Nisan 20, 2018 18:53 Europe/Istanbul

Bültenimize geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin başlıkları ile açıyoruz.

Amerika ve korsan İsrail’in ortak askeri tatbikatı,

Bahreyn halkının Halife rejiminin baskıları ve Suud rejiminin işgalciliğine tepkileri,

Irak’ta gönüllü halk güçlerinin bu ülkenin güvenlik kurumlarına katılması,

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin önemli gelişmeleriydi.

 

Geçen hafta Filistin gelişmeleri Amerika ve korsan İsrail’in ortak askeri tatbikatı gibi kışkırtıcı uygulamalarının etkisi altında kaldı.

Amerika ve korsan İsrail’in işgal altındaki Filistin’de ortak askeri tatbikat düzenlenmesiyle birlikte siyonist rejim genel kurmay Başkanı yardımcsı Avio Kuçari bir açıklama yaparak, İsrail 6 cephede savaşa hazırlandığını belirtti.

 

 

Amerika ve korsan İsrail’in ortak askeri tatbikatı geçen Pazar günü işgal altındaki Filistin’de başladı. Tatbikatın 15 Mart tarihine kadar devam edeceği açıklandı. Tatbikata 2500 Amerikalı asker ve yine İsrail hava kuvvetlerinden 2000 asker katılıyor. Tatbikatta çeşitli füze savunma sistemleri kullanılıyor. İki rejim tatbikatta Lübnan, Suriye ve Gazze şeridi gibi çeşitli cephelerde savaşmanın tatbikatını yapıyor.

 

Öte yandan bu tatbikat çeşitli yankıları da beraberinde getirdi. Örneğin Filistin direnişi bu denli büyük çapta büyük bir tatbikatın düzenlenmesi siyonist işgalci rejimin gelecekte her türlü muhtemel savaş ve çatışmadan duyduğu korku ve dehşeti yansıttığını ve aynı zamanda siyonist rejim elebaşılarının tehditleri birer blöften ibaret olduğunu ortaya koyduunu açıkladı.

 

Gerçekte siyonist rejim bölge ülkelerine karşı savurduğu tehditlerine karşın son yıllarda bölge milletlerinin direnişi karşısında daha fazla hezimete uğramayı ve ayrıca bu rejmin ordusunda morallerin çökmesini önlemek için pratikte bu dehditlerin hayata geçirmeye cesaret edemedi. Bu yüzden bu rejimin tehditleri özellikle son yıllarda safsada ve blöf yapmaktan öteye geçemedi. Bu arada eli kanlı rejimin Gazze şeridine yönelik savaş çığırtkanlığı yapması da bu rejim için fiyasko hezimetten başka getirisi olmadı.

 

Öte yandan Amerika yönetiminin siyonist rejime destek vermesi ve gerçekte bu rejime bölgede savaş çığırtkanlığını sürdürmesi yönünde yeşil ışık yakması Amerikan halkına da ağır mali bedeller dayattığı ve bu durum Amerikan kamuoyunda geniş tepkilere ve itirazlara yol açtığı gözleniyor. Bu çerçevede geçen hafta Amerika’da beyaz sarayın Tel aviv’e desteklerini sürdürmesini protesto eden eylemler düzenlendi. Protestocular Netanyahu savaş suçlusudur, Filistinli esirleri serbest bırakın, Amerika İsrail’e yardımlarını durdur, Filistin’i özgür bırakın, AIPAC Amerikalı yahudilerin temsilcisi değildir, Filistin işgaline son verin, gibi sloganlar atarak Amerika’nın İsrail’e verdiği desteklerin sonlandırılmasını haykırdı.

 

 

Amerika’da siyonizm karşıtı protesto eylemleri, bu ülkede İsrail’i boykot etme hareketinin de nüfuzunu arttırmasına paralel olarak artmaya başladığı gözleniyor.

Korsan İsrail’e karşı “Boykot hareketi, yatırımların men edilmesi ve yaptırım hareketi” 2005 yılında başladı. Bu hareketin amacı eli kanlı rejimi Filistin milletinin haklarına uymaya ve uluslararası yasaları uygulamaya zorlamaktı.

 

 

“Boykot hareketi, yatırımların men edilmesi ve yaptırım hareketi” bildirilerinde dört temel hedefi gündeme getirdi. Bu hedefler ise şöyle: İsrail’in işgalciliğine son vermek, Filistinli topraklarda yerleşke inşaatını durdurmak, İsrail’in Arap vatandaşlarına eşit haklar tanımak ve son olarak Filistinli mültecilerin ana vatanına geri dönme hakkını tanımak.

 

 

“Boykot hareketi, yatırımların men edilmesi ve yaptırım hareketi” son 12 yılda dünya genelinde ve özellikle Amerika’da büyük destek kazanmayı başardı. Bazı medeni kurumlar, ticari firmalar, üniversiteler ve kültürel merkezler İsrail rejimini boykot etme hareketine destek verdiklerini ilan etti. Bu arada Amerika ve Avrupa genelinde bazı muteber üniversitelerin de İsrail rejimini boykot hareketine katılması eli kanlı rejime yönelik baskıların da artmasına vesile oldu.

 

Geçen hafta Bahreyn halkının Halife rejiminin baskıları ve Suud rejiminin işgalciliğine tepkileri, Ortadoğu bölgesinin bir başka önemli gelişmesiydi.

Bahreyn’de inkılapçı gruplar bu ülkenin işgalci Suud rejimince işgal edilişinin yıldönümünde “ seçeneğimiz direniştir” sloganı ekseninde birleştiklerini ilan etti.

Bahreyn 14 Şubat gençlik hareketi, Hak hareketi, İslamî vefak hareketi, İslamî Amel hareketi gibi hareketler Bahreyn’in Suud askerlerince işgal edilişinin yıldönümüne tepki faaliyetleri çerçevesinde katledilen “Hüseyni direniş şehitleri” adlı inkılapçıların posterlerini Bahreyn milletinin direniş simgesi ve inkılapçı ülkülerini savunma doğrultusunda “seçeneğimiz direniştir” şiarı ile birlikte sergilediler.

 

 

Bahreyn’de halkın barışçıl protesto eylemlerinin devam etmesi ve Halife rejiminin kendi halkının haklı taleplerini karşılamakta acizliğinin ardından FKİK üyesi ülkeler ve özellikle Arabistan rejimi askerlerini Ada kalkanı güçleri maskesi altında Bahreyn topraklarına sevkederek Bahreynli inkılapçıları bastırmaya başladı. Suud askerleri Halife rejiminin askerleri ile birlikte insanları kırmaya başladı ve şia müslümanların 39 camiini izinsiz inşa edildikleri bahanesi ile tahrip etti.

Bahreyn Ortadoğu bölgesinin en küçük ülkesi olarak en çok siyasi tutuklusu bulunan bir ülke olduğu anlaşılıyor, öyle ki son yedi yılda bu ülkenin zalim rejimi 11 bin vatandaşını boş bahanelerle tutuklayarak hapse attı.

 

 

14 Şubat 2011 tarihinden bu yana en geniş halk itirazları ile karşı karşıya kalan Halife rejimi bu itirazları bastırmak üzere hemen Suud hanedanına sarıldı. Suud hanedanı da Bahreyn halkının itirazları başladıktan bir ay sonra ve 14 Mart 2011 tarihinde Bahreyn topraklarına çıkarma yaparak Halife rejimine kendi halkını bastırmakta yardımcı oldu. Bahreyn halkı ise Suud rejiminin bu hareketini ülkelerini işgal etme şeklinde değerlendirdi ve böylece daha azimli ve kararlı bir şekilde zalim Halife rejimi ile mücadelelerine devam etti.

 

 

Suud hanedanı ve Halife rejimi Bahreyn halkını katliam etme cinayetlerini FKİK bünyesinde kurulan Ada kalkanı güçleri çerçevesinde haklı göstermeye çalıştı, fakat hiç kimse bu yalana inanmadı, zira Ada kalkanı güçleri aslında FKİK’e üye herhangi bir ülke saldırıya uğradığı takdirde harekete geçmesi gereken bir güçtür. Oysa Bahreyn’de yaşanan olaylar tamamen bu ülkenin bir iç meselesidir. Öte yandan ne BM bildirgesinde ve ne de diğer uluslararası hukuk kurumları veya konvansiyonlarda Suud rejiminin yaptığı gibi bir başka ülkenin içişlerine müdahale hakkın verilmiyor.

 

 

Gerçekte Suud rejiminin Bahreyn’deki askeri varlığı tamamen Bahreyn halkının haklı itirazlarını bastırmak içindir ve bu çerçevede değerlendirilir. Nitekim Suud askerlerinin Bahreyn’deki varılğı uluslararası hukukun açık ihlali sayılır. Bu yüzden Bahreyn krizinin sonlandırılması içi atılması gereken ilk adım Suud rejimine bağlı işgalci askerlerin bu ülkeden çekilmesidir ve BM güvenlik konseyi en başta bu konuyu gündemine alarak karara bağlaması gerekir.

Gerçekte Bahreyn halkının Halife rejimi ve Suud hanedanı tarafından bastırılması bu milletin haklı kıyamını durdurmadığı gibi eli kanlı Halife rejiminin gerçek mahiyetini gün ışığına çıkarmıştır.

 

 

Geçen hafta Irak Başbakanı Haydar İbadi’nin talimatı üzerine Irak halk güçleri Haşed-ul Şaabi hareketi resmen bu ülkenin güvenlik güçlerine katıldı. İbadi’nin aldığı karara göre Haşed-ul Şaabi güçleri bundan böyle Irak ordusu gibi maaş alacak ve Iraklı askerlerin yararlandığı haklardan yararlanacak ve askeri bir kurumda hizmet vermenin yasalarına tabi olacak. İbadi’nin yayımladığı kararında Haşed-ul Şaabi güçleri bundan böyle askeri akademilere da alınacak.

 

 

Irak meclisi 2016 yılında bir yasayı onaylayarak Haşed-ul Şaabi hareketini Irak silahlı kuvvetlerinin bünyesine aldı. Bilindiği üzere Irak’ın Musul kenti 10 Haziran 2014 tarihinde tekfirci IŞİD terör örgütü tarafından işgale uğradıktan sonra Iraklı büyük şia alim Ayetullah Ali Sistani bir fetva yayımlayarak Irak halkını IŞİD ile savaşmaya davet etti ve bu fetvanın ardından Irak halkından binlerce kişi Haşed-ul Şaabi hareketine katılarak Irak silahlı kuvvetlerinin yanında IŞİD ile savaşmaya başladı ve sonunda bu örgütü Irak genelinde bozguna uğratmayı başardı.

 

 

Irak gelişmeleri, Amerika ve Arabistan başta olmak üzere ecnebi odakların tüm baskılarına karşın Bağdat yönetiminin Haşed-ul Şaabi güçlerini Irak silahlı kuvvetlerinin yanında kullanmakta kararlı olduklarını gösteriyor. Nitekim Irak meclisinin Haşed-ul Şaabi hareketini Irak silahlı kuvvetlerinin bünyesine alması da bu hareketin Irak milleti arasındaki sempatisini ortaya koyuyor. Irak yönetimi de geçenlerde Haşed-ul Şaabi hareketinin siyasi işlere karışmadığını ve tarafsız bir şekilde hareket ettiğini ve Bağdat yönetiminin askeri yasalarına tabi olduğunu belirterek bu güçten yararlanmaya devam etmek istediğini ortaya koydu. Nitekim Haşed-ul Şaabi hareketi olmadan tekfirci IŞİD terör örgütünü yenmek de imkansızdı.

 

 

Ancak Haşed-ul Şaabi hareketinin IŞİD teröristleri ile savaşta ifa ettiği etkili rolü bu örgütün kurucuları olan Amerika ve Arabistan’ı çok rahatsız etti, öyle ki bu zümre sürekli Haşed-ul Şaabi hareketini etnikçilik ve mezhepçilik yapmakla suçlayarak Bağdat yönetiminden Haşed-ul Şaabi hareketini dışlamasını istedi. Ancak düşmanların komplolarının bilincinde olan Bağdat yönetimi hiç bir zaman bu zümrenin mesnetsiz suçlamalarını umursamadı ve Haşed-ul Şaabi hareketini desteklemeye devam etti.

Şimdi ve mevcut şartlarda Haşed-ul Şaabi hareketinin konumunun pekiştirmesi ve Irak’ın savunma gücünün bir parçası olarak benimsenmesi bu hareketin ne denli etkili olduğunu ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasında etkili olacağını ortaya koyuyor.