Türkiye'den köşe yazarları
Turhan Bozkurt, Zaman gazetesinde, “Kriz ne zaman bitecek” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Maliye Bakanı Naci Ağbal, İngiliz Financial Times (FT) gazetesine verdiği mülakatta ekonominin seyrinden memnun olmadığını belirtmekle kalmamış, sebeplerini de sıralamış. Ağbal'ın sözleri şöyle: “Memnun değilim. Çünkü dış ticaretimiz iyi gitmiyor. Çünkü jeopolitik riskler var. Rusya, Suriye, Irak ve tüm bu pazarlarda düşüş yaşanıyor.”Maliye Bakanı, dış siyasetteki iflasın ihracata, dolayısıyla imalat sanayiine nasıl ağır bedeller ödettiğini diplomatik dille izah etmiş. Ötesini ben söyleyeyim: Komşularla yaka paça olduk. İhracatta 5 sene evvelki seviyeye rücu ettik. 2016'da 135 milyar doları zar zor görebiliriz. Güya geride kalan 2015 senesinde ihracatımız 225 milyar doları aşacaktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: ...
***
Nursan, PİMAŞ ve Leke Jeans gibi devasa firmalar ya tesis kapatıyor veya mahkemelerden iflas erteleme kararı çıkararak alacaklıların ipinden bir seneliğine kurtuluyor. Nakit sıkıntısı had safhada. Bankalar kredileri öyle bir kıstı ki borcu borçla çevirenler komaya girdi.
Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, Bakan Ağbal'ın sözlerinden bir gün sonra kendilerinden kaynaklanmayan mes'elelerin faturasını ödemek istemediklerini kaydetti ve teşvik paketi istedi. İhracatçı, iki senedir künde üstüne künde yerken ‘bambu ağacı' teşbihinde bulunmayı tercih eden Büyükekşi, daha fazla sessiz kalmanın fayda sağlamayacağına kanaat getirmiş olmalı. Aynı gün Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir ile Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay, piyasada paranın dönmediğinden yakınıyordu.
Bıçak kemiğe dayandı. İsmi konmasa da krizin ortasındayız. AKP'nin ‘hele seçimi kazanalım, bakarız' diyerek halının altına süpürdüğü dertlerle müteşebbis tek başına cedelleşiyor. İş âleminde ‘artık yeter, bu gidiş hayra alamet değil' sesleri çoğalacak, hiç şüpheniz olmasın. Ağbal ve Büyükekşi'nin tespitleri kıymetli. Lâkin eksik tarafları var. Ekonomide kriz emareleri görülmesi, sadece müflis dış siyasetin teselli ikramiyesi olarak takdim edilen 'değerli yalnızlık' ile izah edilemez. Sebeplerden biri bu, ismi de 'değersiz yalnızlık'tır. Kimsenin söyleyemediği sebepler var, krizden çıkışımız o sebepleri ortadan kaldırmakla mümkün.
Medyadaki farklı sesleri susturma teşebbüsleri, 33 gazetecinin tevkif edilmesi, hukuk ihlalleri ve mülkiyet gaspına varan kayyım zulmüne net bir dille karşı çıkmadıkça iktisadî buhran derinleşecek.
Sadece 2015'te 10 milyar dolara yakın milli sermaye yurt dışına kaçtı. Tasarrufunu gasptan kurtarma saikiyle böyle hareket edenlere niye kızıyorsunuz ki! İşadamlarını cüzzamlı gibi göstermeye çalışan, istihdam ve ihracata katkılarını umursamayan türedilere kızın. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in ifadesi ile bu ortamda yabancı yatırımcının yanında yerli yatırımcıyı da ikna etmek için Türkiye'nin öngörülebilirliğini artırmalıyız, daha çok reform yapmalıyız.
Ağbal, madem gelinen noktadan muzdarip ve gayri memnun, o halde yetkisini kullansın ve armudun sapı üzümün çöpü diyerek KOBİ'lerin, holdinglerin ensesinde boza pişiren vergi müfettişlerine ‘hukuk dışına çıkmayın' talimatı versin. AKP teşkilatından geldiğini söyleyip patronlara ‘şunu yapmazsan kayyım atarız, bunu vermezsen seni batırırız' şantajları yapan nevzuhur tipleri de derdest etsinler. Aldıkları rüşvetlerin hesabını mahkemelerde vermeleri temin edilsin. Kriz işte o gün bitecek.
***
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Dövizde iki arada, bir derede kaldık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sıcak para ve yabancı sermaye girişi , kur baskısı yarattı. Üç yıl öncesine kadar düşük kur nedeniyle, üretim dışa bağlandı. Kur arttı, bu defa da ihracat malı üretiminde yüzde 80 oranında ithal hammadde ve ara malı olduğu için, rekabet gücümüz artmadı. Üstelik jeopolitik şartlar, dış politikadaki yanlışlarımız ve terör de şimdi, ihracatın düşmesine neden oluyor. Döviz gelirimiz azalıyor.Turizmde bu sene yüzde 30 ile yüzde 40 arasında bir kayıp bekleniyor. 25 milyar dolarlık turizm gelirimiz muhtemelen 15 milyar dolara gerileyecektir.Dış borç stoku 410 milyar doları aştı. Dış borçların çevrilmesi ve bu yolla döviz girişinin de sonuna geldik. Net dış borç ödemeye geçince döviz ihtiyacımız da artacaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: ...
***
Nihayet, bel bağladığımız yabancı yatırım sermayesi Türkiye'den çıkıyor.
2014 yılından 2015 yılına (yıl sonu) uluslararası yatırım pozisyonu bazı kalemleri nasıl değişti
* Doğrudan yabancı yatırımlar 32.4 milyar dolar azaldı.
* Yurt dışında yerleşiklerin elindeki hisse senedi, tahvil gibi portföy yatırımları 44.4 milyar dolar azaldı.
* Yurt dışında yerleşiklerin Döviz ve TL mevduatında ise toplam 8.6 milyar dolar artış var.
* Türk işçilerinin Merkez Bankası'da tuttuğu Kredi Mektuplu Döviz tevdiat hesapları 1.2 milyar dolar azaldı.
* Bankaların dış kredi stoku 2.3 milyar dolar azaldı.
* Özel sektörün dış kredi stoku 4.8 milyar dolar arttı.
Döviz ihtiyacının artması, 2015 yılında 12 milyar dolar kaynağı belirsiz döviz girişi olmasına rağmen 2015 yılı dördüncü çeyrekte 9 milyar dolar, yıl sonunda ise 11 milyar dolar azalmasına neden oldu.
Döviz sorunu, ihracatçıya kredi vermekle, turizme destek vermekle çözülmez. Bu destekleri bu yıl verdiniz... Seneye ne yapacaksınız?
Yapılması gerekenler:
* Dış politikamız, yeni bir ulusal yaklaşım içinde ve tamamıyla Dış İşleri Bakanlığı bürokratları tarafından yeniden dizayn edilmelidir.
* Devlet Planlama Teşkilatı yeniden kurulmalı, uzun dönemli perspektif ve kısa dönemli planlar yapılmalıdır.
* Üretimi dışa bağımlı olmaktan kurtarmak için, içeride hammadde ve ara malı üretimi teşvik edilmeli, devlet öncülük etmelidir. Yine devlet yatırımlara da öncülük etmeli ve yol göstermelidir.
* Piyasada spekülasyonun önlenmesi ve kartelleşmenin kırılması için önlem alınmalıdır.
***
Faruk Çakır, Yeniasya gazetesinde, “Tedbir alma vakti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Uzun yıllar süren mücadeleden sonra beli kırılan enflasyon, yeniden ülke ekonomisi için tehdit olma emaresi gösteriyor. Hatırlatmaya ihtiyaç yok, ama yine de tekrarlayalım: Erken tedbir alınmazsa, hep beraber kaybederiz.Toplantıda konuşan TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes şöyle demiş: “Bugün geldiğimiz noktada maalesef enflasyon sadece hedeften yüksek olmakla kalmayıp, giderek yükselen bir trend izlemeye başladı. (...) Son zamanlarda sadece bir hedefe sahip olmak yeterliymiş gibi bir izlenim hakim. Asla ulaşamayacağımız bir hedef mi belirliyoruz acaba? Yoksa bu hedefe ulaşmak için yapılması gereken politikaların önünde engeller mi var? Samimi olarak söylemeliyim; anlamakta güçlük çekiyoruz.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: ...
***
Petrol fiyatının dünya piyasalarında ucuzlamasına milletçe sevinmiştik. İthal edilen petrole daha az döviz ödeyecektik ve dolayısıyla paramız ‘kasa’larda kalacaktı. İç piyasada fiyatlar beklendiği kadar düşmediği gibi, tesbitlere bakılırsa petroldeki fiyat düşüklüğü neredeyse aleyhimize olacak.
Başaran Symes bu durumu şöyle yorumlamış: “Uzun süre daha düşük seviyelerde kalacağı tahmin edilen (petrol) fiyatlar, yalnızca hammadde satarak sağlanan refahın sürdürülebilir olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bizim de buradan kendi adımıza çıkarmamız gereken ders, sadece hammadde gelirine dayalı ekonomilere dayanarak büyümemizi sürdürülebilir kılamayacağız.
“Bu son krizi belki de bize aslında ne kadar az şey bildiğimizi bir kez daha gösterdi” diyen Cansen Başaran Symes, “Dünya Bankası raporu küresel finansal koşulların giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. Rapora göre gelişmekte olan piyasalara akan sermaye krizden beri görülen en düşük seviyede. Bu tespitler 2016 yılında Türkiye’yi yine zor bir yılın beklediğini açıkça gösteriyor” demiş.
Bu ikâz ve hatırlatmalar karşısında “Bize bir şey olmaz” tavrı mı takınılacak yoksa erken tedbir almanın krizleri aşmek için şart olduğu mu görülecek? Meselenin özü burada düğümleniyor.
İçinde bulunduğumuz 2016 yılının ekonomik ve siyasi anlamda rahat geçmeyeceği daha önce de ifade edildi. Komşularımızın iç savaşa sürüklendiği bir durumda Türkiye’nin bu hadiselerden etkilenmemesi zaten mümkün değildi. Önemli olan bu olumsuz etkileri en aza indirebilmektir. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı (TİM) Mehmet Büyükekşi de komşu ülkelerle yaşanan gerilimin Türkiye’ye yıllık maliyetinin 4,5 milyar dolar olduğunu hatırlatmış ve ilişkilerin düzelmesini talep etmiş. Başkalarının başlattığı kavganın faturasını maalesef biz ödüyoruz.