Amerika'nın iç gelişmeleri
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i11128-amerika'nın_iç_gelişmeleri
Geçen hafta Amerika’da cumhuriyetçi partinin başkanlık için aday adayı Donald Trump’ın kürtajla ilgili sözleri büyük yankı buldu.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Nisan 05, 2016 02:52 Europe/Istanbul

Geçen hafta Amerika’da cumhuriyetçi partinin başkanlık için aday adayı Donald Trump’ın kürtajla ilgili sözleri büyük yankı buldu.

Trump bir ropörtajında illegal bir şekilde kürtaj yapan kadınların cezalandırılmaları gerektiğini belirtti.

Amerika’da kürtaj meselesi bu ülkenin federal yüksek mahkemesinin kırk yıl önce verdiği tarihi kararına rağmen hala tartışma konusu olmaya devam ediyor ve sıkı taraftarları ve muhalifleri bulunuyor. Kendilerini hayat hakkı taraftarı olarak adlandıran bir kesim, gebelik döneminde ceninin hayat hakkı üzerinde ısrarla duruyor ve kürtajın yasaklanmasını istiyor. Ancak kendilerini seçim hakkı taraftarı olarak adlandıran kesim, annenin cenini koruma veya kürtaj yapma konusunda seçim hakkına sahip olduğunu savunuyor. Gerçi her iki kesim bazı istisnaları da kabul ediyor.

Ancak geçen hafta Amerika’da cumhuriyetçi partinin başkanlık için aday adayı Donald Trump’ın kürtaj konusunda kürtaj yapan kadınların cezalandırılmaları ile ilgili sözleri adeta bomba etkisi yaparak Amerika’nın siyaset arenasında toz duman estirdi. Gerçekte bu yaklaşım kürtaj konusunda şimdiye kadar hiç görülmemiş bir tutum olmakla beraber Trump’ın kadınların cezalandırılmasına yönelik bakışını da yansıtıyor. Bir başka ifade ile partisinin liderleri tarafından hala desteklenmeyen cumhuriyetçi partinin önde giden adayı Trump sosyal meselelerde insanların cezalandırılmasına inanıyor ve bu durum müslümanların Amerika’ya girişinin yasaklanmasından illegal göçmenlerin toplu halde sınırdışı edilmeleri ve kürtaj yapan kadınların cezalandırılmalarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Gerçi son konuda, yani kadınların cezalandırılması konusunda Trump sarf ettiği sözleri düzeltmek zorunda kaldı, fakat görünen o ki bu düzeltme yetmedi ve Trump Amerika’da kadınların ve liberal akımların sert eleştirilerine maruz kalmayı sürdürdü.

Amerika Başkanı Obama geçen hafta bu ülkede uyuşturucu madde tüketiminin geniş çapta yaygınlaşmasının olumsuz sonuçları hakkında uyarıda bulundu. Washington’da düzenlenen uyuşturucu madde tüketimi ile mücadele oturumunda konuşan Obama, Amerika’da uyuşturucu madde tüketimi yüzünden ölenlerin sayısı, caddelerde trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin sayısından çok daha fazla olduğunu belirtti. Obama, Amerika’da uyuşturucu madde tüketimi politikacıların ailelerinden ve çocuklarından tutun ta sıradan insanların aileleri ve çocuklarına kadar tüm kesimleri olumsuz etkilediğini ifade etti.

Amerika Başkanı Obama konuşmasının devamında ise Washington’un uyuşturcu madde kaçakçılığı ile mücadelede izlediği politika başarılı olamadığını kaydetti.

Amerika dünyanın en büyük uyuşturucu madde tüketen ülkesidir. Araştırmalar Amerika’da her bin vatandaştan 61’i afyon ve türevlerini tükettiğini ve böylece bu ülke uyuşturucu madde tüketiminde dünyada birinci sırada yer aldığını gösteriyor.

Son onyılda Amerika’da eroin tüketenlerin sayısı 300 bin kişi arttı. Bundan başka Amerika, İspanya ile birlikte dünyada kokain tüketiminde en üst sırada yer alıyor. Sonuçta Amerika’da uyuşturucu madde tüketimi yüzünden her bir milyon vatandaştan 139 bin Amerikalı vatandaş hayatını kaybediyor, ki bu da dünyada bir rekor sayılıyor.

Bu veriler, Amerika dünyada uyuşturucu madde ile mücadele için en büyük kurumlarından birine sahip olduğu halde yükseliyor. Amerika’da çok güçlü bir mafya yapılanması sadece bu ülkede değil, aynı zamanda dünya genelinde uyuşturucu madde üretimi, dağıtımı ve satışı ile uğraşıyor. Söz konusu mafya çetesi yüklü rüşvetler veya tehditle Amerika’nın siyaset, güvenlik ve yargı kurumlarının en üst düzeylerine nüfuz ediyor ve hatta kendi lehine yasalar çıkartıyor.

Öte yandan cumhuriyetçi partinin başkanlık için aday adaylarından Donald Trump’ın adayların arasındaki rekabeti kazanma ihtimali ciddileşmeye başladıktan sonra söz konusu Amerikalı milyarderin bu ülkenin dış politikası üzerinde olumsuz etkilerinden duyulan kaygıların da arttığı gözleniyor.

Son günlerde Trump’ın Amerika’nın dış politika konusundaki açıklamalarıyla beraber 2016 başkanlık seçimleri her zamankinden daha çok dış politika kokmaya başladı. trump bir kaç açıklamasında beyaz saraya girdiği takdirde Arabistan’dan petrol alımını durduracağını ve ancak Riyad IŞİD ile mücadele için asker gönderirse petrol alımına devam edeceğini belirtti. Trump ayrıca Kuzey Kore’nin nükleer tehditleriyle mücadele etmek için Japonya ve Güney Kore’ye nükleer silah sahibi olmalarına izin vereceğini de kaydetti.

Bundan önce de Donald Trump Meksika sınırına bu ülkenin parasıyla güvenlik amacı için duvar inşa edilmesinden ve müslümanların Amerika’ya girişi yasaklanmasından söz etmişti.

Amerika’da çok sayıda dış politika ve güvenlik politikaları uzmanı ve hatta cumhuriyetçi partiden bazı politikacılar bu tür radikal görüşlerin hakkında uyarılarda bulundu. Ancak görünen o ki Trump her ne pahasına olursa olsun cumhuriyetçi partinin içindeki seçimleri kazanarak sonunda da başkanlık seçimlerini kazanıp beyaz saraya yerleşmek istiyor. Ancak hatta Trump’ın son günlerde sarf ettiği sözlerin küçük bir bölümü gerçekleşecek olursa, dünya bundan böyle barış ve huzurun yüzünü görmeyeceği belirtiliyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen son terör saldırılarının ardından Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da benzer saldırıların tekrarlanmasının korkusu ile güvenlik tedbirleri arttığı gözleniyor. Amerika Başkanı Obama terör örgütleri ile mücadele çerçevesinde istihbarat alanında işbirliğini arttıracaklarından söz etti ve Amerika’nın federal polis teşkilatı FBI’dan bir ekibin Brüksel’deki son terör saldırıları irdelemekm üzere Belçika’ya gönderildiğini belirtti.

Obama beyaz saray Avrupa ile istihbarat işbirliğini geliştirdiğini ve şimdi de terör saldırıları ile mücadelede tam hazırlıklı olmak amacıyla Amerika’nın iç güvenlik durumunu mercek altına aldıklarını ileri sürdü.

Öte yandan Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry de terörle mücadeleleri devam edeceğini belirterek, Washington yönetimi Avrupa’dan terör saldırıları ile mücadele için Amerika ile bilgilerini paylaşması doğrultusunda bir sistemi hayata geçirmesini istediklerini kaydetti. John Kerry ayrıca Amerika ile Avrupa ülkeleri arasında istihbarat ve güvenlik işbirliğinin gelişmesi ile bu tür terör saldırılarının önlenmesini umduklarını vurguladı.

Brüksel’de düzenlenen üç terör saldırısında en az 34 kişi hayatını kaybetti, 200 kişi de yaralandı.

Amerika'nın demokrat partisinin solcu aday adayı Bernei Sanders bir günde üç eyalette parti içi seçimleri kazandı. Geçen 26 Mart Cumartesi günü Alaska, Washington ve Hawai eyaletlerinde düzenlenen iç seçimlerde Sanders her üç eyalette zafer kazandı. Buna karşın ve Sanders’in bu üç eyalette seçimleri kazanmasına rağmen diğer demokrat aday adayı Hillary Clinton’la aralarında ciddi mesafe bulunuyor. Sanders Amerika’nın 35 eyaletinde düzenlenen parti içi seçimlerinden 15 eyalette seçimleri kazandı. Hillary Clinton ise bu eyaletlerin 20’sinde zafer kazandı. Clinton parti için rekabetlerde şimdiye kadar 1712 oy kazanırken, Sanders ancak 1011 oy kazanabildi. 

Demokrat partinin milli konvansiyonunun toplam oy sayısı 4765 oydan ibarettir. Demokrat partinin yasalarına göre hangi aday milli konvansiyonda 2383 oy kazanırsa demokrat partinin nihai adayı oluyor. Clinton bu oya ulaşabilmek için sadece 671 oya ihtiyacı varken, Sanders’in 1372 oy daha kazanması gerekiyor.

Demokrat partide iç seçimleri Sanders’ın kazanıp kazanamayacağı bir yana, şimdiye kadar Sanders’in sosyal adaletin asaletine vurgusu ve Amerika’nın siyaset arenasında Wall Street’in sultasına karşı çıkması özellikle demokrat partide önemli etki yarattığı belirtiliyor.

Amerika genel kurmay Başkanı General Joseph Danford geçen Cuma günü Irak’taki askeri varlıklarını arttırma planından söz etti. Görünen o ki Amerika tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadele bahanesi ile Irak’taki askeri varlığını arttırmak istiyor. Hali hazırda Amerika’nın Irak’taki asker sayısı resmi olarak 3 bin 870 asker şeklinde açıklanırken, Amerika’nın askeri yetkilileri gerçek rakamın 5 bin civarında olduğunu ifade ediyor, nitekim General Danford da bu rakamı reddetmiyor.

Öte yandan Amerikalı yetkililerin IŞİD’e karşı bir çok hava operasyonu düzenlediklerini ve bazı IŞİD elebaşılarını öldürerek örgütün askeri ve iktisadi gücünü ve ayrıca petrol satışını zayıflattıklarını ileri sürmelerine karşın bu saldırıların kesin etki yapmadığı anlaşılıyor.

Amerika yönetimi şimdi de Irak’a daha fazla asker sevk ederek bu ülkedeki askeri varlığının resmiyet kazanması için çalışıyor. Bilindiği üzere Amerika yönetimi Irak’ın eski Başbakanı Nuri Maliki’nin muhalefeti yüzünden Aralık 2011’de Irak topraklarındaki askerlerini geri çekmek zorunda kalmıştı, ancak şimdi yeni bir bahane ile Irak’taki askeri varlığını arttırıyor, nitekim gözlemciler bundan böyle Amerikalı askerlerin yavaş yavaş Irak topraklarına geri dönmelerine ve bu ülkede bir kaç noktada yeni üsler kurmalarına şahit olmak gerektiğini belirtiyor.

Öte yandan Irak’ta bir çok siyasi grup ve önde gelen şahsiyet ve özellikle şii partilerin Amerikalı askerlerin Irak topraklarına yeniden konuşlanmalarına karşı çıktığı gözleniyor. Gerçekte Irak halkı ve yetkilileri Amerika’nın IŞİD ile mücadelede samimi olduğuna inanmıyor ve IŞİD gibi tekfirci terör örgütleri Amerika ve bölgedeki Arabistan ve Türkiye gibi müttefiklerinin ürünü olduğuna ve esas amaçları Suriye ve Irak’ın yasal yönetimlerini devirmekten ibaret olduğuna inanıyor. Irak halkı Amerika’nın IŞİD ile mücadele iddiasına kuşku gözüyle bakıyor ve hatta bunu yaptıkları takdirde bu örgütü tamamen yok etmek mi, yoksa IŞİD’in gücünü kısıtlamak ve daha sonra bölgeye yönelik hedefleri için kullanmak mi istiyor, asıl bunu sorguluyor.

Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry, Rusya’ya dayattıkları yaptırımların kaldırılması için Amerika’nın şartlarını açıkladı. John Kerry geçen Perşembe günü Kremlin sarayında Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüştükten sonra Amerika’nın gözetlediği şartlar hakkında yaptığı açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için imzalanan Minsk 2 mutabakatının tüm maddeleri uygulandığı ve Rusya askerleri ve silahları Ukrayna’nın doğusundan çekildiği ve Kiyev’in kendi sınırları üzerindeki milli egemenlik hakkı yeniden ihya edildiği takdirde, Rusya’ya dayatılan yaptırımların kaldırılacağını belirtti.

Aslında Amerikalı yetkililer çeşitli zamanlarda ve farklı durumlarda Rusya’ya dayattıkları yaptırımları kaldırmak için farklı şartlardan söz etmiştir. Örneğin Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirbey 16 Mart tarihinde yaptığı açıklamada, Kırım yarımadası Ukrayna’ya geri verildiği takdirde Rusya’ya dayatılan yaptırımların kaldırılacağını belirtmişti. Amerika Başkanı Obama Mart ayının başlarında Rusya’ya dayatılan yaptırımların süresini bir yıl daha uzattı. Amerika’nın yaptırımlarından başka AB de Rusya’ya karşı bazı yaptırım kararları aldı ve bu yaptırımların süresini Haziran 2016’ye kadar da uzattı.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini geçen 18 Mart’ta ve Kırım yarımadasının Rusya’ya ilhak edilmesinin ikinci yıldönümünde AB’ye üye 28 ülkenin Dışişleri Bakanlarını temsilen yayımladığı bildiride uluslararası camiadan Moskova’ya yaptırım uygulamalarını istemişti. 015