Suudi Veliahdının İran ile ilgili Yeni Açıklamaları
Suudi veliaht Muhammed bin Selman yeni açıklamasında İran ve Katar ile Suudi Arabistan arasındaki iyi komşuluğa değindi. Muhammed bin Selman Amerikan Atlantik Dergisine verdiği demeçte İran ile ilgili ilişkilerde şöyle dedi: "Onlar bizim komşumuz. Ebediyen de komşumuzlar. Ne biz onlardan kurtulacağız ne onlar bizden kurtulacak. Bu yüzden sorunları çözmemiz ve beraber yaşamamız gerekir."
Suudi veliahdı Fars Körfezi ülkeleri ve Katar arasındaki kriz ile ilgili de "Şeyh Tamim bin Hamad Al-ı Sani büyük bir liderdir. Riyad-Doha ilişkilerinde olup bitenler bir ailede olup biten tartışmalar gibidir." dedi.
Bin Salman'ın sözleri Kral Selman'ın iktidara gelmesinden 7 yıl sonra ve kendisinin de Arabistan Veliahdı olmasından 5 yıl sonra geldi. Veliaht olmadan önce Savunma Bakanı ve Veliaht Yardımcısı olan Bin Salman halen Savunma Bakanı görevini sürdürüyor. Savunma Bakanı iken Yemen'e saldırı emri veren Bin Salman veliaht olmadan önce 2016’da İran ile ilişkilerin kesilmesi emrini verdi. Haziran 2017'de veliaht olduktan sonra, küçük Arap ülkesi Katar ile tansiyon yükselirken baskılar yoğunlaştı. Dönemin Lübnan Başbakanı Saad al-Hariri'yi Arabistan'a çağıran Bin Selman onu rehin aldı. Ayrıca Şubat 2021'de yayınlanan ABD istihbarat raporuna göre, Bin Salman Ekim 2018'de Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi emrini vermişti.
Bin Salman’ın bu eylemleri birkaç önemli konuyu gösteriyor:
Birincisi, Bin Salman, saldırgan bir dış politikayla Suudi iktidarının yapısındaki konumunu ve Arabistan'ın bölgedeki konumunu yükseltebileceğini iddia eden hırslı biriydi.
İkincisi, Bin Salman, bu adımları Donald Trump liderliğindeki eski ABD yönetiminin desteğinden yararlanacağı güvencesiyle attı.
Üçüncüsü, Muhammed bin Selman için bu eylemlerin sonucu, İran ve Katar'a karşı yenilgi, dünya kamuoyunda insan haklarının en büyük suçlularından biri olarak, kişisel imajının yok olması, dünya liderleri arasında siyasi izolasyon ve nihayet, tahtın tehlikeye girmesi oldu.
Bu sonuçlara göre, Bin Salman'ın dış güçlerin desteğinin kalıcı ve istikrarlı olamayacağı sonucuna vardığı anlaşılıyor. Zaten Joe Biden'ın ABD başkanı olmasından sonra geçen 14 ay içerisinde ikili arasında tek bir telefon görüşmesi bile gerçekleştirilmedi.
Görünüşe göre Bin Salman, bölgesel güçlerin saldırgan dış siyasetle değil akılcılıkla, hem küçük ülkeleri yönetebilecekleri ve hem de bölgesel rakipleri ile ilişkilerini düzenleyebilecekleri sonucuna varmış bulunuyor.
Buna göre Muhammed bin Selman'ın kararlarında ve siyasi davranışlarında rasyonelliğin giderek arttığı görülüyor ve bu yeni açıklamalar da buna işaret ediyor.
Bu arada bin Salman'ın Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesinin ardından gördüğü muameleye ilişkin açıklamaları, yeni sözlerinin de zorlayıcı bir mecburiyetten kaynaklandığını gösteriyor.
Suudi Veliaht, Atlantik Amerikan dergisine konuşmasında "Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi dosyasında benim hakkımda insan hakları yasalarının uygulanmadığıma inanıyorum, çünkü İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 11. Maddesi, suçu kanıtlanana kadar herkesin masum olduğunu söylüyor" dedi.
Muhammed bin Selman "doğal olarak ben Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi emrini vermedim." diyerek şöyle konuştu: "Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi benim için en kötü olaydı. Çünkü reformlar için tüm programlarımı bozdu, benim duygularım ve Suudi Arabistan'ı zedeledi. "
Suudi Veliahdının bu sözleri, aslında bir yandan da Batılı liderlerin ona davranış tarzından kaynaklanıyor. Dolayısıyla 2020 ABD başkanlık seçimlerini Donald Trump kazanmış olsaydı, Muhammed bin Salman'ın agresif dış politikası devam edebilirdi./