Nisan 20, 2018 16:38 Europe/Istanbul

Bültenimize geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin başlıkları ile açıyoruz.

BM güvenlik konseyinin Suriye oturumu,

Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin Arabistan ziyareti ve Riyad’dan bir heyetin Beyrut’a gelmesi,

Arabistan’da kral Salman’ın yine bazı askeri üst düzey komutanları görevden azletmesi

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan en önemli gelişmelerdi.

 

Geçen hafta Doğu Guta gelişmeleri, Batılı zorba devletlerin Suriye krizini yeniden BM güvenlik konseyine taşımalarının yeni bahanesi oldu. Ancak bu kez yine önceki girişimleri gibi Batılı zorba devletler Suriye karşıtı şom hedeflerine ulaşamadı.

Geçen hafta iki kez ertelemenin ardından sonunda BM güvenlik konseyi Suriye konulu 2401 sayılı kararname taslağını  15 üyenin olumlu oyu ile onayladı. Kararname taslağı BM güvenlik konseyinin daimi olmayan üyeleri Kuveyt ve İsveç tarafından hazırlanmıştı. Kararnamede Suriye genelinde 30 günlük ateşkes ilan edilmesi ve başta Doğu Guta olmak üzere kuşatma altındaki bölgelere insani yardım ulaştırma şartları oluşturulması  kararlaştırıldı.

 

Aslında bu kararname BM güvenlik konseyinin Suriye krizi ile ilgili olarak çıkardığı 30. Kararnameydi. Bu kararname Suriye ordusu teröristlerin işgali altında bulunan Doğu Guta bölgesine karşı operasyon başlatmasından hemen bir hafta sonra onaylandı. Batılı zorba devletler ve bölgedeki bazı irticai Arap rejimleri dünya kamuoyunu etkilemek için Suriye nizamını tekrarlı kimyasal silah kullanma senaryosunu devreye sokarak Şam yönetimini tehdit ederken, Doğu Guta bölgesi El Nusra Cephesi, Ceyşül Şam ve Aharul Şam gibi tekfirci terör örgütlerinin cirit attığı alan olduğunu gözardı ediyor. Bu kararname Rusya yönetiminin baskıları sonucunda El-Kaide, IŞİD ve El Nusra gibi eli kanlı terör örgütleri ateşkes kapsamından müstesna edilmesinden sonra onaylandı.

 

BM güvenlik konseyi bu kararnameyi onayladıktan sonra tekfirci teröristler Doğu Guta bölgesinde cinayetlerini sürdürmelerini görmezden gelen Batılı zorba devletler Suriye yönetimine baskılarını uygulamaya devam etti. Bu doğrultuda BM insan hakları konseyi geçen Cuma günü Doğu Guta’da durumu ele almak üzere bir oturum düzenledi ve Suriye dosyasının uluslararası ceza mahkemesine sevkedilmesi gündeme geldi.

 

Bu arada UNICEF yetkililerinden Hayrat Kabalari 2 Mart Cuma günü yaptığı açıklamada, Suriye yönetimi gelecek Pazar günü Doğu Guta bölgesinde kuşatma altında bulunan Doma kentinde 180 bin kişi için insani yardım konvoyunun geçişine izin verdiğini açıkladı.

Öte yandan Rusya savunma bakanlığı da bir bildiri yayımlayarak El Nusra cephesi adlı terör örgütü Doğu Guta bölgesinde BM’nin insani yardım konvoyu sivillere ulaşmasını engellemek için bir takım sabotaj girişimlerinde bulunmaya hazırlandığı uyarısını yaptı.

 

Mısır’ın BM daimi temsilcisi Ala Yusuf ve diğer bazı uluslararası kurum ve kuruluşların temsilcileri de Suriye’de sivillere ve medeni kurumlara karşı teröristlerce uygulanan şiddeti kınayarak Şam yönetimini desteklediklerini açıkladı. Ala Yusuf ayrıca Suriye’de tekfirci teröristlerin Doğu Guta bölgesinde çatışmaları daha da alevlendirme gayretinde oldukları uyarısında bulundu.

 

Suriye savunma bakanlığı da geçen Perşembe günü bir açıklama yaparak Amerika, Britanya ve diğer Batılı devletlerin Suriye’de el Nusra cephesi başta olmak üzere bazı terör örgütlerinden Suriye ordusuna yakın temas hattında Suriyeli sivillere karşı kimyasal ve zehirli maddeleri kullanma talimatı verdikleri uyarısını yaptı. Suriye savunma bakanlığı, Batı bu tür insanlık dışı cinayetlerle Suriye ordusunu suçlamaya ve Suriye’ye karşı yeni bir senaryoyu uygulamaya çalıştığını vurguladı.

 

Geçen hafta Lübnan Başbakanı Saad Hariri resmi bir ziyaret çerçevesinde Arabistan’ın başkenti Riyad’a gitti. Hariri Riyad’da kral Salman ve veliaht prensi Muhammed bin Salman’la görüştü. Bu ziyaret Hariri’nin 4 Kasım 2017 macerasından sonra Arabistan’a yaptığı ilk ziyaretiydi.

Hatırlanacağı üzere Hariri o tarihte Riyad’a çağrıldı, fakat Riyad’da kendisi için hazırlanan bir istifa metni ile karşılaştı. Riyad Hariri’den istifa metnini TV kameraları karşısında okumasını istedi. Bu arada Suud rejimi Hariri’yi bir nevi 18 gün boyunca rehin aldı.

 

Suud rejiminden bir heyetin Beyrut’u ziyaret etmesi ve daha sonra da Hariri’nin Riyad’a gelmesi iki ülke arasında bozulan ilişkileri düzeltmek ve ayrıca Riyad yönetiminin Lübnan’da gelecek parlamento seçimlerini etkilemek amacıyla gerçekleşti. Arabistan Lübnan’da gelecek seçimlere müdahale etmeyi ve Hizbullah hareketinin zaferini önlemeyi amaçlıyor.

Suud rejimi son haftalarda Riyad ile Beyrut hattında yaşanan gerginliği ve bozulan ilişkileri düzeltmek ve Lübnan’ın gelecek parlamento seçimlerini etkileyebilmek için yeni bir diplomasi izlemeye başladığı anlaşılıyor.

 

Lübnan’da gelecek parlamento seçimlerinin 6 Mayıs 2018 tarihinde düzenlenmesi bekleniyor. Suud rejimi ise Lübnan’ın ehli sünnet kesimine bağlı bazı siyasi grup ve partilerle yakın ilişkileri bulunuyor ve bu yoldan Lübnan’da düzenlenmesi beklenen parlamento seçimlerini etkileyerek kendi hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. Ancak hali hazırda Suud rejimi bu rejime ve Batı’ya bağımlı olan 14 Mart hareketi kendi içinde derin anlaşmazlık yaşamasından büyük kaygı duyuyor. Nitekim bu durum Suud rejiminin Lübnan’da konumunu ve bu ülkenin gelişmeleri üzerindeki nüfuz gücünü olumsuz yönde etkiliyor. Bu şartlarda Suud rejimi 14 Mart hareketinin lideri  olan Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi Riyad’a çağırdığı ve bu hareketin takviye edilme yollarını masaya yatırmak istediği anlaşılıyor.

 

Buna karşın Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın aşağılayıcı tavrı ile karşılaştıktan sonra Lübnan Hizbullah hareketi genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah’ın desteği ile karşılaşan Saad Hariri, Riyad ziyaretinden önce Amerika’nın Wall Street Journal gazetesine verdiği mülakatta, Hizbullah hareketi Mayıs seçimlerinden sonra kurulacak yeni hükümette yer alabileceğini belirtti.

Aslında Saad Hariri Suud rejimi ile ilişkilerde gözetlediği siyasi çıkarların dışında Suud hanedanı ile ilişkilerinde iktisadi çıkarlarını da gözetliyor.

 

Geçen hafta Suud kralı Salman Arabistan’ın üst düzey yetkilileri arasında yaptığı tasfiye operasyonunun devamında genel kurmay Başkanı General Abdurrahman bin Salih Benyan, hava kuvvetleri komutanı General Muhammed bin Evez Sahim ve kara kuvvetleri komutanı General Fehed bin Türki bin Abdulaziz’i görevlerinden azletti. Suud kralı ayrıca aralarında Bakan yardımcılarının da bulunduğu çok sayıda sivil yetkilileri da görevden aldı.

 

 

Gözlemciler bu değişiklikleri iki açıdan ele alıyor. Birincisi bu değişikliklerin Muhammed bin Salman’ın konumunu pekiştirmek içindir. Ortadoğu meseleleri uzmanı Davut Ahmetzade bu konuda şöyle diyor: Bu değişiklikler aslında Suud hanedanı içinde iktidarın el değiştirmesi ve Muhammed bin Salman’ın veliaht prensi olmasından sonra başlayan iç hesaplaşmaların devamıdır. Muhammed bin Salman iktidarı tamamen ele geçirmek ve bazı prenslerden oluşan geleneksel rakiplerini devre dışı bırakmak için tasfiye operasyonunu iktisadi alanda başlattığı operasyona ve tutuklamalara paralel olarak yürütüyor ve Suud rejiminin güvenlik teşkilatında da bu operasyon devam ettirilerek sadece Muhammed bin Salman’a yakın olan yetkililer görevde kalıyor ve takviye ediliyor ve geriye kalanlar uzaklaştırılıyor.

 

Amerika’nın Washington post gazetesi ise bu konuda şu yorumda bulundu: Suud hanedanının genç veliaht prensi Arabistan’ın kalkınması için askeri alanda da bazı değişikliklerin yapılmasına inanıyor. Muhammed bin Salman böylece Riyad kültürünü ve politikalarını modernize etme yolunda ilerleyebileceğinden emin gözüküyor.

 

Bu değişiklikler için gösterilen ikinci gerekçe ise Yemen ve Suriye krizleri şeklinde ifade ediliyor.

Gerçekte Suud rejimi ne Suriye’de ve ne de Yemen’de belirlediği hedeflerine ulaşamadı, üstelik Yemen bataklığına da saplandı ve Suriye krizinde de bozguna uğrayan taraf olarak bilindi. Zira Suud rejimi diğer bazı ülkelerle birlikte tüm uğraşlarına rağmen Beşar Esad’ın yasal yönetimini deviremedi üstelik Beşar Esad Suriye gelişmelerinde üstün konuma yerleşti.

 

Bu konu hakkında Business Standart haber sitesi ise yayımladığı raporda şu ifadelere yer verdi:

Yemen ile menfur bir savaşın ortasında Suud rejimi bu ülkenin ordusunda bir deprem yarattı ve bir dizi fermanlara imza atarak Riyad’ın siyasi ve askeri bazı kurumlarında geniş çaplı değişikliklere gitti.