Haziran 12, 2017 21:56 Europe/Istanbul

Oruç ibadeti her yıl bir ay boyunca uygulanan terbiye eksenli bir programdır.

Yani yılın yaklaşık on ikide biri, yanlış adetleri bırakma üzerinde etkili rol ifa eder. Oruç tutan insan mübarek Ramazan ayında ele geçirdiği fırsatı değerlendirerek yaşamında ve davranışlarında köklü değişiklikler gerçekleştirir. Örneğin mübarek Ramazan ayında insan söz ve amellerine daha fazla dikkat ettiği için daha az hata yapar veya günah işler.

Evet, bir kez daha yüce Allah’a sonsuz muhibet hazinesinin kapılarını açarak bizlere mübarek Ramazan ayını bir kez daha idrak etme tevfikini nail buyurduğu için şükrediyoruz. İslam Peygamberi –s– mübarek Ramazan ayını şöyle vasfediyor: eğer kul Ramazan ayının değerini bilseydi, yıl boyunca Ramazan ayı olması için dua ederdi.

Ramazan ayını bereketleri ve faydaları saymakla bitmez. Her insan bu bereketlerin ve faydaların bir boyutunu gözetleyebilir, fakat bu mübarek aydan, günün belli saatlerinde yemekten ve içmekten imsak etmenin yanında bu ilahi farizenin terbiyevi boyutunu da gözetleyen insanlar hiç kuşkusuz daha çok feyiz alır.

Oruç ibadetinin terbiyevi tesirlerinden biri, iradeyi takviye etmektir. İrade, yaşamın zorlu veya hassas anlarında sergilenen istek ve ciddi azimdir.

Bazı insanlar zayıf iradelerinden acı çeker. Bu insanlarda iradelerinin zayıf olduğunun bir işareti, işlerini sürekli ertelemeleri ve genellikle bir işe başlamayı yarına bırakmalarıdır. Zayıf iradenin bir başka işareti, bir konuda zamanında ve yerinde karar alamamak ve alınan kararı da kuşku ve ikrah ile beyan etmek veya başkalarından görüş istemektir.

İradesi zayıf olan insanlar genellikle sabırsız insanlardır. Örneğin bu tür insanlar bir işe başladıklarında, karşılaştıkları ilk sorun veya engel durumunda sabrını yitirir ve bu yüzden çok çabuk öfkelenir ve hatta o işe devam etmekten ebediyen vazgeçebilir

Buna göre iradesi zayıf olan insanlara tavsiyemiz, mübarek Ramazan ayında oruç tutmak ve iradelerini güçlendirmek için bu farizeden yardım almaktır. Zira oruç ibadeti, direniş gücünü ve iradeyi takviye etme alıştırmasıdır. Oruç tutmak, hakiki sabrın gerçekleşmesidir.

Gerçekte oruç tutan insan nefsinin istekleri ile savaşır ve içgüdülerine karşı direnişe geçer. Şehvet ve içgüdülerin insana musallat olması en tehlikeli sultalardan biridir ve insanı tutsak ettiği gibi iradesini çökertir ve her türlü alçaklığa ve rezilliğe zorlar. Bu yüzden İslam dininde nefisle mücadeleden büyük cihat anlamına gelen cihadı ekber şeklinde söz edilmiştir. Çünkü bu cihat güçlü ve sağlam bir irade ve direniş gerektirir.

Sohbetimizin başında da belirtildiği üzere, oruç ibadeti her yıl bir ay boyunca uygulanan terbiye eksenli bir programdır. Yani yılın yaklaşık on ikide biri, yanlış adetleri bırakma üzerinde etkili rol ifa eder. Oruç tutan insan mübarek Ramazan ayında ele geçirdiği fırsatı değerlendirerek yaşamında ve davranışlarında köklü değişiklikler gerçekleştirir. Örneğin mübarek Ramazan ayında insan söz ve amellerine daha fazla dikkat ettiği için daha az hata yapar veya günah işler. Gerçi oruçlu insan nefsani heva ve hevesleri ve nefsani eğilimlerine karşı direnir ve düşüncesini ve amellerini bu tür isteklerden ve günahlardan uzak tutar, ama aynı zamanda bu süreçte elde ettiği direniş deneyimini yaşamının tüm alanlarında da uygulayabilir. İmam Ali –s– bu konuda şöyle buyurur: En iyi insan, nefsi ile mücadele eden insan ve en güçlü insan nefsine galip gelen insandır.

Değerli dostlar, sohbetimizin ikinci bölümünde yine Kur'an'ı Kerim’in nurani ayetlerine kulak veriyoruz. Şimdi hep birlikte Bakara suresinin 2 ila 5 ayetlerini dinleyelim:

ذَلِکَ الْکِتَابُ لَا رَیْبَ فِیهِ هُدًى لِلْمُتَّقِینَ *الَّذِینَ یُؤْمِنُونَ بِالْغَیْبِ وَیُقِیمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ یُنْفِقُونَ *وَالَّذِینَ یُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَیْکَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِکَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ یُوقِنُونَ. *

O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

Kur'an'ı Kerim tüm beşeriyetin hidayet kitabıdır, fakat hiç kuşkusuz bu semavi kitaptan ancak müttaki insanlar faydalanabilir. Yüce Allah bu ayetlerde müttaki insanlar için altı özellikten söz etmiştir. İlk özellik, gayba inanmaktır. Müttaki insanlar, gayba iman eden insanlardır. Gayb demek, insanın hislerinden saklı olan şeyler demektir. Esasen bütün varlık alemi gayb ve şahadet olmak üzere ikiye ayrılır. Şahadet, alemin hislerimize aşikar olan bölümüdür, yani hissettiklerimiz, duyduklarımız, gördüklerimiz, dokunduklarımız şeylerdir ve gayb alemi insan hisleri ve idrakı çemberinde yer almayan ve hepsi hislerimizde idrak edilemeyen şeylerden oluşur, örneğin yüce Allah gibi.

Müttaki olmak için belirtilen ikinci şart, namaz kılmaktır. Müttaki insanları namazını büyük bir ilgi ile kılar ve içerdiği kavramları yaşamında uygulayarak hayata geçirir.

Üçüncü özellik infaktır. İnfak etmek, malını yüce hedeflerin ve ilahi ülkülerin uğrunda harcamaktır.

Dördüncü ve beşinci şart ise müttaki insan Resulullah’a –s– nazil olan her şeye inanması ve iman etmesi ve o hazretten önce de nazil olanlara da inanmasıdır. Bir başka ifade ile insanı hidayete erdiren takvanın şartlarından biri, müttaki insanın vahiye iman etmesi ve benimsemesidir, zira biri Allah’a iman ettiği halde vahiy konusuna iman etmeyebilir. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim bir çok yerde Resulullah’a –s– itaat etmeyi Allah’a itaat etmeden sonra zikretmiştir.

Ahiret alemine yakin etmek, müttaki insanın altıncı işaretidir. Ahiret alemi, fani dünyadan sonraki merhaledir ve dünyanın sonu olduğundan bu aleme ahiret adı verilmiştir. Dolaysıyla dinin ilk uygulamalarından biri insanlara yaşamın ölümle son bulmadığını, ölümden sonra da hayat devam ettiğini ve hesap ve kitap ve ceza günü olduğunu ve ahiret alemi bu dünyadaki amellerin sonucunu görme alemi olduğunu anlatmaktır.

Hoca Abdullah Ensari, arifane bir cümlesinde takvadan şöyle söz ediyor:

Madem Kur'an'ı Kerim müttakilerin rehberi olduğunu biliyorsun, o zaman takva edin ki seni ismet perdesinin ardında korusun. Kim bugün takvaya sığınırsa, yarın, yani kıyamet gününde mevlasının katına, yani Allah tealaya, yakınlaşır. Zira yüce Allah katında en saygın kullar, en takvalı olan kullardır. Takva demek, dikenli bir alandan geçerken elbiseni toplamak ve dikenlerin zararından kaçınmak demektir.

Değerli dostlar şimdi sohbetimizin üçüncü ve son bölümünde yine İslam’ın mübarek Ramazan ayı ile ilgili beslenme ve sağlık tavsiyelerine kulak veriyoruz.

Tıp bilimi ve deneyimler oburluk ve anormal iştah, bir çok hastalığa davetiye çıkardığını gösteriyor. Beslenme ve sağlık uzmanları insan mümkün mertebe daha az yemek yemesi ve henüz yemeye iştahı varken sofradan kalkması gerektiğini belirtiyor. Nitekim deneyimler de daha az yiyen insanların her daim tok gezen insanlara nazaran daha sağlıklı olduklarını ortaya koyuyor.

İmam Ali –s– hastalıkların önlenmesi yönünde oğlu İmam Hasan’a –s– tavsiyesinde şöyle buyurmuştur: Seni, tıptan ve tabibe baş vurmaktan bağımsız hale getirecek dört özellik hakkında bilgilendirmemi ister misin? İmam Hasan –s– evet, deyince İmam Ali –s– şöyle devam etti: Aç olmadığın müddetçe sofraya oturma, henüz doymadan yemekten el çek, yemeği tam olarak çiğne, asla tok karınla yatağa girme

Günümüzde İslam’ın oruç ibadeti sağlık alanında en önemli etken olarak dünya tıp camiasının ilgisini çekmektedir, ki bu da Resulullah efendimizin –s– “oruç tutun, sağlıklı kalın” şeklinde ünlü vecizesi ve tavsiyesinin sonucu sayılır.

Fransız fizyoloji uzmanı Dr. Karl şöyle diyor: oruç tutma zarureti tüm dinlerde vurgulanmıştır. Oruç amelinde ilkin açlık ve bazen bir nevi sinirsel tahrik ve ardından zafiyet hissi oluşur, fakat aynı zamanda çok önemli olan bir takım gelişmeler de yaşanır ve sonuçta tüm organlar seferber olup bazı maddeleri kaybetme pahasına iç ortamın dengesini ve kalbi korumaya başlar.

Fransız uzmanlar yaptıkları araştırmaların sonunda oruç tutmanın kanser gibi bir çok hastalıkta önleyici etkisi olduğu ve özellikle yaşlanma belirtilerini ve Alzeimer gibi hastalıklara yakalanma ihtimalini hafiflettiği sonucuna vardıklarını belirtiyor.

Orucun insan vücudu üzerindeki tesirleri hakkında derin araştırma yapan uzmanlardan biri de Dr. Buhenger’dir. Dr. Buhenger hastalıkların oruçla tedavisi başlıklı makalesinde şöyle diyor: Buhenger kliniği açıldığı günün üzerinden 50 yıl geçtiği bir sırada bu klinikte türlü kronik hastalığa yakalanan 50 bini aşkın hasta oruç yardımıyla tedavi görmüştür.

Dr. Buhenger, Romalı bir hekimden naklen şöyle devam ediyor: İlk hastalık oburlukla ilgiliydi ve ilk tedavi de imsak ve oruç tutmakla uygulandı.

Uzmanlar oruç tutmanın besin maddeleri alımında %20 ila %40’lık düşüşe sebebiyet vererek vücudun güvenlik sistemini aktifleştirdiğini belirtiyor. Oruç tutmak vücutta biriken zehirli maddelerin bertaraf edilmesi, sindirim sistemi ve ilgili organların dinlenmesi ve besin maddelerinin sindirilmesinde etkilidir.

Sindirim sistemi insan vücudunun en aktif sistemlerinden biridir, zira bu sistem vücuttaki diğer organların besin ihtiyacını karşılamak için sürekle çalışmak zorundadır. Sindirim sistemi Ramazan ayında bir nebze olsun dinlenme fırsatı buluyor ve böylece sindirim sistemi hastalıklardan korunma şansına kavuşuyor.

Oruç tutulan saatlerde midede biriken asit safra kesesi tarafından etkisiz hale getiriliyor ve böylece ülser gibi rahatsızlıklar söz konusu olmuyor. Bu yüzden Ramazan ayında doğru beslenme programı oruç tutan insanların sağlığında önemli rol ifa ediyor.