Eylül 04, 2016 16:40 Europe/Istanbul

Geçen bölümlerde sekularizmi Kur'an'ı Kerim açısından irdeledik ve bu semavi kitabın insanlar için saydığı özellikleri anlattık ve Kur'an'ı Kerim öğretilerine göre dinin insan yaşamından soyutlandırılması asla kabul edilemez olduğunu gösterdik.

Yine bilindiği üzere sekularizm Batı kültürü ve kilisenin tahrifata uğrayan hristiyanlığının kucağında yetişen bir düşüncedir. Yani insanın yaşamından dışlanması ve bireysel zevk ve istek seviyesine indirilmesi hedeflenen din, kilisenin tanımladığı hristiyanlıktı, fakat Batı sultacı bakışı yüzünden sekularizmi İslamî toplumlara da dayatmak istedi. Fakat geçen bölümlerde de anlatıldığı üzere İslam dinini sekularize etmeye çalışmak yanlış ve pişkin olmayan bir düşüncedir.

İnsan kilisenin tanımına göre öz itibarıyla günahkar sayılan bir varlıktı. Kilisenin beşerin bir çok fıtri ihtiyaçlarına duyarsızlığı ve yine kilisenin insanın aklını kısıtlayan ve tutsak eden öğretileri beşeri yeteneklerin ortaya çıkması yolunda ciddi bir engeldi. Ancak geçen bölümlerde de anlatıldığı üzere Kur'an'ı Kerim’e göre insan öz itibarı ile günahkar olmadığı gibi büyük keramet ve saygınlığa sahiptir. Allah teala insanı pak yaratmış ve ona kendisinin yeryüzünde halifesi olma gücünü sunmuştur. Kur'an'ı Kerim ayrıca saadete kavuşmak için aklın kullanılmasını vacip saymış ve defalarca aklını iyi kullanmayan insanları tenkit etmiştir.

Yine Kur'an'ı Kerim öğretilerine göre dünyevi nimetlerden yararlanmak tenkit edilmemiştir ve sadece bu dünya ile yetinmek insan şanına yakıştırılmamıştır. Özetle İslam’da insanın fıtri ihtiyaçları göz ardı edilmemiştir ve ancak insanın kemale ermesine engel olmayacağı şekilde doğru yörüngeye yerleştirilmesi vurgulanmıştır. Dolaysıyla Kur'an'ı Kerim’ın insana ve insani has özelliklerine bakışı, tamamen insanın Allah vergisi fıtratına uygundur. Bu yüzden Kuranî düşüncelerle yetişen insan kendi insaniyeti ile dini arasında bir çekişki görmez.

Eğer İslam dini sırf insanın ahiretini göz önünde bulundurur ve dünyevi işlerinden söz etmeseydi, İslam dini insanın sadece ruhu ile ilgili olduğu ve sonuçta sosyal boyutu hakkında söyleyeceği bir şey olmadığı düşüncesi için zemin oluşurdu. Oysa İslam dini insanın sosyal meselelerine de müdahale ederek çeşitli yollardan sekular düşünceyi çürütür.

Kur'an'ı Kerim ayetlerine göre insan sosyal bir mahluktur ve ancak topluma katıldığı takdirde kemale erebilir. Kur'an'ı Kerim insanın topluma yönelik duyarsızlığını asla benimsemez ve hiç bir zaman ruhbanlığı ve inzivaya çekilmeyi tavsiye etmediği gibi müslümanları sürekli dünyevi işleri ile ilgilenmeye ve toplumu ıslah etmeye teşvik etmiştir. Buna göre Kur'an'ı Kerim açısından insan hem sosyaldır ve kemale ermesi topluma katılması ile sağlanır, hem yaşadığı toplumda etkili ve faydalı olması gerekir.

Kur'an'ı Kerim’in bir çok ayeti iktisadi meselelerle ilgilidir ve iktisat kanunlarını ve ilkelerini en detayli biçimi ile beyan eder. Kur'an'ı Kerim’in iktisadi öğretileri diğer öğretileri gibi insan yaşamının boyutlarını saran ve insanların iktisadi ilişkilerini ve iktisadi haklarını beyan eden öğretilerdir. Kur'an'ı Kerim ayetlerine göre insanlar kendi malına ve servetine musallattır ve hiç kimse başkasının malına ve servetine el uzatamaz. Kur'an'ı Kerim insanlardan rübadan, batıl alış verişlerden, az satmaktan ve rüşvetten kaçınmalarını tavsiye eder. Kur'an'ı Kerim ayrıca sosyal güvenlik, mülkiyet, üretim, iş, sermaye, yatırım, verimlilik, ticaret, çevre, servetin dağılım, nafaka, rüba, tüketim modeli, iç ekonomi, vergi, kamu mal varlığı, doğal kaynaklar ve gelir gibi konularda çok titiz kanunlardan söz etmiştir.

Kur'an'ı Kerim İslamî iktisatla başka türlü ekonomilerin arasındaki farklılığını dünya eğilimli veya ahiret eğilimli olmak üzere iki eğilimde görmektedir. Kur'an'ı Kerim’in Şura suresinin 20. Ayeti bu konuya açıklık getirir. Bundan başka Kur'an'ı Kerim şöyle buyurur:

Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.

Kur'an'ı Kerim’in iktisat alanında beyan ettiği ilkelere bazı örnekler gerekirse, başkalarının malına müdahale etmeme ve gasp etmeme, ticaret ilkesi ve alış verişin iki tarafın rızası ile yapılması ve bireysel mülkiyet hakkı ilkesi gibi ilkeleri örnek vermek mümkün. Kur'an'ı Kerim alış veriş ve çeşitleri hakkında de net hükümleri vardır veörneğin şöyle buyurur:

Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.

Kur'an'ı Kerim’in Enam suresinin 153. Ayeti, Araf suresinin 85. Ayeti, Hud suresinin 84 ve 86. Ayetleri de alış veriş hükümlerini içerir.

Kur'an'ı Kerim miras konusu ve nasıl paylaşılması gerektiği hakkında de net hükümleri vardır. Nisa suresinin 6 ve 12. Ayetleri, Enfal suresinin 75. Ayeti ve Ahzab suresinin 6. Ayeti bu konuyu detaylı bir şekilde beyan etmiş ve hiç bir kuşku geride bırakmamıştır.

Kur'an'ı Kerim sosyal güvenlik ve toplumun mağdır kesimlerine destek verme konusunda da etkili yöntemler getirmiştir. Nitekim 14 asır önce getirilen bu kanunlar İslam dini ahkamının has özellikleri ve her çağa uygun olması sayesinde günümüzde de geçerlidir. Kur'an'ı Kerim şöyle buyurur:

Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.

İslam’ın hukuk ve ceza kanunu suç tespiti, cezayı belirlemek ve suçun vuku bulmasını önlemek olmak üzere üç aşamada beyan edilir. Kur'an'ı Kerim açısından suç, bilinen günahlar ve fesatlardır ve Allah hakkı, insan hakkı ve nefis hakkı olmak üzere üçe ayrılır ve tüm bunlar ayetlerde beyan edilir. Kur'an'ı Kerim ayrıca suçların cezalarını da belirlemiştir ve bununla ilgili ahkam ve kanunlar bu semavi kitabın yaklaşık altıda birini kapsar. Dolaysıyla Kur'an'ı Kerim hukuk alanında da sessiz kalmamıştır ve hiç kimse bu semavi kitabın dinin hukuki meselelerini gözardı ettiğini iddia edemez.

Siyaset ve hükümet alanlarında da Kur'an'ı Kerim’in net ve açık ahkamı vardır. Kur'an'ı Kerim hakimiyetin Allah’a ait olduğunu beyan eder ve bir insanın bir başka insana hükmetmesini, hükmeden kişi Allah tarafından icazetli olmadığı takdirde benimsemez. Gerçekte yasama, hükümetin her boyutunda Allah’a mahsustur ve yüce Allah bu yasaları vahiy yoluyla insanlar için beyan etmiştir. O zaman hiç bir beşer ilahi yasalar çerçevesinin dışında yasa üretemez. Bunun anlamı, örneğin trafik kurallarını da Kur'an'ı Kerim’de aramak gerektiği değildir. Bunun anlamı şu ki toplumu yönetmek için gerekli olan yasalar ve temel çerçevesi Allah terafından belirlenmiştir ve her türlü gerekli yeni yasa da bu çerçevede belirlenmesi gerekir.

Kur'an'ı Kerim ayetlerine bakıldığında, hükümet meselesi genelde beşeri ve dünyevi bir konu olmadığı ve insanın kendisine bırakılmadığı ve İslam dininin bu konuda net tutumu söz konusu olduğu anlaşılır.

Yüce Allah Kur'an'ı Kerim’de enbiyanın görevlerini beyan ederken, tevhidi bir toplum inşa edilmesine ve Allah’tan başkasına tapılmamasına vurgu yapar. Yine Kur'an'ı Kerim’e göre eşitlik ve adaleti inşa etmek, enbiyanın bisetinin temel eksenlerinden biridir ve açıktır ki İslam’ın her türlü hukuki, iktisadi, sosyal ve siyasi yasaları ancak din temelinde kurulan bir hükümet çerçevesinde uygulanabilir. Hükümeti kurma görevi ise Peygamberi’in –s– ve masum haleflerinin görevidir ve masum imamın yokluğunda bu görev, tedbir, adalet ve diğer bazı özel şartlara sahip olan bir din bilginine aittir ve eğer toplum bu tespite ulaşmamışsa, hatta masum imamlar bile hükümet kurmaz ve sadece şartlar müsaade ettiği ölçüde hakimları ve insanları dine doğru yönlendirmeye çalışır.

Kur'an'ı Kerim’e göre ilahi ve semavi maarife dayanan bir hükümeti kurmak zaruridir ve Kur'an'ı Kerim hiç bir zaman Kuranî maarife dayanmayan bir hükümeti benimsemez ve müslümanlara uygun zemin hazırlayarak Kur'an'ı Kerim kanunlarının uygulanmasını farz kılar. Bu yüzden sekular düşünce tamamıyla Kur'an'ı Kerim öğretileri ile çelişmektedir.

Evet, 26 bölümlük sohbetimiz boyunca Batı’da sekularizm düşüncenin ortaya çıkışının tarihi sebeplerini anlattık ve bu düşüncenin temellerini İslamî öğretilerin açısından irdeledik. En son dinin yaşamdan soyutlanmasını savunan sekularizimi Kur'an'ı Kerim ayetleri açısından ele aldık ve bu düşüncenin Kur'an'ı Kerim tealimi ile örtüşmediğini gösteren sebepleri ortaya koydu.

Sözün özü, İslam dininde din ve dünya birbirinden iki ayrı konu değildir ve dünya, insanın ebedi saadet ve kemale ermesi için bir araçtır.

Sohbetimizden siz değerli ve bilge dostlarımızın yararlanmış olabileceğini umut ederek sözü İmam Rıza’dan –s– çok kıymetli bir hadisle noktalamak istiyoruz. İmam Rıza –s– şöyle buyurur:

Dünyasını dini ve dinini dünyası için terk eden, bizden değildir.015