Mart 02, 2018 17:10 Europe/Istanbul

Bültenimizi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.

ABD’nin Trump döneminde Filistin karşıtı siyasetlerinin şiddetlenmesi,

Suriye’de ABD elebaşılığındaki sözde terörle mücadele ittifakının savaş suçlarını şiddetlendirmesi,

İsrail’in Lübnan’ın petrol kaynaklarına musallat olma çabası ve ara duvar inşa etmesi,

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin belli başlı gelişmeleriydi.

Şimdi detaylar.

Filistin’de Amerika devletinin Trump döneminde Filistin milletine karşı politikalarının sonuçları etkili olmaya devam ediyor. Gerçekte ABD Başkanı Donald Trump’ın Filistin karşıtı politikaları, Amerika’nın popülist Başkanı siyonistlere yalakalık etmek ve Filistin milletinin haklarını çiğnemekte haleflerini solladığını gösteriyor. Amerika Başkanı Trump en yeni Filistin karşıtı tutumunda Filistinli mültecilere yardım amacıyla BM bünyesinde kurulan Anrowa ajansına her türlü yardımın yeniden başlamasını Filistin halkının diğer bazı haklarının yok sayılmasına endeksledi.

Medyada çıkan haberlere göre Anrowa, Amerika yönetiminin ilk şartı bu kurumun gözetimi altında çalışan okullarda ders müfredatı ve eğitim sisteminin değişmesinden ibaret olduğunu, Amerika Filistinli mültecilerin anavatanına geri dönüşü ile ilgili her türlü ifadenin kaldırılmasını ve Kudüs’ten Filistin’in başkenti şeklinde söz edilmemesini istediğini belirtti.

Bu arada bazı kaynaklar, Filistin milleti ve özellikle Filistinli mültecilere yönelik bu tür komploların ardında Amerika devleti yer aldığını belirtiyor. Bu yüzden korsan İsrail’in Filistin milletinin haklarını yok saymaya yönelik yeni girişimlerini ABD Başkanı Trump’ın Kudüs başkentli bağımsız Filistin devleti konusunu yok saymaya yönelik açıklamaları çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

Gerçekte ABD Başkanı Donald Trump’ın siyonist rejime destek yönündeki uygulamaları bir nevi eli kanlı rejime mazlum Filistin milletini daha fazla ezmek ve bu millete karşı terörist politikalarını şiddetlendirmek yönünde yeşil ışık yakmaktır. Bu çerçevede Batı Şeria, Gazze şeridi ve Kudüs geçen Cuma günü öfkeli Filistin halkının protesto eylemleri ve siyonist askerlerle çatışmalarına sahne oldu. Kudüs’te siyonist askerlerin tüm kısıtlamalarına karşın 45 bin kadar Filistinli Mescid-i Aksa avlusunda Cuma namazı kıldı ve ardından ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararını kınayan bir yürüyüş düzenledi. Eylem sırasında çıkan çatışmalarda bir kaç Filistinli genç yaralandı. Yine işgal altındaki Filistin’in bir çok kentinde Filistin İslamî direniş hareketi Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin Kassam tugayları üyesi Ahmet Nasr Carar’ın suikast olayını protesto etmek üzere yürüyüşler düzenlendi.

Şimdi Suriye’ye geçiyoruz. Suriye’de geçen hafta Amerika’nın başını çektiği sözde uluslararası terörle mücadele ittifakı savaş suçlarını işlemeyi şiddetlendirdi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı Amerika’nın Şam müttefiklerinin mevzilerine saldırısını BM’ye taşıdı.BM genel sekreteri ve BM güvenlik konseyi başkanına mektup yazan Suriye Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin saldırısını savaş suçu ve teröre açık destek niteledi. Saldırıda Suriye ordusuna bağlı 100 kişi hayatını kaybetti veya yaralandı.

Mektuplarda, bu saldırı Amerika’nın habis mahiyetini ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ve milli egemenliğine yönelik düşmanlığını gözler önüne serdiği belirtildi. Suriye Dışişleri Bakanlığı ayrıca bir kez daha ABD’nin Suriye karşıtı kurduğu gayri meşru ve terör hamisi ittifakın feshedilmesini istedi.

Amerika’nın Irak ve Suriye’de sözde uluslararası IŞİD karşıtı mücadele için kurduğu ittifakın saldırılarını rasat eden bir grup geçenlere yayımladığı raporunda 2014 yılından beri bu ittifakın Irak ve Suriye’de düzenlediği hava akınlarında şimdiye kadar en az üç bin sivil katledildiğini duyurdu. Amerika ve başını çektiği bu ittifak terörle mücadeleyi bahane ederek şimdiye kadar bir çok kez Irak ve Suriye topraklarında bile bile sivilleri hedef aldı.

Bilindiği üzere Amerika Irak ve Suriye’de terörle mücadele bahanesi ile bu ittifakı eski Başkan Obama döneminde kurdu. Oysa resmi raporlara göre Amerika ve bu ittifakta yer alan Batılı ve Arap müttefikleri bizzat bölgede IŞİD gibi tekfirci terör örgütleri kurarak her türlü askeri ve mali desteği veren ülkelerdir.

Şimdi ise Amerika yönetimi Suriye topraklarını parçalamak için Fırat’ın doğusunda yeni bir daimi askeri üs kurmak istiyor. Amerika yönetimi Suriye’nin doğusunu batısından ve merkezinden koparmak ve burada askeri bir üs kurarak kurduğu yeni üssü Türkiye’deki İncirlik hava üssünün yerine kullanmak istiyor, zira Türkiye’nin artık bu üste Amerika’nın savaş uçaklarının bulunmasına pek sıcak bakmadığı anlaşılıyor. Öte yandan Amerika Suriye’nin kuzeyinde oluşan yeni şartlardan yararlanarak bir Kürt devleti kurmaya çalışıyor. Ancak bölge ülkeleri böyle bir planı asla kabul etmeyeceği anlaşılıyor. Bu yüzden hali hazırda Amerika ve müttefikleri bölgede bu plana karşı çıkan ülkelerle karşı karşıya gelmek zorunda kaldığı gözleniyor.

Uzmanlar son günlerde Amerika ve korsan İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyor. Son günlerde ilkin korsan İsrail savaş uçakları Lübnan hava sahası üzerinden Suriye ordusunun mevzilerine beş füze fırlattı. Suriye hava savunması bu füzelerden dördünü havada imha etmeyi başardı.

Yine Amerika kendince Suriye hakkında kimyasal silah dosyası açarak hiç bir haklı gerekçesi ve somut belgesi olmaksızın Şam yönetimini Doğu Guta bölgesinde klor gazı kullanmakla suçluyor ve her zaman yaptığı gibi bu ön suçlamadan bir saldırı hazırlığı olarak yararlanıyor. Nitekim bundan bir kaç ay önce da Amerika Suriye ordusunu Han şeyhun bölgesinde kimyasal silah kullanmakla suçlayarak Suriye’nin Şairat hava üssünü 50 füze ile vurmuştu.

Gerçekte Amerika Deyrizzur bölgesinde Suriye taraftarı güçlere saldırmakla bu eyaletin petrol zengini bölgelerini ele geçirmeye çalışıyor ve Pentagon’un bu saldırıların savunma amaçlı olduğu ve Rus askerleri haberdar ettiği yaftaları da birer mesnetsiz yalandır.

Görünen o ki şimdi Amerika yönetimi Suriye devletine karşı askeri gücünü kullanma tehdidini hayata geçiriyor. Amerika’nın bu saldırısı açıkça taarruz ve kışkırtma amaçlı bir saldırıdır, nitekim Amerikalı askerlerin Suriye’deki varlığı da illegal ve gayri meşrudur ve Şam yönetimi tarafından işgalci güç ilan edilmiştir.

Bu arada bazı haber çevreleri de Amerika’nın Deyrizzur eyaletine saldırısı sırf iktisadi saiklerin çerçevesinde gerçekleştirildiğini belirtiyor. Deyrizzur eyaletine düzenlenen saldırı bir kez daha Amerikalı askerlerin Suriye’deki illegal varlığı tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadele olmadığını ve esas amacı Suriye’nin iktisadi varlıklarını ele geçirmek olduğunu gözler önüne serdi.

Şimdi bölgenin bir başka kanayan yarası Lübnan’a ve korsan İsrail’in bu ülkenin petrol kaynaklarını ele geçirme çabaları ve ara duvar inşa etmesine göz atmak istiyoruz.

Siyonist rejim İsrail’in Lübnan kaynaklarını talan etme ve işgalciliğini genişleterek pekiştirme çabaları Lübnanlı grupların ortak ve kesin tepkisi ile karşılaştı. Bu çerçevede Lübnan Başbakanı Saad Hariri, Lübnanlı tüm siyasi partilerin ve grupların siyonist rejimle mücadele konusunda birlik olduklarını açıkladı.

Cuma günü Lübnan parlamentosunun oturumunda konuşan Başbakan Hariri, siyonist İsrail savaş Bakanı Avigdor Liberman’ın 9. Petrol parseli ile ilgili iddialarını kınadı. Hariri, Lübnanlı tüm siyasi grupların tüm anlaşmazlıklarına rağmen Kudüs’ü işgal eden katil rejime karşı bir bütün olarak hareket ettiklerini vurguladı.

Korsan İsrail savaş Bakanı Liberman, Lübnan’a ait olan 9. Petrol parseli bu rejime ait olduğunu iddia etmişti.

Başbakan Hariri konuşmasının devamında korsan İsrail’in tecavüzüne karşı koymak Lübnan devletinin yasal hakkı olduğunu belirterek, dost ülkeler ve BM’nin işbirliği ile siyonistlerin tamahkar davranışlarına karşı duracaklarını vurguladı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun da söz konusu oturumda yaptığı konuşmada, Lübnan devletinin kendi toprakları ve karasuları üzerindeki egemenlik hakkına vurgu yaparak, 9. Petrol ve doğalgaz parseline yönelik tecavüz ve ayrıca ara duvar inşa edilmesi Lübnan’ın milli egemenliğine aşikar tecavüz olduğunu belirtti. Aun bu bağlamda Lübnan savunma yüksek konseyinin oturumunda her türlü tecavüze karşı koymak üzere gerekli talimat verildiğini ifade etti.

Korsan İsrail’in Lübnan sınırlarında ara duvar inşa etmesi bu ülkenin milli egemenliğine tecavüz ve BM güvenlik konseyinin 1701 sayılı kararnamesinin açık ihlali sayılır. Siyonist rejim ayrıca 860 kilometrekarelik alanı olan Lübnan’ın özel iktisadi bölgesine de tecavüz etmiştir, ki bu da eli kanlı rejimin Lübnan kaynaklarını yağmalamaya çalıştığının işaretidir.

Lübnan parlamentosunda direnişe vefa kanadı Başkanı Muhammed Rad ise Lübnan’a tecavüz edenlere gereken ezici karşılık verileceğini açıkladı. Muhammed Rad şöyle dedi: biz kendi irademizi siyonist düşmana dayatabilecek güçteyiz, ki bu da ülkenin milli egemenliğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı ve ayrıca güçlü bir ordu ve yine orduyu ve direniş güçlerini destekleyen millet ve özellikle ordu, millet, direniş denkleminde yer alan tüm tarafların tam koordinasyonu ile mümkün olacaktır. Bugün ordu, millet, direniş sloganı Lübnan gerçeklerine yansıyan slogandır.

Bölgeden gelen askeri ve siyasi raporlar ise Lübnan’ın güneyi ve işgal altındaki Filistin arasında kalan sınırlarda siyonistlerin Lübnan’ya yönelik şom planları yüzünden gerginliklerin tırmandığını gösteriyor.

Siyasi kaynaklar korsan İsrail’in Lübnan topraklarının bazı noktalarına giren ara duvar inşaatı, Tel aviv’in sinsi yayılmacı hareketi olduğunu belirtirken, bu durumda Lübnan için kendi topraklarını askeri gücü ile savunmaktan başka çare kalmadığını ifade ediyor.

Öte yandan siyonist rejimin Lübnan karasularına yönelik bazı şom hedefleri gün ışığına çıktıktan sonra Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah da bir açıklama yaparak direniş hareketi Lübnan yönetiminin ülkenin topraklarını ve karasularını savunmaya yönelik her türlü kararını destekleyerek hükümetin yanında yer alacağını belirtti. Buna göre siyaset çevreleri de bugün Lübnan’da ordu, millet, direniş sloganı pratikte gerçekleştiğini belirtiyor.