Ağustos 19, 2016 17:46 Europe/Istanbul

Geçen bölümde sekularizmin Batı tarihi ve kültüründen kaynaklanan bir fikri akım olduğu halde bugün hangi aşamaya geldiğini ve acaba sekular düşünürlerin beklentilerini karşılayıp karşılamadığını irdelemeye çalıştık.

Bu önemli soruya cevap ararken dedik ki Batı dünyası şu anda posk sekularizm dönemi yaşıyor. öte yandan dünyanın bir çok seçkin sosyoloğu ve filozofu artık sekularizmin dönemi sona erdiğini ve bugün sekularizmin uzun yıllar süren hakimiyetinin ardından, dinin çeşitli toplumlarda konumu zayıfladığı söylenemeyeceğini savunuyor.

Alman filozof Habermas şöyle diyor: sekularların beklentileri gerçekleşmedi. Din yaşamda etkili bir güç olarak kesinlikle toplumdan silinmedi. Sekularların tam çabalarına rağmen din, vatandaşların siyasi ahlak çerçevesindeki telakkilerinde önemini korudu.

Eskiden sekularizmin sıkı savunucularından olan Amerikalı ünlü sosyolog Peter Berger şimdi farklı düşünüyor. Berger 1977 yılında bir ropörtajında şöyle diyor: itiraf etmek gerekir ki bizler sekular bir dünyada yaşayamayız. Bir kaç istisna durum dışında bizim içinde yaşadığımız dünya geçmişte olduğu gibi dini duygularla doludur ve bazı bölgeler bu duygular hatta geçmişle kıyasla daha da artmıştır. Bunun anlamı ise, sosyal bilimlerin bilginleri ve tarihçilerin sekularizm tezi adını verdikleri edebiyatın tümüyle ciddi kusurlar içerdiğidir.

Peter Berger sekularizmin gelecei hakkında geniş araştırma yapan seçkin bir bilgindir ve bir çok Batılı düşünürü temsil etmektedir. Ancak Berger bir hristiyandır ve İslam dinini yeteri kadar tanımamaktadır. Bu yüzden Berger’in müslümanlar ve İslam dini hakkında yaptığı yorumlar yeteri kadar dakik değildir. Fakat yine de Berger’in sekularizmin kaderi hakkında yaptıı araştırmalar bize yol gösterebilir. Bu yüzden sohbetimizin devamında berger ve onun gibi düşünen bazı Batılı düşünürlerin görüşlerini irdelemeye çalışacağız.

Modernitenin dinle tezat yaşadığını savunan tezin aksine günümüz dünyasından gözlemler, dünyanın bir çok bölgesinde yenilikçiliğin çok güçlü anti sekular hareketleri beraberinde getirdiğini gösteriyor.

Peter Berger şöyle diyor:

Dini toplumlar sekular dünyanın elzemlerine uyum sağlayamamalarına karşın hala ayakta kalmayı başarmıştır. Daha basit bir ifade ile sekularize olan din deneyimi genellikle hezimete uğramıştır, fakat dihi hareketler ve doğa ötesi eğilimlerin ürünü olan inançları ile birlikte göz kamaştıran başarılara imza atmıştır.

Gerçekte dini toplumlar ya sekularizmi benimsemedi, ya da bir nevi kendi tealimini sekular öğretilerle uyumlu hale getirmeye çalıştı. Uzmanlar, sekularizmle uyumlu hale gelmek için büyük çaba harcayan dini hareketlerin ve kurumların dünyanın hemen hemen her yerinde başarılı olamadıklarını belirtiyor. Ancak sekularizmle uyumlu hale gelmeyi reddedenler her yerde gelişen bir süreç izlediği gözleniyor. Amerika’da protestanizmin çöküşü ve İncili hristiyanların ortaya çıkışı bu iddianın en somut örneğidir. Öte yandan İslam, hinduizm ve budizm gibi önemli dini toplumlarda önemli dini akımlar ortaya çıktı. Bu hareketler birbirinden farklı olmalarına rağmen ortak paydaları dinden ilham almalarıdır. Gerçekte dünyada sekularizm önemli olduğu kadar anti sekular hareketler de inkar edilemeyecek derecede önemlidir.

Peter Berger bugün tüm İslam ülkelerinde geniş çapta başlayan İslamî hareketlerin her gün daha çok taraftar topladığını belirtiyor. Gerçekte bu geniş çaplı İslamî hareket, İslamî akaidi yeniden ihya ediyor ve bir çok durumda sekular düşünceyle bağdaşmayan İslamî yaşam tarzını sunuyor. İslamî yaşam tarzının yeniden ihya oluşu, Batılı çevrelerin iddia ettiği gibi sadece toplumun geri kalmış kesimleri ile sınırlı kalmıyor.

Peter Berger şöyle diyor: Bu hareket, yenilikçilik ve medornite geniş çapta yaygın olan büyük kentlere sızmış bulunuyor. Bazı ülkelerde bu hareket hatta Batı tarzıyla yüksek eğitim almın insanların arasında da göze çarpıyor. Örneğin bugün Mısır ve Türkiye’de bir çok sekular ailenin kızları İslamî tesettürü seçmiş bulunuyor.

Peter Berger çağdaş dünyada dini hareketler için bir başka örneğe temas ediyor, ki bu da Amerika’dan kaynaklanan İncili protestanizmdir. Berger şu itirafta bulunuyor:

Günümüz dünyası, şiddetle dini bir dünyadır ve bu dünyayı asla sekular bir dünya olarak adlandıramayız.

Amerikalı sosyolog Berger, Avrupa bu dini dünyada bir istisna olduğunu ve sekularizm düşüncesi Batı Avrupa’da hayata geçtiğini söylemenin mümkün olduğunu belirtiyor. Ancak Berger şöyle devam ediyor: bu toplumlardan elde edilen bilgiler, bu toplumlardan yaşayan insanların kilisenin organize tealimine şiddetle yabancılaştığını, ama yine de din onların arasında güçlü bir varlık sergilediğini gösteriyor. Bu durum, bu toplumlarda sönmeye yüz tutan şeyin din değil de, asıl kilisenin tealimi olduğunu ortaya koyuyor.

Bu yüzden Peter Berger ve onun gibi düşünen sosyologlar hatta Avrupa için sekular tabirini kullanmak yerine “din kurumunun konumunun değiştiği yer” tabirini kullanmayı daha uygun buluyor.

Sosyoloji uzman Dr. Grace Davie “Avrupa; bir kaideyi ispat eden istisna” başlıklı makalesinde Avrupa eski sekularizm düşüncesinin uygulandığı seyrek sayıda bölgelerden biri olduğu anlaşıldığını belirtiyor. Davie, ancak Avrupa halkı başkalarından az dindar olmadığını, sadece dindarlıkları farklı olduğunu vurguluyor. Davie’ye göre Avrupa olarak adlandırdığımız şeyin şekillenmesinde üç belirleyici etken bulunduğunu, bunlardan biri yahudi – hristiyan tevhid düşüncesi olduğunu ve bu etkenin önemi başka etkenlerin arasında daha fazla olduğunu belirtiyor.

Davie şöyle diyor: Batı Avrupa’da ortak dini miras, Avrupa kıtasının geçmişte, şimdi ve muhtemelen gelelcekte ilerlemesinin önemli etkenlerinden biridir ve bu ortak miras bir çok kültürel değerin üzerinde etki yapmıştır

Sekularizme karşı çıkan dini akımlar birbirinden çok önemli farklılıklar arz eder, fakat hepsinin ortak paydası sekularizmi, insanın varlığını dini yücelişten bağımsız olarak pasif ve fakir ve zayıf bir varlık haline getirdiği için eleştirmesidir.

Peter Berger dünyadan sekularizmi silmenin yeni dalgası başlıklı makalesinde şöyle yazıyor: çağdaş dünyanın meselelerini irdelerken dinin rolünü gözardı edenler, büyük bir hata işliyor.

Post sekular düşünürlerin görüşlerine bakıldığında, bu kesime göre günümüz dünyasının artık sekular olmadığı ve hatta bundan önceki dönemde de gerçek manada sekular olmadığı anlaşılıyor.

Bu düşünürlere göre Batılı toplumların aydınlarından oluşan küçük bir sekular kültür, sekularizm akımının baş hamisi olmuştur. Ancak bu sekular aydınlar hiç bir zaman Batılı toplumları temsil etmemiştir.

Kendisi bir zamanlar sekularizmin sıkı savunucularından biri olan Peter Berger, Batı toplumunda dinin insanların yaşamında rolü renksizleşmediğini ve sadece sekularizmi savunan söz konusu sekular aydın kesimin bu toplumlarda eğitim ve kültür kurumları üzerindeki nüfuzu sayesinde sekularizmi ilerlettiğini belirtiyor.

Berger ve onun gibi düşünen bir çok Batılı düşünür yenilikçiliğin kesinlikle sekularizme bağlı olmadığını ve bir çok toplumda mezhep, başlı başına yenilikçilik düşüncesi üzerinde etkili olduğunu savunuyor.

Bugünkü sohbetimizde Amerikalı ve Avrupalı ünlü sosyologların sekularizm düşüncesinin başarı oranı hakkında görüşlerini beyan etmeye çalıştık. Bu görüşlerin beyan edilmesi onları onayladığımız anlamına gelmez ve sadece bugün Batı dünyasında düşünürlerin nasıl bu konuyu düşündüklerini gözden geçirmek içindir.

İşin ilginç yanı, bugün bazı müslüman düşünürlerin İslamî toplumlarda sıkı bir şekilde sekularizmin uygulanmasını savunması ve kendi beşiği olan Batı’da sönmeye yüz tuttuğu halde bu düşünceyi İslam dini ile uyumlu hale getirmeye çalışmalarıdır. Oysa İslam dini muhteva zenginliği ve tealiminin cihanşumul olması bakımından kilise hristiyanlığından temelden farklıdır.

Her halüklarda bugün dünyada sekularizmin kaderine bakmak, İslami toplumlardan insanların ve aydınların yoluna ışık tutabileceği kesindir.015