Nisan 22, 2018 19:12 Europe/Istanbul

Bültenimize geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin başlıkları ile açıyoruz.

Filistin’de Kudüs’e destek protesto eylemlerinin devam etmesi,

Muhammed bin Salman’ın Trump’la görüşmesinden doğan yeni komplolar,

Yemen’in Suud rejimi ve sultacı güçlerin yeni komplolarına maruz kalması,

Suriye’nin teröre karşı yeni bir stratejik zaferin eşiğine gelmesi,

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin bazı önemli gelişmeleriydi.

 

Geçen hafta Filistin halkının ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü gaspçı İsrail rejiminin başkenti ilan etmesini kınayan protesto eylemleri 16. Haftasına girerken, söz konusu eylem siyonist askerlerin saldırısıyla birlikte çatışmaya ve şiddet dönüştü.

Amerika Başkanı Donald Trump 6 Aralık 2017’de bölge ve dünya genelinde geniş çaplı muhalefete rağmen Washington yönetimi Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. Ancak Trump’ın bu kararı Filistin milletinin yeni intifada hareketini ya da bilinen üçüncü intifadasının dalgasını yükseltti ve Filistin halkının öfke ateşi işgalci siyonistleri daha da sarmaya başladı.

 

Filistin’in siyasi liderleri Filistin intifadası, ABD Başkanı Kudüs’ü İsrail’in başkenti tanıma kararını feshedinceye dek devam edeceğini ilan etti. Filistinli liderler bir süre önce Filistin İslamî cihat hareketinin düzenlediği Kudüs Filistin’in ebedi başkenti başlıklı konferansta Filistin’in kutsal topraklarını korumak amacıyla milli vahdetin ihya edilmesini ve milli orduyu kurmanın yanında siyasi ortaklığın gerçekleştirilmesini istedi.

Filistin gelişmeleri ise intifada hareketi siyonistleri Filistin topraklarından atıncaya dek Filistin milletinin ABD ve siyonist rejimin bu millete karşı komploları ile mücadelede yol haritası olmaya devam edeceğini gösteriyor.

 

Amerika Başkanı Donald Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesinin yanında Amerika’nın işgal altındaki Filistin’de büyükelçiliğini Tel aviv’den Kudüs’e taşıyacağını ilan etti.

Aslında Amerika’nın bu komplosu Ortadoğu bölgesinin mahiyetini değiştirmek ve bölgeye siyonist imaj kazandırmak ve işgalci siyonist rejimi Amerika’nın gözetlediği yeni Ortadoğu’nun ağırlık merkezi haline getirmeyi amaçlayan büyük komplosunun bir parçasıdır. Bu tür komplocu uygulamaların çerçevesinde İsrail’in büyük Kudüs adlı planı, Batı şeriada siyonist yerleşkeleri genişletmek ve bu bölgede siyonistlerin yasalarını dayatmak gibi şom planları anlam kazanıyor. Bu planların tümünün amacı ise Filistin’i yok etmektir.

 

Bu komplolara tepki gösteren Filistin İslamî direniş hareketi Hamas siyasi büro Başkanı İsmail Heniye şu açıklamayı yaptı: Kudüs kenti bir bütün olarak Filistin’in başkentidir ve Arap ve İslam ülkeleri Kudüs’ten asla vaz geçmez.

Kudüs oturumunda konuşan İsmail Heniye şöyle devam etti: Kudüs Filistin devletinin siyasi başkenti ve ayrıca dünya müslümanlarının tümünün dini başkentidir. Kudüs ayrıca dünyanın ister müslüman ister hristiyan tüm hür insanlarının beşeri, ahlaki ve değersel başkentidir. Kudüs’ün tümü tüm Filistinlilere aittir ve Filistin milleti Kudüs hakkında müzakere edilmesi veya ondan vazgeçilmesine asla müsaade etmez.

 

Amerikalı yetkililer Donald Trump döneminde Filistin meselesini tamamen İsrail lehine sonlandırmak isterken, Amerikalıların bu planına karşı Filistin milletinin yetenekleri üzerinde odaklanan ve esasen Filistin topraklarının tümünün siyonistlerin işgalinden kurtarılmasını amaçlayan bir plan yer alıyor. Son aylarda başta Batı şeria olmak üzere Filistin’in çeşitli kentlerinde ve köylerinde devam eden üçüncü intifada da bu hedefi izliyor

 

Gerçekte Filistin’in üçüncü intifadası Filistin topraklarını kurtarabilecek özelliklerle sahiptir. Nitekim bu intifadanın bu özelliklerine bakıldığında Filistin milletini Kudüs başkentli bağımsız bir Filistin devletinin kuruluş hedefine ulaştırabilecek kapasitelere sahip olduğu söylenebilir.

Yine bu intifada Filistinli çeşitli grupları siyonistlerin komplolarına karşı mücadelede birleştirmiş ve aralarından vahdetin şekillenmesine vesile olmuştur. Bu durum Filistinli tarafın elini güçlendirdiği ve Kudüs başkentli bağımsız Filistin devletinin kuruluşu için yürütülen pazarlıkta pazarlık gücünü arttırdığı söylenebilir. Filistinlilerin üçüncü intifadasının bir başka özelliği ise uluslararası arenada geniş çapta destek görmesidir ki bu denli geniş çaplı desteğin de Amerika ve korsan İsrail’i derinden kaygılandırmaya ve uluslararası camiayı açıkça tehdit etmeye zorlamıştır.

 

Şimdi Arabistan’a geçiyor ve Muhammed bin Salman’ın ABD Başkanı Trump ile istişarelerinden ne gibi yeni komplolar çıktığına kısaca göz atmak istiyoruz.

 

Arap dünyasının siyaset meseleleri uzmanı Hafız Beşare, Suud veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın Amerika ziyaretini başta Irak olmak üzere Ortadoğu bölgesine yönelik yeni komploların habercisi olduğunu belirtti. Muhammed bin Salman 20 Mart’ta iki haftalık bir ziyaret çerçevesinde Washington’a geldi. Beşare, Muhammed bin Salman ve ABD Başkanı Trump’ın beyaz sarayda Irak devletine yardım konusunda anlaştıkları haberini propaganda amaçlı yalan bir iddia niteledi. Beşare, bu anlaşmanın amacı aslında baas partisi kalıntıları ve radikal örgütlere yardım etmek ve böylece 12 Mayıs 2018’de düzenlenecek seçimlere müdahalede bu güçleri kullanmak olduğunu vurguladı.

 

Hafız Beşare’ye göre Suud rejimi Amerika’nın bölgedeki askeri varlığına meşruiyet kazandırmak için bu ülkenin bölgedeki kolu olarak bölgede Washington’un uygulamak istediği komploları uygulayarak bölgede istikrarsızlığı körüklüyor.

Amerika ve Arabistan elebaşılarının Irak’a yardım konusunda anlaştıkları iddiası, Irak’ta bir çok siyaset adamı ve medya mensubu Riyad yönetimi Bağdat’a yakınlaşmakla IŞİD macerasında Irak’ı parçalama projesinde başarısızlığını şimdi yumuşak siyasetle telafi etmek istediğine inandığı bir sırada gündeme geliyor.

 

Haber kaynakları Muhammed bin Salman ve Trump arasında gerçekleşen görüşmenin ardından Amerika yönetimi Arabistan’a bir milyar dolar değerinde 6600 füzenin satışını onayladığını duyurdu. Arabistan son aylarda türlü yollardan ve kamuoyunu kandırmak için Irak ile ilişkilerini spor, diplomasi, ticaret ve yatırım gibi alanlarda yeniden başlatmak istediğini telkin etmeye çalışıyor, fakat Irak’ta halk, medya ve siyaset çevrelerinin bin Salman’ın Irak ziyaretine karşı geniş çaplı muhalefeti yüzünden  bu ziyaretin ertelenebileceğinden söz ediliyor.

 

Muhammed bin Salman Mart 2017’de Amerika Başkanı Donald Trump ile beyaz sarayda bir görüşme gerçekleştirmişti. Nitekim bu görüşmenin ardından Amerika ve Arabistan arasında yüzlerce milyar dolar değerinde silah anlaşmaları imzalandı. Şimdi ise Amerika yönetiminin asrın anlaşması tabir ettiği komplocu bir proje çerçevesinde Filistin meselesini tamamen silmak ve İsrail’i bölgede en üstün güç haline getirmek ve bölgedeki Arap emirliklerini de Amerika’nın casuslik ve istihbaret ve askeri üssüne çevirmek için düğmeye bastığı ve Suud hanedanını da Amerika’nın bölgeye yönelik politikalarının uygulayıcısı yaptığı anlaşılıyor.

 

Geçen hafta Yemen Suud rejimi ve sultacı güçlerin yeni komplolarına maruz kaldı. Bu çerçevede sapkın Bahai tarikatı korsan İsrail’in destekleri ile Yemen’de yeniden faaliyete geçti.

Yemen ensarullah hareketi lideri Abdulmelik Husi, mübarek Recep ayının başlaması dolaysıyla yaptığı konuşmada Yemen’de sapkın Bahai tarikatının yeniden faaliyete geçtiğini ve bu da düşmanların İslam karşıtı yumuşak savaşının bir parçası olduğunu belirtti.

 

Recep ayının ilk Cuma günü dolaysıyla konuşan Abdulmelik Husi düşman şimdi yumuşak savaş üzerinden Yemen milletini dize getirmeye çalıştığını vurguladı. Husi, düşmanlar türlü yollardan Yemen milletinin inancını ve müslümanların temel usullerini hedef aldığını ve bu çerçevede Bahai tarikatını yeniden devreye soktuğunu, bu şeytani tarikat İslam’a darbe indirme peşinde olduğunu ve açıkça İslam’a karşı fikri savaş başlattığını ve Yemenlileri İslam dininden çıkmaya ve kafirliğe ve mürted olmaya teşvik ettiğini kaydetti. Batı’nın bu sapkın tarikatı desteklemesini eleştiren Husi, hükümet bu tarikatla mücadelede yasal yetkilerini kullandığını ifade etti.

 

Ensarullah lideri Abdulmelik Husi konuşmasının devamında şeytani Bahai düşüncesinin çıkış noktası işgal altındaki Filistin’de Aka kenti olduğunu, korsan İsrail bu tarikatı desteklediğini, Bahai tarikatı işgal altındaki Filistin topraklarında tam özgür olduğunu ve buradan dünyanın dört bir yanına nüfuz ettiğini belirtti. Husi, Ahmediye tarikatını da Yemen’de sapkın düşüncelerin bir başka örneği olduğunu ve İslam dinini tahrip etmek ve İslamî mukaddesata ve İslam Peygamberi’ne -s- saygısızlık etmekte Bahai tarikatına benzediğini vurguladı.

Yemen milleti Recep ayının ilk Cuma gününü İslam dinini açık kucakla benimsedikleri için kutluyor.

 

Şimdi Suriye’ye geçiyoruz. Suriye’de Beşar Esad yönetimi teröristlere karşı yeni bir stratejik zaferin eşiğine gelmiş bulunuyor. Bu çerçevede Suriye ordusu Doğu Guta bölgesinin %90 kadarını kurtarmayı başardığı bildirildi. Bu arada Rusya Savunma Bakanlığı, Doğu Guta’da ateşkes sağlandığından beri 105 bin sivil bu bölgeyi terkettiklerini açıkladı.

Suriye’de ateşkesi gözetleyen Rusya’nın merkezinin sözcüsü Vladimir Zelatuhin, Doğu Guta’da insani ateşkes başladığı günden bu yana toplam 105 bin sivil bu bölgeden çıktığını belirtti.

 

Öte yandan Suriyeli muhaliflerin koalisyonu adlı örgüt de Doğu Guta bölgesinde çalışmaların son bulduğunu belirterek bu bölgede hezimete uğradıklarını itiraf etti.

Söz konusu koalisyon konu ile ilgili yaptığı açıklamada, Doğu Guta bölgesinde uğradıkları hezimetten Ceyşül İslam ve Filakul Rahman terör örgütlerini sorumlu tuttu.

Gerçekte Doğu Guta’nın kurtuluşu teröristlerin Suriye’nin başkentini ele geçirme kuruntularının da çöküşü anlamına geliyor.