Nisan 15, 2018 19:34 Europe/Istanbul

Bültenimize geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin başlıkları ile açıyoruz.

Filistin’de ABD Başkanı Trump’ın Filistin ülküsüne karşı topyekun savaş başlatması,

Suriye gelişmeleri ve Doğu Guta gelişmelerinin perde arkası,

Yemen gelişmeleri ve Ensarullah hareketinin bu ülkede savaşı durdurmaya yönelik yeni inisiyatifi,

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin önemli gelişmeleriydi.

 

Geçen hafta Amerika Başkanı Donald Trump adeta Filistin’e topyekun savaş ilanında bulundu. Gerçekte Amerika Başkanı Trump’ın izlediği politikalar ve icraatı, Washington yönetiminin Filistin meselesini çözmek yerine topyekun bir savaşı başlatmayı tercih ettiğini gösteriyor.

Amerika Başkanı Donald Trump yaklaşık üç ay önce çok tartışılan bir karara imza atarak Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını açıkladı ve Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma yönünde talimat verdi.

Aslında herkesin bildiği üzere, Amerika yönetimi Kudüs’ü çakma rejim İsrail’in başkenti olarak kabul etmek ve büyükelçiliğini bu kente taşımaya karar vermekle Filistin milletine yönelik düşmanlığını doruk noktasına ulaştırdı. Amerika yönetimi karşı tarafı tehdit etmek, mali yardımların karşılığında Filistinli tarafın müzakere masasına dönmesi gerektiğini dayatmaya çalışmak ve Filistinli mültecilere yardım etmek üzere kurulan Anrowa’ya mali yardımlarını kesmek gibi politikaları izlemeye başladı, ki tüm bunlar Amerika devletinin Filistin milleti ile düşmanlığının açık delilleridir.

Aslında Amerika yönetiminin bu tür hasmane uygulamalarının amacı Filistin meselesini silmek ve uluslararası camianın ilgi odağından uzaklaştırmaktır. Nitekim korsan İsrail medyasında ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu özel temsilcisi Jason Greenbelt’in Avrupalı ülkelerin Tel aviv’deki konsolosluklarına gönderdiği mesajı bu konuyu gün ışığına çıkardı. Amerikalı diplomat çağın anlaşması adını verdiği planın son aşamasına geldiğini ve pek yakında bölge düzeyinde uygulanacağını ve içinde herhangi bir müzakerenin söz konusu olmadığını belirtti.

Aslında İsrail medyasına sızdırılan bu bilgi, mevzu bahis çağın anlaşması konusunda hatta Filistinli yetkililerin bile bilgilendirilmediğini veya onların onayı alınmadığını ve sırf Amerika ve İsrail’in müttefiki olan Arap başkentlerin üzerinden uygulanması kararlaştırıldığını gösteriyor.

Bu arada Filistin özerk teşkilatı Başkanı Mahmut Abbas geçenlerde başta Fars körfezi kıyılarında yer alan Arap emirlikler olmak üzere bazı Arap ülkelerin Filistinlilere Kudüs’ün ve yine sınırların ve Filistinli mültecilerin kaderini belirleyen çağın anlaşmasını kabul etmeleri için baskı uygulamalarına şiddetle itirazda bulundu.

Çağın anlaşması aslında Amerika ve korsan İsrail’in tek yanlı olarak hazırladıkları ve Suud rejiminin desteklediği ve bu zümrenin istedikleri biçimde İsrail ile Filistin münakaşasının sonlandırılması ve Araplarla İsrail ilişkilerinin normalleştirilmesi amaçlanan bir plandır.

Bu şom planda Filistinli mültecilerin meselesi işgal altındaki Filistin dışında alternatif vatan şeklinde çözümleniyor ve böylece Filistinli mültecilerin anavatanına dönüş hakkı ebediyen lağvediliyor.

Çağın anlaşması adlı plana göre Filistin devleti, Filistin topraklarının çok küçük bir alanında kuruluyor ve Kudüs’ün nihai statüsü ve Filistinli mültecilerin durumu gelecekte yapılacak müzakerelere havale ediliyor ve planın son adımında da siyonist rejimle Arabistan elebaşılığında Arap ülkeleri arasında sözde barış müzakereleri başlıyor.

Bu komploların devamında Amerika Dışişleri Bakanlığı da bir bildiri yayımlayarak bu ülkenin Tel aviv’deki büyükelçiliği gelecek Mayıs ayında Kudüs’e taşınacağını duyurdu. Aslında bu açıklama, Kudüs meselesi hala ABD Başkanı Donald Trump’ın şirreti ve komplolarının odağında yer aldığını ve bu kumpasını hayata geçirerek, yani çağın anlaşması adlı şom planını uygulayarak Filistin milletinin haklarını tam olarak yok etmeyi gündeminden düşürmediğini gösteriyor.

Şimdi Suriye’ye ve özellikle Doğu Guta’da yaşanan son gelişmelere geçiyoruz.

Amerika ve müttefiklerinin Suriye ordusunun Doğu Guta bölgesinde adı terör örgütleri listesinin başında yer alan El Nusra cephesi gibi terör örgütlerinin mevzilerine karşı başlattığı operasyona yönelik tepkileri aslında Suriye’de teröristlerin dosyalarının dürülmesi ve Suriye krizinin sonlandırılmasını önlemeyi amaçlayan tepkilerdir.

Aslında dünyada Suriye gelişmelerinden bir haber medyaya yansımadan gün geçmiyor. Nitekim son bir kaç günde veya bir haftada Suriye gelişmelerinin ağırlık merkezi sadece bir noktadan bir başka noktaya taşındı. Bundan bir kaç hafta öncesine kadar Suriye’nin kuzeyi bu ülkede gelişmelerin odak merkezi olmuştu ve Amerika’nın Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığını sürdürme kararı veya Türkiye ile ortak sınır bölgesinde Suriyeli kürtlerden oluşan 30 bin kişilik bir ordu kurmak istemesi, üstelik tüm bunları Suriye’de IŞİD dosyası dürüldükten sonra yapmak istemesi ve ardından TSK’nın Afrin bölgesine saldırması bu bölgeyi medyanın ilgi odağına yerleştirmişti.

Daha sonra Suriye’nin işgal edilen Golan tepeleri bölgesinde korsan İsrail hava kuvvetlerine ait bir adet F 16 savaş uçağının düşürülmesi bu kez tüm dikkatleri Güney cephesine yöneltti ve bu bölgede gerginliğin iyice tırmanacağı beklenirken, katil rejimin geri adım atmasının ardından bölgede gerginliğin şiddeti hızla hafifledi.

Bu gerginliğin hemen ardından bu kez Doğu Guta bölgesi Suriye gelişmelerinin odak noktasına yerleşti ve çeşitli aktörlerin karşı karşıya geldiği alan oldu. Doğu Guta bölgesi Suriye’nin başkenti Şam’ın yakınında yer alıyor, fakat bu bölgenin bir kısmı bir kaç yıldır El Nusra cephesi ve Ahrarul Şam gibi tekfirci terör örgütlerinin işgali altında bulunuyor.

Şam’ın yakınında bulunan doğul Guta oldukça stratejik bir bölgedir ve yaklaşık 400 bin nüfusu vardır. Doğu Guta Suriye’nin başkenti yakınında bulunması bu bölgeye stratejik önem kazandıran durumdur. Bu bölge ayrıca Şam’ın uluslararası havaalanının yakınında yer alıyor. Bu yüzden doğal olarak tekfirci terör örgütleri ve bu örgütlere destek veren Arap Batı ittifakı hatta sivilleri kurban etme pahasına olsa bile bu stratejik bölgeyi ellerinde tutmaya ve buradan şom hedeflerine ulaşmaya çalışıyor.

Hali hazırd Suriye ordusu Doğu Guta bölgesinin üçte ikisini kendi kontrolü altında tutuyor, fakat bölgenin üçte biri hala tekfirci teröristlerin elindedir ve şu anda da Suriye ordusu tarafından kuşatma altına alınmıştır. Suriye ordusu Doğu Guta bölgesini tekfirci teröristlerden tamamen temizleyerek bu bölgeden başkent Şam’a yöneltilen tehditleri ebediyen sonlandırmak istiyor. Ancak bu karar doğal olarak tekfirci teröristleri ve bölgesel ve küresel hamilerini derinden kaygılandırdığı anlaşılıyor.

Gerçekte Suriye ordusu ve halk güçlerinin Doğu Guta bölgesine tam olarak musallat olması Arap Batı ittifakının Beşar Esad yönetimini devirme kuruntusunu da ebediyen gömeceği anlaşılıyor. Bu yüzden şimdiden Arap Batı ittifakının elebaşıları Suriye ordusunun Doğu Guta bölgesinde eli kanlı tekfirci teröristlere karşı başlattığı operasyon yüzünden feryatları kulakları sağır edecek kadar yükseldiği gözleniyor. İnsan hakları alanında her birinin karnesi ötekilere nazaran daha da kara olan Arap Batı ittifakının liderleri son günlerde Doğu Guta’da insan haklarından kaygı duyduklarını ileri sürüyor.

Geçen hafta Ensarullah hareketine bağlı olan Yemen inkılabı yüksek komitesi Başkanı BM genel sekreteri ve BM güvenlik konseyi üyelerine Yemen’de savaşı sonlandırmak üzere bir plan içeren bir mesaj gönderdi.

Ensarullah hareketi tarafından hazırlanan bu plan bir kez daha Yemen halk direniş güçlerinin bu ülkeyi saran krizi siyasi yollardan çözümlemeye bağlı olduklarını ve bu yöndeki iyi niyetlerini gözler önüne serdi.

Aslında Yemen Ensarullah hareketi bu planı askeri sahada ve Suud rejimi ve kuklalarına karşı üstün konumda bulunduğu halde BM’ye sunuyor.

Ensarullah hareketinin bir mektup çerçevesinde BM’ye sunduğu bu planda milli barış komitesinin kurulması, Cumhurbaşkanlığı ve Yemen milletinin tümü ve tüm siyasi grupların temsil edildiği bir parlamento seçimlerinin düzenlenmesi,  Yemen’in yeniden inşası için uluslararası güvencelerin oluşturulması, hasarların telafi edilmesi ve ecnebi ülkelerin Yemen’e her türlü saldırılarının engellenmesi, tüm tutukluların serbest bırakılması ve her türlü anlaşmazlık konusunun referanduma sunulması gibi konular yer alıyor.

Yemen inkılabı yüksek komitesi Başkanı Muhammed Ali Husi ise mektupta, Suud rejiminin tecavüzü durdurulmadığı ve Yemen’e dayatılan kara, deniz ve havadan kuşatma kaldırılmadığı müddetçe hiç bir çözümün köklü çözüm olamayacağını belirtti.  Husi mektupta ayrıca çözüm ve diyalog çağrısına cevap vermemek BM ve güvenlik konseyini Yemen’de yaşanan insani krizin devam etmesi konusunda tarihi ve yasal açılardan sorumlu hale getireceğini vurguladı. Nitekim BM ve diğer uluslararası kurumlar bu krizi dünyada yaşanan en kötü kriz olarak tanımladı.

Kuşkusuz Yemen krizinin son bulması için her şeyden önce Arabistan’ın Yemen saldırıları durması ve bu ülkeye dayatılan kuşatmanın kaldırılması gerekir. ancak bu saldırılar devam ettiği müddetçe Yemen krizinin son bulması mümkün gözükmüyor. Gerçi şimdiye kadar Yemen’de bir kaç kez ateşkes de ilan edildi, fakat Arabistan ve işbirlikçileri hiç bir zaman bu ateşkeslere uymadı.

Öte yandan gözlemciler savaş ve kuşatma devam ettiği bir ortamda müzakere etmek sadece Arabistan’ın cinayetlerini örtbas etmeye hizmet etmekten başka bir işe yaramayacağı da kesindir. Nitekim şimdiye kadar da bir çok kez bu tür müzakereler Arabistan ve müttefiklerinin sabotajları ile sonuçsuz kalmıştır.