Mart 16, 2016 10:07 Europe/Istanbul

Geçen bölümde Seyid Cemaleddin Esad Abadi’nin son yüzyılda en önemli dini reformcu ve islam ittihadına çağıran ilk kişi olduğunu söyledik.

Vahdet yolunda onun doğu halkı ve müslümanları uyarmaya çalıştığı sırada İran, Osmanlı ve Hindistan ülkeleri Avrupa’nın sömürgeci ülkeleri sayılan Rusya, İngiltere ve Fransa’nın siyasi-askeri saldırılarına maruz kalıp işgal edildiği bir dönemde diğer islami beldelerin ise dolaylı veya doğrudan batılı devletlerin ve özellikle bu üç ülkenin sulta ve sömürüsü altında bulunduğuna değindik.Bu bölümde ise müslümanlar arasında tefrika ve zafiyetin yayılması ve bunlarla mücadelenin yolları hakkında Seyid Cemal’ın düşünce ve görüşlerini masaya yatırmak istiyoruz.

Seyid Cemal Müslümanlar arasında tefrika ve zafiyetin önemli nedenini onların asıl islam ile yaşadıkları fikri mesafede ve davranışlarında buluyordu. Ona göre Müslümanlar iki sebepten dolayı gerçek din ve asıl islamdan uzak kalmışlar; Birincisi dinden fikri ve tanım mesafesinin sürdürülmesi sırasında batıl inançlar ve yeniliklerin dine girmesi, ikincisi ise müslümanlar arasında ahlak dışı ve çirkin davranışların yayılması. Seyid Cemal batıl inançların müslümanların düşünce ve görüşlerine yansıması ve onların asıl islam’dan uzak kalmaları ve sadece dini öğretilerin görünüşü ve detaylarına güvenmeleri, müslümanların düşünce ve görüşlerinde yeniliklerin yer alması gibi nedenleri islami ülkelerin geride kalınmalarının ve onlar arasında tefrika ve ayrımcılığın yayılmasında en önemli rol ifa ettiğine inanıyordu. Seyid Cemal 4.yüzyılı Dehri ve Maddicilik gibi çeşitli fikri ve siyasi akımlar ve fırkaların fasık oyları ile müslümanları şüpheye düşürmek ve onları kendi inançlarından uzaklaştırma amacıyla tefrika ve zafiyetin müslümanlar arasında oluşmasının ilk aşaması olarak değerlendiriyordu. Seyid Cemal müslümanların islam’dan uzak kalmalarının bir başka nedenini de toplumda çirkin davranışlar ve ahlaksızlığın yayılması konusunda bulup müslümanlar topluluğunu bir ünite olarak görüldükleri halde, birbirleri ile düşman olduklarını hatırlatıyordu.Seyid Cemal dini kimliğin ortadan kaldırılması ve müslümanların yabancılar ile ilişkileri sıkı tutmaları ardından metamorfoz kimliği sürecinin başlaması, kimliksizlik ve yabancılara özen gösterme gibi konuları müslümanlar arasında geri kalınmışlık ve tefrikanın oluşmasında en önemli etken ve nedenler olarak sıralıyordu. 


Hükümetler tarafından uygulanan despot girişimleri müslümanlar arasında tefrika’nın yaymasında çok etkili gören seyid Cemal iki açıdan bu meseleyi islami vahdet konusunun gerçekleşmesinde engelleyici olarak niteliyordu.Birincisi şu ki otoriter devletler istikrarsızlığı halk arasında ister istemez kendi yönetim tarzı ile yayıyor, onları bilimsel ilerleme ve gelişim aşamalarına varmalarını engellemiş oluyorlar. ikincisi ise despot hükümdarlar halkla ilişkileri kesik olduğu için daha çok yabancılara bağlı kalırlar. O ayrıca iki açıdan otoriter olmayan devletleri vahdetin müslümanlar arasında oluşması yolunda etkili bulur çünkü bu devletler halkın rızasını kazanmakta başarılı olur ve buradan gelen meşruiyet güçlü bir baz oluşturur üstelik halkın oyu ile işe başlayan ve etnik veya kavmi taasuplardan uzak olan bir devlet kavimler ve mezhepler arasında hiçbir fark tanımadan eşit davranmakla müslümanlar arasında vahdetin oluşmasını kolaylaştırır.


Seyid Cemaleddin Esad Abadi’ye göre müslümanlarda siyasi anlayışının arttığı takdirde din üzerinden yola çıkarak zulüm ve despotluk ile mücadele ve siyasi işlere karışmak, şer’i ve dini bir vazife olarak algılanır o zaman vahdetin yolu da kolaylaşmış oluyor. Çünkü halkın güçlü bir devlete dayanmakla ve özellikle o devleti ilahi bir devlet olduğu tespit edildiği halde tefrika ve şiddetin de gittikçe azalması ortaya çıkar. Seyid Cemal Urvetul vuska makalelerinin birinde ’’hükümet ve saltanat sahipleri nasıl olmalıdırlar’’ başlıklı yazısında güç sahibi olanların gereken özelliklerini inceliyor.tedbirli, adil ve yabancılarla dostluktan kaçınılması gereken bazı özellikleri bu yazısında ele alıyor. O müslümanların karmaşık durumlarını kendilerinin genel çıkarlara karışmamaları sonucunda doğduğunu vurgulayıp, milletlerin istikrarsızlığı ve çeşitli genel kanaat yorumlarını otoriter bir devletin sayesinde ortaya çıktığını söylüyor. Seyid Cemal kendi mücadelesi yolunda despotluğu iyice yakından hissetmiş ve bir çok yerde islam ülkelerinin hakimlerini defalarca serzeniş etmiştir.Seyid Cemal’ın müslümanların vahdetini engelleyen iç otoritere gösterdiği ilgisi daha sonra Abdurrahman Kevakibi gibi bir çok reformcunun ilgi odağını oluşturdu.

Seyid Cemal mezhebi, siyasi ve etnik fırkacılığı müslümanların vahdeti için büyük bir ziyan olarak görür ve hilafetin saltanata dönüşmesini müslümanlar arasında fırkacılığın başlangıç noktası olarak değerlendirip ve şiddetle kınıyordu.Seyid Cemal bir tek söylemde değil pratikte de bu meseleyi uygulamaya çalışıyordu gerçi ölümüne dek kendi mezhebini açıklamadı ve şimdiye kadar bile kafalarda bu konu hakkında soru işaretleri oluşmuştur. O milli ve etnik taasupleri Kuranı kerim ayetleri ve Hz. Muhammed’in-s- siyerine karşı olduğunu biliyordu ve etnik ve milliyetçi girişimlerin kalkmasını, islam dünyasında vahdet ve gelişimin tek yolu olarak belirtiyordu. Seyid Cemal’a göre islami ülkelerde otoriter olmayan bir devletin hakimiyeti tefrika ve düşmanlıklara neden olan aşırı taasupleri dini taasuplere dönüştürür ve Allah’ın ipine saplanmayı, birlik ve beraberlik kavramını toplum içinde yaymayı sağlar.


Seyid Cemal dış sömürüyü müslümanların ittihad ve vahdetini engelleyen ve üstelik tefrika ve zaafiyeti onlar arasında geliştiren bir etken olarak tanımlıyordu. O müslümanların geçmişi ve şimdiki durumlarını kıyaslayarak,eskilerde müslümanların inanç birliği ile güçlü devrimlerin ortaya konulması arasındaki ilişkiyi çağımızda dış sömürü ve iç despot sultasından doğan iç tefrika ve şiddetin geri kalınmışlığa ve müslümanların durumunu yabancı sultası döneminde nasıl olduğunu kıyasla anlatır. Seyid Cemal dış etkenlere daha çok hassasiyet duyup ve kendi islami vahdet planını esasen batı sömürüsünün islami beldelere yapmış olduğu boyutlu saldırısı karşısında bir tepki olarak ortaya koyduğunu söylüyor. Ona göre içerde sadece vahdet ve beraberlik sayesinde dışarıdan gelen saldırılar ve istismarlar karşısında direnmek mümkündür. Bu yüzden kendi makale ve sohbetlerinde sömürgeciliğin yenilmezliğini bir efsane olarak tanıtıp,her zaman cesaret ve cihad ruhunu müslümanlarda canlı tutmaya çalıştı.


Seyid Cemalledin batının boyutlu saldırısı karşısında müslümanları tahrik etmek için her zaman bu konuya vurgu yapardı:’’ Bir tek ülkeyi sömürgeciler karşısında pazarlayan kimseler veya islami ülkelerde sömürgeciliğin yolunu kolaylaştıran insanlar hain sayılmıyor çünkü sömürü ile mücadele için gerekli yeteneğe sahip olanların mücadeleden kaçınmaları da onları hain grubuna yerleştiriyor. Sömürgecilik ile mücadele yolunda tüm dünya müslümanlarının büyük ve güçlü bir islami ülkesini kendileri için bir üss olarak seçmeleri ve buradan yola çıkarak tüm güç ve çabalarını batının saldırıları karşısında sarf etmeleri gerekir.

Seyid Cemal kendi eserlerinde bilim ve gelişim kervanından geri kalan müslümanları islam ülkelerinin bir diğer zafiyeti olarak niteleyip, müslümanların bu durumu sürdürmeleri nedeniyle sömürgecilerin sultasının islam dünyasında sürmesinin de sürdüğüne inanıyordu. O kendi makalelerinde islam toplumlarının maddi ve manevi güce varamamaları bu toplumları batının tecavüzü neticesinde farklı değişikliklere sahne olmuştur.


 Genel olarak bakıldığında Seyid Cemal islam ülkelerinin vahdetini sağlamadaki zafiyeti , müslümanların asıl islama dönmeleri gerektiği, dini inançlardan batıl düşünceleri arındırma gerektiği, çirkin ve ahlaki davranışlar,etnik ve kavmi ihtilafları bırakma ve halkın direk olarak siyasete katılmaları gerektiği gibi konuların toplumda gerçekleşmesine vurgu yaparak islam ülkelerinin ittihadını ve batı sömürgeciliği ile mücadelenin yolunu da bunlarda özetliyordu.017 015