri oranında iktidar bünyesinde yer mi almalılar?

-Eğer böyle ise CHP liderinin de Cumhurbaşkanılığı için ortak aday seçilmesi kazanılmış bir hak, dolayısıyla diğer partilerin bu çizgiye gelmeleri görev gibi mi görülmeli?

Bakıldığında, şu yukarda çizdiğim siyası tablonun mevcut iktidar tarafından 6’lı masanın CHP dışındaki paydaşlarına “CHP’nin kuyruğuna takılıyorsunuz” suçlaması tarzında yöneltildiği görülecektir.

İlginç olan şu ki, CHP dışındaki 5 parti, köken ve toplum tabanı itibariyle daha çok benzeşen ve CHP’den farklı partilerdir.

İktidar, toplum nazarında 6’lı masayı “CHP ve destekçileri”ne indirgeyebilirse en önemli propaganda başarısını göstermiş olacaktır.

6’lı masanın, CHP dışındaki partiler için -şüphesiz seçim başarısı hesapları da var- en savunulabilir yanı, muhafazakar – milliyetçi eksende bile olsa kamplaşmanın toplum barışını tahrip ettiği, bunun ülkeye -ve muhafazakar değerlere- hayati zararlar verdiği, CHP ile birlikteliğin bunu tamire yönelik olduğu yaklaşımlarıdır.

Peki bu yaklaşımın CHP’de karşılığı var mıdır, yoksa bu seçim hesapları içinde çaresiz kalan partilerin kendilerine yer ararken ürettikleri güzellemelerden mi ibarettir?

Onlar bu noktada CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde önemli adımlar attığı kanaatindedirler.

Aslında CHP’de “çizgi restorasyonu” yeni değildir. Ecevit’te vardır, Baykal’da vardır. Kılıçdaroğlu da “Helalleşme” söylemiyle bu damarı çok daha belirgin hale getirmiştir.

6’lı masanın CHP dışındaki paydaşları, bir noktada, Kılıçdaroğlu’nun “Helalleşme” hamlesini kendi tabanlarında “CHP ile ilişkileri meşrulaştırma gerekçesi” olarak görmüşlerdir.

Risk nerde?

Parti hesabında ya da bu sürecin en uç statüsü gibi görünen “Ortak adaylık” konusunu koltuk kapma hesabına dönüştürmekte…

Çok açık ki bu tarz hesapların tamamı, karşıt odağın hanesine artı olarak geçer. Zaten iş oraya gidiyorsa, 6’lı masada insicamı koruma imkanı kalmaz.

...***

Kazım Güleçyüz 20 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, " İşin şakası yok"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Tek adam rejimi, milletin gözünün içine baka baka 30’lu yılların şeflik modeli referans gösterilerek gündeme getirildiğinde buna çok kararlı bir şekilde karşı çıktık. Bu rejimin ülkeyi demokrasi, adalet ve hukuktan koparacağına ve herşeyi çok daha kötü hale getireceğine dikkat çekerek, toplumu uyarmak için elimizden geleni yaptık."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Ama ne yazık ki, 15-20 Temmuz OHAL sürecinin baskı ve korku ortamında yapılan referandumda yüzde 1.5 oy farkıyla kabul edildiği açıklandı.

Yeni sistem 2018 seçimiyle yürürlüğe girdi. Ve neticelerini hep beraber yaşıyoruz.

Olup bitenler ve gelinen nokta, toplumun büyük çoğunluğunu uyandırmış görünüyor. Tekrar parlamenter sisteme dönülmesini isteyenlerin oranının yüzde 65 civarına yükseldiğini gösteren anketler bunun işareti. 6 partinin bu hedefle yaptığı güçbirliği de toplumun bu talebine cevap verme ihtiyacının ortaya çıkardığı bir beraberlik. Ki bu talebin, siyasetin söz konusu 6 parti dışındaki kesimlerinde de hatırı sayılır bir karşılığı var.

Tek adam rejiminin siyasetteki payandaları ise gittikçe zayıflıyor, eriyor ve toplum desteğini kaybediyor. Bu hem anketlerin, hem de sokağın nabzının gösterdiği bir vâkıa.

Ama tek adam rejimi bütün kilit kurumlarıyla devlete tamamen hâkim olmuş görünüyor. Kamu gücünü, kaynak ve imkânlarını sonuna kadar kullanma “avantaj”ını elinde bulunduruyor. Ve görünen o ki, bir taraftan baskıyı arttırarak insanları sindirmeye, diğer taraftan son dönemde kaybettiği oyları “seçim rüşvetleri”yle telafi etmeye çalışacak.

Keza yüzde 95 itibarıyla kendisine bağımlı kılıp propaganda aracı haline getirdiği medya ile beyin yıkama gayretlerini sürdürecek.

Seçimin yine 12 Eylül düzeninin ürünü olan haksız rekabet ortamında yapılacak olmasına ilaveten, seçimi yönetmekle görevli ve yetkili YSK üzerinden seçim sürecini ve sonuçlarını etkilemesinden bile korkuluyor.

Böyle bir ortamda demokrasi, adalet, hukuk, parlamenter sistem için birlikte mücadele verenlerin işi son derece sıkı tutması, süreci sağlam bir dayanışma ile çok dikkatli götürmesi, provokasyon tuzaklarına düşmemesi ve asla hata yapmaması gerekiyor. Kader seçiminde işin şakası yok.

...***

Orhan Bursalı 20 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " İhracat, ama nasıl? Çölleşen ülke ve muhalefet geleceğe hazır mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İktidarın mensupları tarımda derin sorunları dile getirdiğinde, bakanlık makamında oturanlar ve medyadaki tekrarcıları tarımda büyük ihracat masallarını gündeme getirir. Yaşadığımız büyük enflasyon şüphesiz ki hem üreticiyi hem tüketiciyi ağır vurdu. Üstelik Ukrayna üzerindeki savaş hem de iklim değişiminin ağır etkilerini hissettirmesi, ülkemizin yaşadığı ağır su sorunu, gelecek 10 yıla yönelik tüm bu gelişmeleri dikkate alan bir stratejik plan hazırlanmazsa aç kalacağız."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şu kadarını söyleyeyim: Türkiye bütün göllerini adım adım kurutuyor, çölleştiriyor. Yeraltı akarsuları diyeyim yüzlerce metre derine çekiliyor veya kuruyor.

Bakanlığın umurunda mı ülke ve gelecek! 

Ama ya muhalefetin? Şüphesiz programlarında görürsünüz, ama bu sıradan konulardan değil: Ülke varlık yokluk sorunu. Orta/uzun vadeli, anlaşılır uygulanabilir üretim, koruma ve zenginleşme planı milletin önüne koyabilir misiniz? Bu iş, mazot fiyatını indireceğiz demekle olmuyor.

 “Türkiye imalat sanayisinin genelinde olduğu gibi, tarımsal sanayilerde de küresel değer zincirine düşük katma değerli ürünler ve düşük birim fiyatlar ile eklemlenmiş durumda. Türkiye’nin ihracatında önemli yer tutan tarımsal ürünlerin ihraç fiyatları aynı ürünü ihraç eden diğer ülkelere göre son derece düşük. Diğer yandan, Türkiye’nin ihracatında önemli yer tutan tarımsal sanayilerde yurtiçi katma değerin payı da giderek aşınmakta. Dünyada tarımın katma değer yaratma kapasitesi en fazla aşınan ülkelerin başında Türkiye yer alıyor...”

Türkiye  2021’de 225 milyar dolarlık ihracata, kg fiyatı 1.26 dolar olan ihracat ile ulaşmış. İhracat değeri az, düşük ve orta teknolojik üretime dayalı bir üretim biçimi. Yükte ağır ama fiyatta ucuz mallar! “İhracat patlaması” ile övünülüyor ya, Çin 2020’de dünya mal ihracatının yüzde 14.8’ini tek başına gerçekleştirirken Türkiye’nin ihracat payı ise yüzde 0.95 ile sınırlı!

Peki Türkiye tarımsal girdilere dayalı sanayilerde, örneğin makarnada yüksek katma değerli ürünler mi satıyor? Eşiyok, makarna ihracatında öncü ülkelere bakmış. Türkiye miktar olarak dünyada 2. sırada ama gelirde 4. sırada. Çünkü dışa sattığımız makarnanın ton fiyatı diğerlerine göre daha düşük.

“Örneğin Türkiye 2021’de tonu 569 dolardan yaklaşık 1 milyon 365 bin ton makarna ihracatı yaptı ve 777.3 milyon dolar elde etti. Güney Kore ise 278 bin ton ihracattan Türkiye’den yaklaşık 114 milyon dolar daha fazla gelir elde etmiş... Türkiye, sıfır gümrük ile ithal ettiği buğdaya düşük bir katma değer ekleyerek makarna ya da un olarak ihraç etmekte, bu da ihracattan beklenen geliri sınırlandırarak yerli buğday üreticisini olumsuz etkilemekte.”

Bu tekstilde de böyle. Türkiye’nin en önemli 2 ihracat kaleminde dünyanın en yoksul/çevre ülkeleri ile rekabet ediyor..

Ve iktidar övünüyor. Muhalefet ne yapacak peki?