Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Kur koruma tezgâhı hep zengine kazandırıyor
Karar:
İkinci ele faiz ve yüksek fiyat neşteri
Cumhuriyet:
Ekonomistler, Bakan Nebati'nin Cidde ziyaretini yorumladı: 'Nedeni para bulmak'
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Veysel Ulusoy 25 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İnsansız iş mi, işsiz insan mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Son dönemde yaygın bir anlayış ve bunun etrafında yoğunlaşan bir tartışma var. Yurdumuzda işsizlik sorununun olmadığı, isteyen herkes için işin hazır olduğu, biraz da siyaset yapmanın getirdiği bir yaklaşımla pompalanıp duruyor. Esasında bu yaklaşım doğru değil. Değil ve birçok açıdan da yanıltıcıdır. Bu gerçekdışı düşünce tarzı tam anlamıyla bu fikre sahip olan politika yapıcıları tarafından uygulamaya konulan ekonomi politikaları düşünüldüğünde de kısa ve orta vadede içinden çıkılamayacak sorunların da temelini oluşturur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Şimdi nereden çıktı bu konu ve neden bu kadar önemli ki sorusunu hep beraber sormalıyız.
Sormalıyız zira artık iş var, iş beğenmiyorlar yaklaşımının daha ayrıntılı incelenip ekonomik değerlerle birleştirilmesi gerekir.
Esasında pandemi sonrasında küresel üretim kaybının tekrar yerine konması için inanılmaz derecede işgücü talebi olduğu çok açık bir şekilde görülmüştür. Bu hem ülkemizde hem de diğer gelişmekte ve gelişmiş ülkelerde ortaya çıkmış yeni iş alanlarını da beraberinde getirmiştir.
Bu süreçte ihracat arzı ve ithal talebi ile şekillenen yeni üretim mekanizması, navlun ve diğer ulaştırma bedellerini de oldukça yukarılara taşımıştır. Bu son etkiden dolayı ülkelerin ithal talepleri daha yakın (komşu) ülkelere kaymış ve bu durumda hızlı üretim ayarlaması yapan ülkeler bizde olduğu gibi ihracatlarını artırmıştır.
Buraya kadar olanı sürecin üretim tarafı...
İlgili üretimi gerçekleştirecek sermaye girdisi, ayarlansa bile işgücü yani insan tarafındaki girdide pek de anlaşılamayan gelişmeler olmuş, iş ve işgücü birbiriyle tam anlamıyla bir araya gelememişlerdir. Bu konuya yazılarımızda sıklıkla değinmiş ve konunun “işgücü ayarlama maliyeti” tarafını vurgulamıştık.
Ekonomide kriz ve diğer fonksiyonel kırılmalar sonucunda tekrar işlerin yoluna sokulması sürecinde girdileri (sermaye, işgücü, teknoloji gibi) bir araya getirmek oldukça zahmetlidir.
Tüm dünya aslında bu sorunu derinden yaşıyor.
Biz de...
Pandemi süresince ağır bir yara alan üretimde en çok da çalışan faktörü etkili olmuştur. Pandemi ertesinde hatırı sayılır oranda bir grup insan işe dönmemiş, emekliliğini istemiş ya da işinden ayrılıp bir kenara çekilmiştir.
Çalışmanın getirdiği kazanç ve onun sağladığı rahatlık yanında bir de bunun aksi yönünde hareket eden nedenlerin doğal sonucudur bu ayrılmalar. Bireyler toplam çalışma sürelerinde çalışmaya ayırdığı zamanı iki yönlü analiz eder. Çalışarak elde ettiği kazanç ve çalışma saatlerindeki gönüllü azalma ile hayatına kattığı değerin karşılaştırması ile olur bu analiz. Eğer ikincisi daha ağır basarsa işgücünden çıkmaya kadar giden yolu açılır çoğu zaman.
Örneğini daha çok gelişmiş ülkelerde gördüğümüz bu durum biz ve bize benzer ülkelerde ise farklı bir şekille ortaya çıkmaktadır. Pandemi döneminde geçici olarak memleketine dönen fakat artan yaşam maliyetleri nedeniyle tekrar büyük kentlere dönme gücüne sahip olamayan çok işgücü bu grubun sadece bir kısmını oluşturur örneğin.
Benzer etkilerden dolayı iş ile çalışanın buluşamadığı birçok örneği tartışmak mümkündür ama bunun yapısal bir kırılmadan kaynaklandığını bilmek ve planlamayı ona göre yapmak gerekirken “İş var, iş beğenmiyorlar” tarzındaki basit yaklaşımlarla sorunu öteleme gayretlerini görüyoruz çoğunlukla... Böyle giderse hem işsiz insan hem de insansız iş kavramını daha çok konuşacağız.
…***
Akif beki 25 Eylül tarihli Karar gazetesinde, “HDP başka masada”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Altılı Masa'da yabancı büyükelçilerle terör örgütü yandaşları var, bir tek millet yok" diyor. Orada millet yoksa, iktidarı endişelendirmesine ne gerek zaten. Terör yandaşlığıyla HDP'yi kastediyorsa, o da başka masada çıktı. ABD büyükelçisinin hangi masada oturduğuyla ilgili de farklı rivayetler dolaşıyor. Ümit Özdağ, başka masada gördüğüne yemin billah ediyor mesela.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
HDP'yi, gidip gözlerimle gördüm. Emin olmak için dün Haliç Kongre Merkezi'ndeydim. Üçüncü bir masa kurdular, Emek ve Özgürlük İttifakı'nı ilan ettiler. HDP de orada yerini almıştı.
Masada kimler, kimlerle beraber değil ki... Cumhur ve Millet ittifakları dışında kalan neredeyse bütün sol burada.
T24'te 'Upper Cihangir'den 'Düzeyli Magazin' yazan Tuğrul Eryılmaz, bir 'gonzo gazeteci' olarak kimden davet aldığına takılmıştı.
T24'ten Murat Sabuncu'yu, hem HDP hem de TİP ayrı ayrı davet ettiklerini öğrenmiş. Kendisini sadece TİP'liler çağırdı diye içerliyordu. Kendisini, "bu HDP'ye" bir türlü ciddiye aldıramamaktan şikayetçiydi.
İletişim Başkanlığı, Eryılmaz'ın 'sürekli basın kartı'nı iptal etmiş. Sürekli yeniletiyorlar zaten, nesi sürekliyse artık.
Gonzoluk etmek istemem ama ben de kimden davet aldığımı söyleyeyim. Emek ve Özgürlük İttifakı Basın Komitesi'nden. Önce telefon aldım. Sonra akreditasyon formum gönderildi, doldurdum. Ve işte oradayım.
Salonda, ittifakın adı dışında tek bir afiş var. "Birlikte değiştireceğiz" yazıyor. İktidarı, sandıkta ve seçim yoluyla değiştirmekten bahsediyorlar.
Onlar da altı parti. Hatta HDP'nin bileşenlerini ayrı ayrı saydığınızda, bir altı parti daha var içinde. Matruşka masa gibi. Başımıza, içinde üçüncüsünü de barındıran ikinci bir Altılı Masa daha çıktı anlayacağınız.
İktidar, birini nasıl dağıtacağını düşünürken şimdi iki, gizlisiyle birlikte üç altılı masa oldu.
Üstelik amaçları, öbür Altılı Masa'nınkiyle aynı. Milleti alternatifsiz bırakmamak ve iktidarı değiştirmek için yola çıkıyorlar.
Bir arada, aynı masada olmasalar bile "birlikte" diyorlar; altılı masaların amaç birliği ettiği ortada.
Demek ki söylenenler doğru. Altılı Masa, altı sandalyeden ibaret değil. Asıl hedef, AK Parti ve Erdoğan'ın iktidarı. Demokrasi ve siyasi yarış maskesi altında saklıyorlar ama oyun, kesin yine çok büyük.
…***
Mehmet Kara 25 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yüzde 8 enflasyon tehdit de...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Enflasyon; hayat pahalılığı, geçim derdi demek. Son yıllarda “resmî” enflasyon rakamları ile milletin yaşadığı enflasyon arasında büyük fark var. Maaşlar aynı dururken doğalgaz, elektrik, akaryakıt, temel ihtiyaç maddeleri yani iğneden ipliğe her gün gelen zamlar insanları çarşı pazara gidemez hale getirirken, hükümet yetkililerinin her şeyi güllük gülistanlık göstermesi ibretlik bir durum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Ben ekonomistim” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ise enflasyonun aşılamaz bir ekonomik tehlike olmadığını söylerken, “Şu anda yüzde 8-9 enflasyonun bile tehdit ettiği ülkeler var” derken “ekonomist” olduğunu üzerine basa basa söylüyor.
Ve devam ediyor: “Bizde yüzde 80 var... Benim ülkemde marketlerde raflar boş değil. Ama Amerika’da bile bugün raflar boş, Fransa’da, Almanya’da raflar boş. Benim vatandaşım şu anda istediği her türlü ürünü marketlerde bulabiliyor…”
Burada anlaşılamayan durum, yüzde 8-9 enflasyonla büyük sıkıntı çeken ülkeler varken, Türkiye bunun on katı olan yüzde 80.21 enflasyonla nasıl sıkıntı çekmiyor? Marketlerin rafları dolu olabilir ama alım gücü olmayınca bunun ne anlamı var? Bu da başka bir soru...
Hollanda’da temmuz ayında yüzde 11,6 olan aylık enflasyonun, Ağustos’ta yüzde 13,6’ya yükselerek rekor kırdığını söyleyen “yandaş kanallar”a sormak lâzım: 2021 Ağustos’ta yüzde 19.25 olan enflasyon, 2022’de Ağustos’unda 80.21 olunca kaç kat artmış oluyor, bu rekor değil mi?
AKP’nin ilk hükümetlerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı yapan Ertuğrul Günay, “Ben ekonomistim” diyen Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olduğu dönemdeki ekonomik göstergeye dikkat çekmiş.
“21 Mayıs 2017 Erdoğan Partili Cumhurbaşkanı oldu, Dolar 3.58 TL idi. 24 Haziran 2018 Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden seçildi, Dolar 4.60 oldu. 21 Eylül 2022 partili cumhurbaşkanı 5. yılını girdi, dolar 18.30… Sonuç; Cumhurbaşkanı “partili” olduktan beri Türk Lirası değer kaybediyor.” Yoruma gerek var mı?