Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Deprem bölgesinde binlerce insan enkaz altında kurtarılmayı beklerken iktidar inşaatla göz boyama peşinde
Karar:
Emlakçılar Odası Başkanından fahiş kira isyanı: Mersin’de ev kiraları deprem sonrası 2-3 kat arttı
Yeniasya:
Deprem Fonu ve Konseyi kurulsun
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar 14 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Şimdi millet devletten ne bekliyor?"başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.
" Devlet, 1950’den itibaren başlayan büyük kentleşme dalgası sonunda “kentsel planlama” ve “depreme dayanıklı inşaat” konularında yetersiz kalmış, yurttaşlarını deprem felaketine karşı koruyamamıştır. Ayrıca yine aynı devlet, deprem felaketi olduktan sonra, arama-kurtarma çalışmaları konusunda da çok kritik olan 48-72 saat içinde yeterince hızlı ve etkin bir refleks gösterememiş, vefat sayısının artmasını engelleyememiştir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Üstelik, bir iletişim platformu olan Twitter’ın kısıtlanması gibi, muhalefet partilerinin suçlanması gibi, medya mensupları hakkında soruşturmalar başlatılması gibi, bütün üniversitelerin uzaktan eğitime dönüştürülmesi gibi, öğrenci yurtlarının boşaltılması gibi yanlış kararlar alınmıştır.
Mevcut siyasal iktidarın bu olumsuzlardaki payı ise sadece son yirmi yıldaki ihmallerle, devlet kurumlarının içlerini boşaltmakla, liyakat yerine sadakat ilkesini kullanmakla ve her alanda uyguladığı partizanlıkla sınırlı değildir...
Devleti, “Parlamenter Demokrasi”den “Şahsım Devleti” rejimine çevirerek bütün bu hataların olumsuz etkilerinin zirve yaptığı bir yapı oluşturmuştur:
“Şahsım Devleti” rejimi, bu rejimi kuranların iddialarının aksine, karar verme mekanizmalarını hızlandıramamış...
Tam tersine, bütün karar ve uygulamaları “en yukardaki makamın” inisiyatifine ve onayına bağlayarak devletin bütün karar alma ve uygulama süreçlerini felç etmiştir.
Peki geleceğe ilişkin olarak bu millet devletinden ne bekliyor?
Her şeyden önce, can ve mal güvenliği bekliyor.
Yiyecek içecek bekliyor. Barınma ve ısınma olanağı bekliyor.
Her zaman ve her yer için kullanabileceği iletişim ve ulaşım olanağı bekliyor. Sağlık hizmetleri istiyor, salgın hastalıkların önlenmesini bekliyor. Özetle kendisinin, çoluk çocuğunun, geleceklerinin güvenceye alınmasını istiyor: Bu bağlamda barınma, beslenme, sağlık, eğitim, istihdam ve sosyal güvenlik olanakları bekliyor. Sadece milletin depremzede olan bölümü değil, bütün millet: Depremzedelerin bütün bir yaşam boyunca biriktirdiği ve depremin yok ettiği maddi manevi varlıklarının telafisini bekliyor: Bu bağlamda depremin yok ettiği mobilya, beyaz ve kahverengi eşya, otomobil, ev gibi maddi varlıkların, sağlık, eğitim ve iş olanakları gibi yaşam zorunluluklarının, devlet tarafından tazmin edilmesini ve bu amaçla depremzedelere özel haklar tanınmasını bekliyor!
Ve unutmayalım: Bu millet seçimlerin de zamanında yapılmasını istiyor ve bekliyor!
...***
Salih Cenap Baydar, 14 Şubat tarihli Karar gazetesinde, " Rant ve borç ekonomisinden kurtulmalı ama nasıl?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yaşadığımız büyük felaket, hepimizi derinden sarsarak köklü bir değişim için bir “fırsat penceresi” açtı ama bunu değerlendiremezsek o pencere hızla kapanacaktır. Böyle gelmiş ama artık böyle gitmesin, kendimize bir çeki düzen verelim duygusu tüm toplumda yoğun şekilde hissediliyor. Bu duyguyu ciddi bir silkinişin, bir
...***
İnsanımızı büyük acılara gark eden felaket sonrası en çok öne çıkan, en çok tartışılan konularda birisi, inşaatlarla ilgili denetimsizlikler, usulsüzlükler, imar afları, bilim insanlarının ikazlarını dikkate almayan yapılaşma yönetimi.
Çözülmesi hiç kolay olmayan “yapısal” bir problemle karşı karşıyayız. Ekonomimizin karakterini -maalesef- tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinden önce “inşaat rantı” belirliyor. İnşaat rantı, ekonomimizin ana motoru. Yukarıda bahsettiğim olumsuzlukların temelinde inşaat rantının cazibesi yatıyor.
Çünkü başka hiçbir “legal” sektör, inşaat rantı gibi sıcak ve bol para sağlamıyor.
Endüstriyel tarıma geçip yüksek verimli zirai üretim yapmak isteseniz büyük yatırımlara ihtiyaç var.
Yüksek teknoloji odaklı bir imalat sanayii kuralım deseniz hem ciddi altyapı yatırımlarına hem de uzun vadeli eğitim süreçlerine ihtiyaç var.
İnşaat rantı ise devlete ve siyasetçilere ihtiyaç duydukları parayı hemen
Bütün bunlar, imar aflarıyla, deprem yönetmeliğine uygun olmayan imar planı değişiklikleriyle, ruhsatsız ve plansız yapılaşmalara göz yummalarla inşaat rantının önünün açılması neticesini doğuruyor.
Ama bu da, -acılar içinde tecrübe ettiğimiz üzere- on binlerce insanın canına mal oluyor.
Bu kadar hayati iktisadi ve içtimai fonksiyonlar icra eden “inşaat sektörü” bir yandan da bazı başka yapısal problemleri
İnşaat odaklı “ekonomik hacim” yurt içinde üretiliyor. İnşa edilen yapılar, Türk lirası karşılığı kendi vatandaşlarımıza satılıyor. Ama inşaatlar için ihtiyaç duyulan enerji, araç ve malzemelerinin önemli kısmı, yurt dışından ithal edilmek zorunda. Peki ihtiyaç duyulan döviz nereden bulunuyor?..
...***
Kazım Güleçyüz 14 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, " Deprem, OHAL, seçim"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"6 Şubat depremleriyle yaşadığımız derin şokun ikinci haftasındayız. Bilhassa arama-kurtarma çalışmaları açısından son derece hayati bir öneme sahip olan ilk günlerdeki gecikmelerin bedeli çok ağır ve yakıcı oldu. AFAD Başkanı ilk saatten itibaren bir kriz masası kurup en üst seviyeden alarm verdiklerini söyledi, ama kurtarma ekiplerinin gecikmesini olumsuz hava şartları ve depremde birçok yolun tahrip olması gibi iki sebeple açıkladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu büyüklük ve şiddetteki depremlerin alabildiğine geniş bir alanı sarsmış ve etkilemiş olması da başlı başına bir zorluk ve handikap.
Ve AFAD’ın, geçen Kasım’da hazırladığı raporda vurgulanan “personel yetersizliği, koordinasyon eksikliği” gibi tesbitler bu depremde çok acı bir şekilde doğrulandı.
AFAD’ın kendi içindeki yetersizliklerin diğer kurumlar tarafından tamamlanması gerekirken, ne yazık ki bu da olmadı. “Kararlar hızlı alınacak ve uygulanacak” diye propaganda edilen “başkanlık” sistemi hiç de öyle işlemedi.
Cumhurbaşkanının “İlk etapta bazı sıkıntılar oldu, ama aşacağız. Bugün daha rahatız, yarın daha rahat olacağız” dediği ikinci günün üzerinden günler geçmesine rağmen binlerce enkaza erken müdahale edil(e)medi; çadırların, en temel ihtiyaç malzemelerinin ve yardımların dağıtım ve koordinasyonunda çok büyük gecikme ve dağınıklıklar yaşandı.
İlk depremden 40 saat sonra 10 ilde ilan edilen OHAL’in gerekçelerinden biri, evvelce “istisna” denilip abartılmaması istenen yağma olayları olarak gösterildi. Ama yağma ile suçlanan bazı kişilerin “işkence” boyutuna varan muamelelere maruz bırakıldıktan sonra masumiyetlerinin anlaşılması, gerçek yağmacıların üzerine gidilmesini de zorlaştırdı.
OHAL kararının ardındaki asıl niyetin, kriz yönetimindeki beceriksizliklerin halkta meydana getirdiği tepki birikimini “kontrol” altında tutmak ve daha ötesinde 14 Mayıs olarak ifade edilmiş olan seçim tarihini ertelemek olduğuna dair şüpheler seslendirilmeye başlandı.
Nitekim Saray bürokratları “Bu şartlarda seçim yapmak zorlaştı” demeye başladılar.
Erdoğan’ın halka hitap ederken depremde yıkılan şehirleri yeniden inşa etmek için “Bir yıl süre istiyorum” demesi de muhtemelen bu niyetin bir ifadesi olmalı.
Bu hesaba ilk tepkiyi DP Genel Başkanı Uysal verdi; bakalım diğer muhalefet partileri ve millet ne diyecek?