Kuranî müjdeler - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/uncategorised-i146226-kuranî_müjdeler_2
Geçen bölümde Kur'an'ı Kerim kendi tabiri ile hidayet ve kurtuluş kitabı olduğunu ve insanları hidayete erdirmek üzere yüce Allah tarafından bazı müjdeleri ve vaatleri gündeme getirerek mümin kulları ilahi emirlere uymaya davet ettiğini anlattık.
(last modified 2023-09-08T06:51:29+00:00 )
Nisan 23, 2020 16:50 Europe/Istanbul

Geçen bölümde Kur'an'ı Kerim kendi tabiri ile hidayet ve kurtuluş kitabı olduğunu ve insanları hidayete erdirmek üzere yüce Allah tarafından bazı müjdeleri ve vaatleri gündeme getirerek mümin kulları ilahi emirlere uymaya davet ettiğini anlattık.

Bu müjdelerde insanlardan akılcı dini ilkelere ve inançlara bağlı kalmaları ve böylece içinde ahlaki, sosyal, kültürel, siyasi ve iktisadi faziletlerin parladığı pak bir yaşama kavuşmaları istendiği belirtildi.

Gerçekte Kur'an'ı Kerim’in nazil oluşunun bir hedefi insanları karanlıktan, cahillik, şirk, küfür ve insanı ve toplumu saptırarak çöküşe sürükleyen her türlü anti değerlerden kurtarmaktır. İlahi peygamber ise insanı bilim ve bilgeliğin nurani atmosferine, tevhit ve maddi manevi saadete zemin hazırlayan değerlere doğru hidayete erdirmek üzere gelmiştir.

Kur'an'ı Kerim İslam Peygamberi’ne -s- hitaben şöyle buyurur:

(Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.

Kur'an'ı Kerim kültüründe insan hem kemalin en yüksek derecesine nail olup dünyayı kontrol edebilecek, hem de insaniyetin en alçak noktasına düşebilecek bir mahluktur. Buna göre insan kendi nihai kaderini belirlemelidir. Kur'an'ı Kerim insanı Allah tealanın yeryüzünde halifesi ilan ediyor. En’am suresinin 165. ayetinde şöyle okumaktayız:

Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur.

Buna göre, insan birçok mahluktan üstün ve zati bir keramet ve şereften yararlanır. Burada önemli olan, her insanın kendi gerçek benliğini ve zati keramet ve şerefini idrak etmesi, çalışarak yeri imarlı hale getirmesi ve kendi istek ve iradesi ile saadet ve mutluluk yolunu seçmesi ve bu yolda ilerlemesidir.

Yüce Allah Zümer suresinin 17 ve 18. ayetlerinde her iradeleri ile hidayet ve iman yolunu seçen kullarına şu müjdeyi veriyor:

Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele: O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.

Allah teala bu ayette ilkin kullarına müjde veriyor ve onları başkalarının sözüne sözü söyleyenin kim olduğuna bakmaksızın kulak verdiklerini ve akıl ve düşünceleri ile en iyi olanları seçen müminler olarak tanımlıyor. Bu insanlarda hiç bir türlü bağnazlık ve inat söz konusu değildir. Onlar hak peşinde ve hakikate susamış insanlardır ve onu nerede bulurlarsa, tüm benlikleri ile kucaklar.

Kur'an'ı Kerim bu ayette bir kaç önemli noktayı hatırlatıyor:

  • Sözleri irdelemek ve en iyi olanlarını seçmek zaruridir.
  • İyi olmayan söz dinlemeyi ve kulak vermeyi haketmez.
  • İnsan çeşitli düşünceleri ve inançları irdeleme ve en iyi olanını seçme yeteneğine sahiptir.
  • İlahi ilim ve maarifleri ve hakikati idrak etmekte körü körüne taklitten kaçınılmalıdır.
  • İlahi has hidayetten yararlanmak hakikati idrak etmek üzere uygun çaba harcamaya bağlıdır.

Dolayısıyla Kur'an'ı Kerim Hak sözü duyduklarında kulaklarını tıkayan ve başlarını örten bihaber cahilleri şiddetle tenkit ediyor. Nitekim Hz. Nuh -s- yüce Allah katına şikayette bulunarak şöyle arz ediyor:

Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.

İslam Peygamberi -s- döneminde da bazı cahiller Kur'an'ı Kerim ayetlerinin cazibesi ve nüfuz gücünden etkilenmemek için parmaklarıyla kulaklarını tıkayarak Hak sözü duymak istemezdi. Ancak Allah Resulü -s- sapkınları ve müşrikleri hidayete erdirmeye şiddetle ilgi duyduğundan, bu zümrenin hak sözü dinlememelerinden acı çekiyordu. Kur'an'ı Kerim’in Zümer suresi bu hakikate işaretle bu alem, özgürlük ve sınav alemi olduğunu ve herkes kendi seçimine göre hidayet veya karanlık yolunu seçtiğini belirterek şöyle buyuruyor:

(Resûlüm!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!

Aslında çeşitli dinlerin izleyenlerini başkalarının sözlerini irdelemekten men ediyor, zira zayıf mantıkları olmaları durumunda başkalarının mantığı onlara galip gelerek izleyenlerini ellerinden alabilir. Ancak Zümer suresinin ayetlerinde beyan edildiği üzere İslam dini bu alanda açık kapı siyasetini uyguluyor ve Allah’ın hakiki kulları, araştırma ehli olan, başkalarının sözünü dinlemekten korkmayan ve aynı zamanda kayıtsız şartsız teslim olmayan ve her türlü vesveseden etkilenmeyen insanlar olduğunu vurguluyor.

Gerçekte güçlü bir mantığa sahip olan bir inanç, başkalarının sözlerinden paniğe kapılmasına veya onların meselelerini tartışmaktan korkmasına hiç gerek yoktur. Asıl korkması gerekenler, zayıf ve mantıksız olanlardır. Bu ayet aynı zamanda gözü kulağı kapalı her sözü kayıtsız şartsız kabul edenleri, yiyeceklerini seçmeyi bile araştıramayan hayvanlar kadar değerleri olan ve saftan ve hidayete erenlerin arasından dışarı çıkan zümreden sayıyor. Ayet, bu iki durum ne kayıtsız şartsız teslim olan ne de bağnaz ve kuru bağnazlık yapan kimselere özel olduğunu vurguluyor.

Gerçekte bu ayetler Müslümanların çeşitli alanlarda hür düşünme ve seçme hakkına işaret ediyor. düşünceli insanlar hak söze karşı tavır koymak yerine ilkin onu dinler ve hak olduğunu anlayınca o söze karşı teslim olur. Bu teslimiyet akıl ve düşünce işaretidir. Kur'an'ı Kerim tabiri ile bu insanlar Allah tealanın hidayete erdirdiği düşünce sahibi insanlardır.

Akıl ve düşünce, iyiyi kötüden ayırt etmekte insanın en önemli sermayesidir. Her insan akıl ve düşünce gücüyle bağnazlık ve inada karşı galip gelebildiği gibi, düşüncesini kısıtlamalardan ve çıkmazlardan kurtarabilir. Gerçekte hak ve hakikati arayan insanlar onu nerede bulursa akıl ve düşüncesi temelinde ona kucak açar ve doyasıya yararlanır.

Evet, hakiki Müslüman ve haktalep müminin işaretlerinden biri budur. Gerçekte Allah’ın hakiki mümin kulları tüm sözlerin arasından en iyi olanı seçer ve onu izler. Allah’a davet en iyi olana davettir. Allah’a davet, peygamberinin davetidir. O zaman en iyi olanı izlemek, yeni vahiy ve Allah Resulü’nün -s- davetine uymak ve daha da önemlisi onun emirleri ve öğretilerine uymak hakiki müminin işaretidir.

İmam Ali -s- iman, küfür ve şirk mertebelerini ve ileri gerisini anlatırken organların görevlerine de işaret ediyor ve kulağın görevini şöyle beyan ediyor:

Kulağın vacipleri, Allah’ı yad etmeye ve Kur'an'ı Kerim tilavetine kulak vermek ve Allah tealayı öfkelendiren sözleri duymaktan sakınmaktır.