Nisan 27, 2018 15:07 Europe/Istanbul

Bültenimizi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.

Mısır’da cumhurbaşkanlığı seçimleri,

Suud rejiminin vehiaht prensinin Amerika ziyaretinin devam etmesi,

Gazze şeridinde büyük dönüş yürüyüşü düzenlenmesi,

Geçen hafta Ortadoğu bölgesiyle ilgili önemli bazı gelişmelerdi.

 

Mısır’da eski diktatör Hüsnü Mübarek devrildiktan sonra üçüncü cumhurbaşkanlığı seçimleri bu ülkede düzenlendi ve beklendiği gibi şimdiki Cumhurbaşkanı ve eski General Abdulfettah Sisi yüzde 90 olarak açıklanan oy oranı ile bu seçimlerin galibiilan edildi.

Bu seçimlerde yaklaşık 60 milyon Mısırlı seçmen oy verme hakkına sahipti. Gerçi seçimlerin kesin sonuçları şimdilik açıklanmadı, fakat ilk tahminlere göre katılım oranı %50’lerin altında kaldı ve Sisi katılan seçmenlerin %92 kadarının oylarını elde etti.

 

Mısır’da cumhurbaşkanlığı seçimleri hakkında iki farklı görüş hakimdi. Bir görüşü Mısır rejimi ve Arabistan ve BAE gibi rejimler gündeme getiriyor ve bu seçimleri coşkulu geçen bir seçim gibi göstermeye yönelikti. Bu bağlamda Kuveyt’in Ceride-i siyasi gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Carullah şu açıklamada bulundu: Mısır cumhurbaşkanlığı seçimleri Mısır milletini ülke içi ve dışında karşılaştıkları sorunlara karşı büyük ve güçlü olduğunu gösteriyor. Bu seçimler Katar devleti tarafından seçimlerin başarısız olması için desteklenen tüm terör örgütlerine ve bu konuya ayırdıkları bütçeye gereken cevabı verdi. Mısır gelecek dört yılda iktisadi açılıma şahit olacaktır. Mısır artık yurt dışına işçi gönderen bir ülke olmayacak ve bilakis yabancı işçiler Mısır’da çalışmak için bu ülkeye gelecektir.

 

Mısır rejiminin karşıtları ve Katar ve Türkiye devletleri ve hatta bazı uluslararası basın ve medya organlarının gündeme getirdiği ikinci görüşe göre Mısır’da cumhurbaşkanlığı seçimleri Abdulfettah Sisi’nin tür tanınmış rakiplerinin devre dışı bırakılmasından sonra sonucu önceden belli olan formalite bir seçimdi ve seçimlerin diğer adayı Musa Mustafa Musa’nın Sisi karşısında ciddi bir rakip olmadığı da belliydi.

Gerçekte pratikte de ikinci görüş doğruydu, zira Sisi bu seçimlerde %5 oranında oy kazanan Musa Mustafa Musa karşısında yüzde 92 oy oranı ile zafer kazandı, oyların %3 kadarı da geçersiz ilan edildi.

 

Mısırlı muhalifler ise twiterde “Evde kal” haştegi ile cumhurbaşkanlığı seçimlerine tepkilerini ortaya koydu ve bu seçimleri komik gösteri niteledi.

Mısır’ın ekonomi meseleleri uzmanı Abdulmacid Raşed Mısır cumhurbaşkanlığının boykot edilmesini destekleyerek şu değerlendirmede bulundu: Mısır’ın Tiran ve Sanafir adalarını Arabistan’a peşkeş çeken ve IMF ve uluslararası bankaların şartlarına boyun eğerek onların projelerini uygulayan ve özellikle Mısır’ın milli para birimini dolara endeksleyen, özelleştirme yapan, sübvansiyonları azaltan, eğitim, sanayi, tarım ve sağlık ve konut gibi halkın sorunlarına duyarsız kalan ve tüm bunlar siyonist düşmanın baş hamisi ABD elebaşılığındaki vahşi kapitalizme hizmet sayılan bir adama Mısır halkı oy vermeyecektir.

 

Mısır’ın Eddestur partisi lideri Halid Daad da seçimlerin boykot edilmesini destekleyerek şu açıklamada bulundu: Mısır’da hiç bir şekilde serbest rekabet bulunmuyor. Aslında hiç bir seçim de söz konusu değil. Biz bu komik gösteriye katılmayacağız ve Mısır halkı gerçekleri biliyor. Sisi yandaşları sandıkların başına geldi, ama onlar da bu seçimleri seçim değil de Sisi’ye biat olarak adlandırmaları gerekiyor.

Mısır seçimlerinin sonunda Sisi’nin %92 oy oranı ile bu seçimleri kazandığı açıkladı. Sisi 2014’te düzenlenen seçimleri %97 oy oranı ile kazanmıştı.

 

Geçen hafta Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ın ABD ziyareti devam etti. 20 Mart’ta başlayan bin Salman’ın ziyareti iki hafta süreceği açıklanmıştı.

Korsan İsrail medyası, Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman Amerika’da üst düzey yetkililerin yanı sıra yahudi liderlerle görüşeceğini duyurdu. Haberde, Muhammed bin Salman’ın yahudi liderlerle İran ve bölge meselelerini görüşeceği belirtildi.

Haaretz gazetesi ise Muhammed bin Salman ve babası kral Salman bundan önce de Riyad’da Amerikalı yahudi örgütlerin liderlerini ağırladığını yazdı.

 

Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman gittiği Amerika’da AIPAC liderleri ve diğer bazı yahudi liderlerle görüştü.

Bin Salman Amerika temaslarının devamında bu ülkenin eski liderleri Henry Kisinger, Bill Clinton ve Hillary Clinton’la da görüştü.

Muhammed bin Salman yahudi lobileri ve bazı üst düzey yeni ve eski Amerikalı yetkililerle görüşmelerinde bu zümrenin Arabistan’da kraliyet tahtına oturmasına desteklerini istediği belirtildi.

 

Bu arada Muhammed bin Salman Amerika ziyareti sırasında her fırsatta İran karşıtı görüşlerini ve iddialarını tekrarladı.

Bin salman Wall Street Journal gazetesine verdiği mülakatta İran İslam Cumhuriyeti nizamına baskıların arttırılmasını istedi. Bin Salman, yaptırım baskıları ile askeri çatışmayı önlemeleri gerektiğini, bunu yapamadıkları takdirde muhtemelen önümüzdeki on veya on beş yılda İran ile savaşmak zorunda kalacaklarını belirtti.

 

İran’dan bin Salman’ın sözlerine tepki gecikmedi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman’ı sonradan görme burnu havalarda birine benzetti.

Bin Salman’ın İran ile savaş ihtimalinden söz etmesine tepki gösteren Kasımi, bu adamın ya savaş nedir, bilmediğini, ya da hiç tarih okumadığını, ya da büyük bir talihsizlik sonucu şimdiye kadar asla bir büyükle oturup konuşmadığını belirtti.

Kasımi, Suud hanedanının büyüklerine Bin Salman’a İran milleti nasıl Saddam’ı zillete düşürdüğünü anlatmaları gerektiğini vurguladı.

 

Bu arada bin Salman Amerikalı askerlerin Suriye’de kalmaya devam etmesini istedi. Amerika Başkanı Trump yakında Suriye’den çekileceklerini söylemesine rağmen, Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman Amerikalı askerlerin Suriye’de kalması gerektiğini belirtti.

Time dergisine konuşan bin Salman, Amerikalı askerlerin uzun vadeli olmasa bile orta vadeli Suriye’de kalmaları gerektiğini kaydetti.

Bin Salman ayrıca Yemen milletine karşı işledikleri cinayetlere değinmeden 2015 yılında Yemen’e müdahale etmedikleri takdirde Yemen toprakları Husiler ve El-Kaide arasında bölünmüş olacaktı, iddiasında bulundu.

 

Suud rejiminin veliaht prensi Muhammed bin Salman Amerika’da destek arayışı pek de sonuca ulaşamadı, nitekim ziyaretinin başarısız olduğunun işaretleri ziyaret son bulmadan önce belirmeye başladı.

Amerika temsilciler meclisinin 6 demokrat üyesi FBI Başkanı Christopher Ray’e bir mektup yazarak, ABD Başkanı Trump’ın damadı ve baş danışmanı Jerard Kuşner’in bin Salman’a Amerika devletinin bazı gizli belgelerini sunduğu yönündeki spekülasyonları araştırmasını istedi.

 

Amerika’nın CNN kanalı bu doğrultuda yayımladığı raporunda, bu talep Intercept sitesi bir raporunda bin Salman’ın güvendiği arkadaşlarına 2017’de Amerika’ya yaptığı ziyareti ve Kuşner’le görüşmesi sırasında Kuşner’den kendisine vefakar olmayan bazı Suud yetkililerin hakkında bir dizi gizli belgeyi aldığını söylediğini ifşa etmesinin ardından gündeme geldiğini belirtti.

 

Muhammed bin Salman’ın Amerika ziyaretinin tam bir hezimet olduğunu ortaya koyan konulardan biri de Amerika yönetiminin terör hamilerine karşı adalet kanunun feshedilmesine karşı çıkmasıydı.

Amerika’nın eski Başkanı Barack Obama bu kanunu veto etmişti, fakat ABD kongresi Obama’nın vetosunu lağvetti ve bu kanunu 2016 yılında onayladı. Bu kanuna göre Arabistan rejimi 11 Eylül 2001 terör saldırılarına yardımcı olmakla suçlanıyor ve bu saldırının kurbanlarının ailelerine milyarlarca dolar tazminat ödemesi gerekiyor.

 

Amerika’da Donald Trump Başkan seçildikten sonra Muhammed bin Salman hatta veliaht prensi olmadan önce bu kanunun feshedilmesi için büyük emek verdi. Bin salman geçen sene Jerard Kuşner ile özel ilişkilerinden yararlanmak ve ayrıca Amerika ile 110 milyar doları silah alımından ibaret olan 400 milyar dolar değerinde ticari anlaşma imzalayarak Amerika yönetimini bu kanunu lağvetme yönünde ikna etmeye çalıştı, fakat başarılı olamadı.

Muhammed bin Salman Washington’a yaptığı ziyaretinde de bu ülkede faaliyet yürüten siyonist lobilerden destek alarak terör hamilerine karşı adalet kanununu fesettirmeye çalıştı, ama yine başarılı olamadı.

 

Geçen hafta Amerika’nın Manhatan bölgesi yargıcı Suud rejiminin 11 eylül 2001 terör saldırısında davacılarının dosyasından Arabistan adını çıkarmasına karşı çıktı.

Arap gazeteci Rami Halil ise şu değerlendirmede bulundu: bu kanun şu anda Yemen sıkıntısında bulunan Riyad’ın boynunda bir kılıç gibidir. Suud rejimi Amerika devletine, Trump’ın ABD altyapılarını geliştirmek üzere kullanacağı milyarlarca dolar tazminat ödemekten başka çaresi bulunmuyor.

Yine bin Salman’ın Amerika ziyareti sırasında ortaya çıkan acı bir gerçek, Trump’ın Suud rejimine ve özellikle bin Salman’a aşağılayıcı bir şekilde bakmasıydı.

 

Filistin milletinin toprak günü dolaysıyla düzenledikleri büyük yürüyüşte 16 Filistinli şehit düştüğü, yüzlerce kişi de yaralandığı bildirildi.

Gazze şeridi ve Batı şeria kentlerinde binlerce Filistinli anavatanına geri dönme hakkı için yürüyüş düzenledi.

Filistin milleti her yıl toprak günü yıldönümünde bu yürüyüşü düzenliyor.

Korsan rejim İsrail, 30 Mart 1976'da Filistinlilere ait yüzlerce dönüm araziye el koymuştu.

Filistin halkı, olayı protesto etmek için genel grev düzenlemiş, protesto gösterilerine katılan Filistinlilere İsrail askerleri tarafından ateş açılması sonucu 6 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı.

 

Filistin milleti “Dönüş” yürüşünde şehit düşenleri son yolculuğuna uğurladı.Korsan İsrail’in şehit ettiği Filistinlilerin Gazze şeridinin çeşitli bölgelerine ait olması yüzünden ceneza törenleri akşam saatlerine kadar devam etti.Eli kanlı işgalci rejim dünkü Toprak Günü dolaysıyla düzenlenen yürüyüşlere yürüyüşe kanlı müdahalesinde 16 Filistinli vatandaşı şehit etti, 1400 kişiyi yaraladı.

Filistin milleti Cumartesi günü yine çeşitli bölgelerde protesto eylemlerini sürdürdü, protesto eylemleri sırasında 120 kişi daha yaralandı

Filistin özerk teşkilat Başkanı Mahmut Abbas bir gün genel yas ilan etti.

 

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan korsan İsrail’in bu cinayetini kınayarak Amerika Başkanı Trump’tan bu cinayetlerin durdurulması için müdahale etmesini istedi.

Erdoğan ayrıca siyonist rejimin eli kanlı Başbakanı Netanyahu’yu terörist ilan etti.

Siyonist İsrail’in bu cinayeti İran İslam Cumhuriyeti başta olmak üzere bir çok İslam ülkesi tarafından şiddetle kınandı.

Bu arada BM güvenlik konseyinin konu ile ilgili oturumu Amerika’nın engellemesi ile sonuçsuz kaldı.