2019 yılında Amerika’nın önemli gelişmeleri
Amerika 2019 yılında iç ve dış politika arenalarında önemli gelişmelere sahne oldu. Bu gelişmelerin odağında ise Amerika’nın popülist Başkanı Donald Trump ve kararları ve icraatı vardı.
Amerika’nın iç siyaset arenasında belki de en önemli gelişme, Başkan Trump hakkında gündeme gelen gensoru ve doğuracağı sonuçlar ve bir başka önemli mesele de göç meselesi ve Trump yönetiminin Meksika sınırına duvar inşa ettirmesiydi.
Dış politika alanında Avrupa ile ihtilafların ticari ve güvenlik alanında tırmanması, Trump’ın İran karşıtı uygulamaları, Kuzey Kore ile müzakerelerin sonuçsuz kalması ve bazı önemli silahları kontrol eden anlaşmalardan çekilmek, Amerika’da yaşanan bazı gelişmelerdi.
Amerika Başkanı Trump’ın kongrede gensoru önergesi ile karşı karşıya gelmesi, bu ülkenin 2019 yılında yaşadığı en önemli gelişme sayılabilir. Demokratlar bundan önce de Trump hakkında gensoru önergesini gündeme getirdiler, fakat bir sonuca ulaşamadılar ta ki geçen sene Ukraynagate adında bir kriz patlak verdi. Bu kriz ABD Başkanı Donald Trump’ın 25 Temmuz 2019’da Ukrayna Cumhurbaşkanı Vlodimir Zelenski ile telefon görüşmesinde demokratların 2020 başkanlık seçimlerinde muhtemel aday Jeo Biden’in oğlu Hunter Biden’in faaliyetlerini fişlemesini istemesi ve bu konudan başkanlık seçim kampanyaları sırasında Biden’e karşı kullanmaya kalkışmasının ifşa edilmesinden sonra patlak verdi ve nihayetinde Eylül 2019’da Trump hakkında gensoru sürecinin resmen başlamasına sebep oldu.Sonunda ABD temsilciler meclisi bir kaç hafta oturum ve Ukraynagate şahitlerini çağırmak ve onları dinlemenin ardından Trump hakkında gensoru sürecini başlattı. Temsilciler meclisi yargı komisyonu 13 Aralık’ta gensoru önergesini onayladı, temsilciler meclisi de 19 Aralık’ta altı saat süren oturumun sonunda Trump’ın gücünü kötüye kullanmak ve kongrenin araştırmasını sabote etmek suçlarında gensoru önergesini onayladı. Gensoru önergesinin birinci maddesi olan gücünü kötüye kullanmak maddesi 197 olumsuz oya karşı 230 olumlu oyla ve kongrenin araştırmalarını sabote etme maddesi de 198 olumsuz oya karşı 229 olumlu oyla onaylandı.Temsilciler meclisi istihbarat komisyonu Başkanı Adam Shiff ABD Başkanı Trump hakkında iki maddelik gensoru önergesi onaylandıktan sonra yaptığı açıklamada, Amerika devletinin bir diktatörlüğe dönüşmesine müsaade edemeyeceklerini söyledi.
Ancak şimdi esas soru, çoğunluğu cumhuriyetçilerin elinde bulunan senatonun Trump’ın adil bir şekilde yargılanmasına karar verip vermeyeceği sorusudur.ABD temsilciler meclisi Trump hakkındaki gensoru önergesini onaylamasından sonra bazı çevreler, demokrat temsilcilerin senatoda Donald Trump’ın yargılanması doğru ve usulüne uygun yapılmasından emin olmamaları durumunda muhtemelen gensoru önergesini senatoya en azından kısa vadede sakınacaklarını gündeme getirmeye başladı. Bu durumda Trump uzun süre senatodan beraat belgesini alamayacağı anlaşılıyor. Aslında kongrenin cumhuriyetçi kanadı siyasi çıkarları doğrultusunda Trump’ın hakkında gensoru önergesinin gündeme gelmesini istemiyor, zira bu durum 2020 başkanlık seçimleri arifesinde cumhuriyetçi partiye büyük darbe indireceğini ve partinin ABD toplumunda konumunu ağır bir şekilde zayıflatacağını düşünüyor.Öte yandan demokrat parti bu süreç Trump’ın ABD halkı arasında desteğini geriletmesini umuyor. Ancak her şeye rağmen ve Trump’ın kişiliği ve has tutumuna bakıldığında, başkanlık seçimlerinden çekilme ihtimali çok zayıf görünüyor. Trump hatta gensoru tehdidini Amerikalı seçmenlerin oylarını kazanma fırsatına çevirmek istiyor. Trump aynı zamanda gensorunun doğuracağı olumsuz sonuçları abartarak cumhuriyetçilerin desteğini kazanmaya çalışıyor. 30 Eylül 2019’da twitter hesabında bu konuda bir açıklama yapan Trump şöyle yazdı: Eğer demokratlar beni azletmekte başarılı olursa, ki asla olmayacaklar, Amerika’da iç savaş başlar ki asla düzeltilemez.En önemli simgesi Amerika ile Meksika sınırında duvar inşa etmekten ibaret olan ABD Başkanı Trump’ın göç politikası da 2019 yılında hükümeti ve temsilciler meclisinde demokrat çoğunlukla en önemli ihtilaf konusuydu.
Trump başkanlık seçim kampanyası sırasında sürekli göçmenlere karşı sert politikalardan söz etti ve ülkenin Güney sınırlarından belgesiz göçmenlerin girişini engelleme sözü verdi. Şimdi ise bu politikanın facia boyutunda sonuçları bir bir ortaya çıkıyor.Amerika’da Meksika sınırından giriş yapan illegal göçmenler, Washington yönetiminin en önemli kaygılarından biri sayılıyor. Tahminlere göre hali hazırda Amerika’da 11 milyon kayıt dışı göçmen yaşıyor. Trump seçim kampanyası sırasında bu tür göçmenlere karşı kesin tavır sergileme sözü verdi. Trump bu doğrultuda Amerika ile Meksika arasında sınır duvarı inşa ettireceğini ve kayıt dışı göçmenleri de ihraç edeceğini söyledi.Amerika Başkanı Trump göçmen karşıtı sözleri ve ayrıca Meksika sınırına duvar inşa etmesi yüzünden birçok kez sert eleştirilere maruz kaldı. Trump yönetimi Mayıs 2019’da göç karşıtı yeni yasa paketini açıkladı. Göç meselesini daha sıkı kontrol etmeye vurgu yapan Trump, hazırladıkları paketin göç hakkında hazırlanan en mükemmel ve en geniş kapsamlı yasa paketi olduğunu iddia etti.
Trump aynı zamanda kayıt dışı göçmenlerin ölümünden doğrudan sorumlu tutulmaması için suçu temsilciler meclisinde çoğunlukta bulunan ve onun göç yasalarına muhalefet eden demokratların üzerine yıkmaya çalışıyor. Ancak Trump’ın göç yasalarının korkunç sonuçları gün yüzüne çıkmasına rağmen Trump bu yasaları değiştirmek istemiyor.Amerika Başkanı Trump’ın beyaz saraya girdiği günden bu yana izlediği politikalara bakıldığında, tek yanlı ve zorbalığa dayalı politikaları sadece Amerika’nın dünyada daha da inzivaya itilmesine yol açtığı anlaşılıyor. Bu durum en çok Trump döneminde ABD ile AB ilişkilerinde ayrışma eğiliminde göze çarpıyor. Trump’ın Ocak 2017’de işbaşına geldiği günden beri izlediği tek yanlı politikaları ve Avrupa’nın aksine uluslararası anlaşmalardan çekilmesi, Atlas okyanusunun iki kıyısı arasında ayrışmayı daha da tırmandırdığı gözleniyor. Şimdi ise Brüksel ve Washington birçok meselenin üzerine anlaşmazlık yaşıyor. Bu anlaşmazlıklar siyasetten ticarete ve iklimden askeri güvenlik konularına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.Amerika Başkanı Trump Bercam nükleer anlaşması, Paris iklim anlaşması, orta menzilli nükleer silahlar paktı gibi anlaşmalardan çekilmek ve yine Atlas okyanusunun iki kıyısı arasında serbest ticaret anlaşması ile ilgili müzakereleri askıya almak ve ayrıca AB ile ticari savaşa kalkışmakla AB yetkililerini ve Avrupa liderlerini öfkelendirdi. Üstelik Trump ABD’nin önceki Başkanı Barack Obama’nın Britanya’nın AB’den çıkmasına şiddetle karşı çıkmasından farklı olarak Brexit’in sıkı savunuculuğuna soyundu ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson’u sürekli hiç bir tazminat ödemeden ve Brüksel’le tüm ilişkilerini keserek Britanya’yı AB’den çıkarma yönünde kışkırtmaya başladı.Aslında Amerika Başkanı Trump AB’yi zayıflatmak için ve bu yüzden birliğe üye ülkeleri AB’den çekilmeye teşvik ediyor. Ancak bu tutum AB liderlerini öfkelendiriyor. Avrupa konseyi eski Başkanı Donald Tusk tarihte ilk kez bir ABD Başkanı açıkça AB’ye karşı çıktığını ve Brexit’in uygulanması ve Britanya’nın AB’den çekilmesi için dua ettiğini belirtti.Güvenlik ve savunma alanında da Trump’tan önce Amerika ve Avrupa bu alanda sıkı ve yakın iş birliği içindeydi. Ancak Trump beyaz saraya girdikten sonra sürekli bu ilişkiyi sorguladı ve birçok kez Avrupa’yı, yeşil kıtayı savunma işini Amerika’ya yüklemekle suçladı. Trump ayrıca NATO paktını da çok kez eleştirdi ve paktın Avrupalı tarafları NATO’nun giderlerini karşılamakta müsamahakar davranmakla suçladı.Amerika Başkanı Trump, Avrupa kıtası son yıllarda Amerika’yı kendi çıkarları doğrultusunda sömürdüğünü ve şimdi bu ilişkilerin ABD lehine değişmesi gerektiğini savunuyor. Trump ayrıca Avrupa ülkelerini kendi iç ekonomilerini destekleme politikaları yüzünden eleştirerek, AB görecede güzel ve iyi gözüktüğünü, ama gerçekte acımasız olduğunu ve sırf Amerika’yı sömürmek için kurulduğunu iddia etti. Bu yüzden Trump ciddi bir şekilde Avrupa ile ticari ilişkileri yeniden tanımlanması gerektiğini vurguladı. Bu tutum ise Avrupa’dan tepki gördü.2019 yılında Amerika’nın dış politikasında en önemle gelişmelerden biri de Trump yönetiminin İran’a baskıları attırması ve sonuçta Bercam nükleer anlaşmasını yok etmeye çalışmasıyla ilgiliydi.
Amerika yönetimi Donald Trump döneminde İran’a karşı azami baskı politikası izlemeye başladı ve bu doğrultuda 8 Mayıs 2018 yılında Bercam nükleer anlaşmasından çekilerek tüm yaptırımları yeniden dayattı ve Avrupalı müttefiklerinden de anlaşmadan çekilmelerini istedi. Ancak buna rağmen Bercam’ın Avrupalı tarafları Rusya ve Çin’in yanında yer alarak Bercam nükleer anlaşmasının önemli bir anlaşma olduğunu ve bölgesel ve küresel barış ve güvenlik için büyük önem arz ettiğini vurguladı.
Amerikalı yetkililer İran’a dayattıkları yaptırımların faydasız olduğunu veya ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İran’dan 12 maddelik talepleri kabul edilemeyeceğini bildiği halde İran’a daha fazla yaptırım ve baskıdan dem vuruyor.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ise Amerika Başkanı Trump’ın iktisadi savaştan söz etmesine işaretle, buna iktisadi terör demek gerektiğini, zira İran milletini hedef aldığını açıkladı.Amerika Başkanı Donald Trump şimdiye dek birçok kez tarihte görülmemiş yaptırımları İran milletine dayattıklarını ve Tahran yönetimini Washington’un gayri meşru illegal istekleri karşısında teslim olmaya zorlamak istediğini itiraf etti.
Öte yandan Washington’un Tahran yönetimini Amerika’nın illegal taleplerini kabul etmeye zorlama çabaları yönündeki insanlık dışı yaptırımları sonuca ulaşamaması, Trump yönetimini artık İran konusunda gizli hareket etmeyi bir kenara itmeye ve İran milletine açıkça insanlık dışı yaptırımlarını dayatmaya ve bu milleti ilaç ve gıda maddeleri ve tıbbi teçhizattan mahrum bırakmaya yöneltti.Muhalif ve rakip ülkelere karşı zorbalık eğilimli bir tutum izleyen ABD Başkanı Trump Kuzey Kore’ye karşı da açık tehdit ve gizli müzakere politikasını izlemeye başladı. Ancak Kuzey Kore ve ABD liderleri arasında üç tur müzakerelere rağmen Kore yarımadasının nükleer krizinde hiç bir ilerleme kaydedilemedi ve Trump bu şovunda da başarısızlığa uğradı.
Bu konuyu Trump’ın milli güvenlik eski danışmanı şahin kanattan John Bolton tarafından de itiraf edildi. Bolton Amerika Kuzey Kore’nin nükleer programını durduramadığını, bu ülkeye uygulanan azami baskı politikası bozguna uğradığını, Trump’ın Kuzey Kore’yi nükleer silah konusunda engelledikleri yönündeki sözleri daha çok blöf olduğunu belirtti.Kuzey Kore yetkilileri defalarca Washington’u 2019’un sonundan önce müzakerelerin tamamlanması ve yaptırımların konusu başta olmak üzere bazı meselelerde verilecek puanların belirlenmesi konusunda uyardı ve aynı zamanda Piyong Yang’ın yeni füze denemeleri yapmaya hazır olduğunu belirtti. Görünen o ki Kuzey Kore Trump ile anlaşmaya vardığı ve Trump gelecek başkanlık seçimlerinde yenildiği takdirde Amerika’nın yeni Başkanı varılan anlaşmadan caymasından endişe ediyor. Buna karşın eğer Trump bir kez daha Başkan seçilirse Trump’la siyasi müzakerelere yeniden başlamak istiyor, fakat Amerika’nın tüm isteklerini kabul etmek istemiyor ve başta Kuzey Kore’ye dayatılan yaptırımların kaldırılması olmak üzere Piyong Yang’ın isteklerinin de ele alınmasını istiyor.Amerika Başkanı Trump 2019 yılında ayrıca nükleer ve stratejik silahları kontrol altına alan uluslararası anlaşmalardan da çekilmeye başladı. Trump bu doğrultunda 2 Ağustos 2019’de INF adı ile anılan orta menzilli nükleer silahların anlaşmasından çekildi. Gerçi karşı taraf yani Rusya da benzer kararı aldı, ancak Amerika ile yeni bir silah anlaşmasına varmaya hazır olduklarını vurguladı. Amerika ise INF anlaşmasından çekilir çekilmez kısa ve orta menzilli cruise füzelerini geliştirme projesini başlattı. Aslında Amerika Rusya’yı da benzer bir sürece çekmeye ve böylece Rusya ekonomisini zayıflatacak yeni bir silah yarışına sokmaya çalışıyor.Ancak Rusya yönetimi bu tuzağa düşmeyeceğini açıkladı. Rusya lideri Vladimir Putin konu hakkında yaptığı açıklamada, Moskova Washington’un kışkırtıcı hareketleri yüzünden silah yarışına çekilmemesi gerektiğini belirtti. Putin, Rusya asla ekonomisine yıkıcı etkisi olacak bir silah yarışına girmeyi istemediğini ve istemeyeceğini vurguladı.
Gerçi Moskova Amerika ile yeni bir anlaşmaya varmaya vurgu yapıyor, ama aynı zamanda Amerika’nın füze ve nükleer gücünü dengeleme zaruretini de gözden kaçırmıyor. Trump yönetimi ise şimdiye kadar Moskova’nın çağrılarına olumlu cevap vermekten kaçındığı gözleniyor.012