Mayıs 05, 2018 16:48 Europe/Istanbul

Bültenimizi geçen hafta Ortadoğu bölgesinde yaşanan önemli gelişmelerin ana başlıkları ile açıyoruz.

ABD, Britanya ve Fransa’nın Suriye’e düzenledikleri ve başarısızlıkla sonuçlanan saldırılarının yankıları,

Filistin’de Geri Dönüş yürüyüşünün dördüncü haftasına girmesi,

Halife rejiminin muhalif vatandaşların vatandaşlık hakkını çiğnemesi,

Geçen hafta Ortadoğu bölgesinin bazı önemli gelişmeleriydi.

 

Geçen hafta Amerika, Britanya ve Fransa’nın Suriye topraklarına tecavüzü hedeflerine ulaşamadığı gibi tam tersi sonuçlara yol açtı. Ray El Yom gazetesi baş yaarı Abdulbari Atvan bu saldırı hakkında şu yorumda bulundu: Amerika, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’ye fırlattıkları ve çoğu düşürülen füzelerden geriye kalan enkaza bakıldığında, bu saldırının ters sonuç doğurduğu söylenebilir.

 

Amerika ve müttefiklerinin bozguna uğrayan saldırılarının en önemli sonuçlarından biri, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın Suriye içinde ve dışında sempatisini arttırmaktı ve Esad’ın Rusya, İran ve Hizbullah hareketi ile ittifakına yeni bir canlılık ve canlılık kazandırmak oldu ve Suriye ordusunun direnişini onaylarken ABD Başkanı Donald Trump’ın imajının daha da zedelenmesine yol açtı.

 

Eğer Suriye ve bölgenin geleceği için hazırlanan haritaya bakacak olursak, artık Suriye’ye saldırmak için kimyasal silah kullanma iddiaları gibi mesnetsiz ve yalana dayalı suçlamaların artık işe yaramadığı söylenebilir. Zira bu yalan şimdiden ABD’nin ve müttefiklerinin imajını iyice zedeledi. Üstelik bu saldırı kimyasal silahları yasaklayan örgütün uzmanları iddia edilen saldırıyı araştırmaya başlayacakları günde düzenlendi ve böylece saldırıyı düzenleyenlerin söz konusu uzmanlar işe başlamadan önce bu görevi etkilemeye ve boşa çıkarmaya çalıştıkları düşüncesine sebebiyet verdi.

 

Öte yandan bu saldırının ardından bölge halkının kurduğu direnişin Irak ve Suriye’de ABD askerlerine yönelik grilla  saldırıları düzenleyebileceği ihtimali de gündeme geldi. Bu gücün yaklaşık 8 bin emekli asker ve sivilden oluştuğu belirtilirken, Amerikalı yetkililerin de uykusunu kaçırmaya başladığı belirtiliyor.

 

Bundan başka Rusya ordusunun Suriye ordusunun hava savunmasını S-300 ve S-400 füze savunma sistemleri ile donatması ve gelecekte Suriye’ye yönelik her türlü füze saldırısı veya hava akınına karşı koyma gücünü geliştirmesi de üç şer ülkenin bu saldırısından sonra gündeme gelmeye başladı. Böylece Suriye hava savunması Amerika, İngiltere, Fransa ve İsrail gibi şer rejimlerin daha fazla sayıda füzesini düşürme gücüne kavuşmuş olacak.

 

Yine Rusya ordusunun Amerika ve müttefiklerinin Suriye topraklarına tecavüz etmelerine göstereceği tepkide, gelecekte Suriye ordusu ve müttefiklerinin teröristlerin işgalinde bulunan bölgeleri geri alma operasyonlarına tam destek verme ihtimalından söz ediliyor. Bu bölgeler İdlib ve Ürdün sınırına yakın olan Dera bölgelerini kapsıyor.

 

Öte yandan Suriye ordusu ve direniş güçleri tüm gücüyle Şam’ın çevresini teröristlerden temizliyor ve bu operasyonun son aşamalarına gelindiği gözleniyor. Buna göre Suriye milletinin şer üçgeninin saldırısına karşı direnişin zafer kazanmasını büyük bir sevinçle kutlaması da Amerika ve müttefiklerinin uğradığı hezimetin boyutlarını daha da açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu  gelişme, Beşar Esad’ın tüm gücüyle iktidarın başında kaldığını ve Batılı zorba devletler ve Arap müttefikleri onu ve Suriye’nin yasal yönetimini devirmekten aciz olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

 

Lübnan medyası ise Amerika ve müttefiklerinin Suriye’ye kısıtlı saldırı düzenlemesine getirdiği yorumda, beyaz saray direniş cephesinin güçlü bir şekilde misillemede bulunmasından korktuğu için kırmızı çizgileri aşamadığını belirtti. Nitekim ABD savunma Bakanı James Matis saldırının son bulduğu açıklamadan ABD Başkanı Trump saldırının yapıldığını açıklamadı ve böylece Trump’ın arkasında duranların da çok yönlü ve şiddetli bir saldırı istemediklerini ve sadece Trump’ın twiterdeki blöfleri ile kaybettiği onurunu iade etmek istedikleri anlaşıldı.

 

Aslında bu saldırı hakkında bir kaç temel noktanın üzerinde durmak ve maceranın hakikatine açıklık getirmek mümkün. İlkin bu saldırının amacı askeri değil, tamamen siyasi ve propagandaya yönelik gösteri amaçlı bir saldırıydı. Nitekim bölgede ve dünyada hakim olan dengeler gayet net ve açık bir şekilde artık Amerika ve müttefiklerinin bu dengeleri bozmaya gücü yetmediğini ve bu bölgeye her türlü müdahalenin büyük bir yüzleşmeye yol açmasından korktuklarını ortaya koydu. Buna göre Washington yönetimi artık 2003 yılında Irak’ta uyguladığı senaryoyu bir daha asla tekrarlayamayacağını da göstermiş oldu.

 

Gerçekte İran, Rusya ve Suriye ittifakı Amerikalı tarafı bundan böyle atacağı her adımı iki kez düşünmeye zorlayacak kadar güçlü bir ittifaktır. Üstelik Amerika Irak ve Suriye’de askerleri bulunmaktadır ve Trump Amerikan yapımı güçlü ve güdümlü yeni roketlerden söz ettiği halde onları asla tehlikeye atma lüksü yoktur.

 

Suriye hava savunması bir süre önce İsrail’e ait bir savaş uçağını düşürmüştü ve şimdi de şer üçgeninin füzelerini düşürmeyi başardı ki bu da Suriye hava savunmasının karnesinde altın harflerle yazıldı. Zira Suriye hava savunması Amerika, Britanya ve Fransa’nın fırlattığı bir çok füzeyi havada imha etti ve saldırının vereceği mesajdan çok daha güçlü bir mesajı saldırgan ülkelere göndermiş oldu. Nitekim siyasi açıdan da Suriye düşmanları ancak kısıtlı bir saldırı ile yetinmek zorunda kalmıştı.

 

Sonuçta bu kısıtlı saldırı bile Trump’ın etrafında kopardığı onca yaygaraya karşın üç şer ülkenin onurunu kurtarmaya yönelikti, ama tam ters sonuç doğurdu ki bu da şer üçgeninin hedeflerine ulaşmakta başarısız olduklarını gösterdi. Öte yandan bu saldırı uluslararası yasaların açık ihlaliydi, nitekim bundan önce de Irak ve Afganistan’a terörle mücadele bahanesi ile yapılan saldırı bu ülkelerin insanlarına sadece ölüm ve yıkım armağan etmişti.

 

Geçen hafta Gazze halkı Cuma gününü şehitler ve esirler günü olarak adlandırdı ve art arda dördüncü hafta işgal altındaki Filistin toprakları ile ortak sınırda mültecilerin geri dönüş  hakkı ve Gazze şeridine dayatılan 11 yıllık kuşatmanın kaldırılması için eylem yaptı.

Filistin halkı bu eylemlerde BM güvenlik konseyinin 194 sayılı kararnamesine vurgu yapmaya çalışıyor. Bu kararnamenin 11. Bendinde mülteci Filistinlilerin anavatanına geri dönüş hakkına vurgu yapılıyor. Filistin halkının bir başka talebi, Gazze’ye dayatılan 11 yıllık zalim kuşatmanın son bulmasıdır.

 

Filistin İslamî cihat hareketi sözcüsü Davut Şahab ise geri dönüş yürüyüşü yakında Batı şeria ve Kudüs’e kadar yayılacağını açıkladı. Geçen Cuma günü El Meyadin kanalına konuşan Şahab, 1948 yılında Filistin milletini kendi vatanından kovan İsrail şimdi de Filistin halkını Gazze şeridinde kuşatma altına aldığını ve onları teslim olmaya zorlamaya çalıştığını, fakat bunu asla başaramayacaklarını belirtti.

 

Öte yandan Filistin milleti geri dönüş yürüyüşü il pratikte siyonist İsrail ordusunu kuşattığı ve savunma konumuna ittiği gözleniyor. Zira siyonistler bu yürüyüşe karşı ne yapacaklarını bilemiyor ve adeta Filistin direnişi karşısında şaşkınlık yaşıyor. Batı şeria ve Kudüs de geri dönüş intifadasının içinde yer alıyor. Bu arada geri dönüş yürüyüşü her geçen gün daha da geniş boyutlara ulaştığı ve uluslararası camianın ilgisini çekmeye başladığı anlaşılıyor. Bu bağlamda BM ve AB barışçıl eyleme katılan Filistinli protestoculara ilaç ve tıbbi yardımda bulunma çağrısı yaptı.

 

Geçen hafta Bahreyn insan hakları ve demorasi örgütü, 2012 yılından bu yana vatandaşlıktan çıkarılan Bahreynli vatandaşların sayısı 603’e yükseldiğini açıkladı. Aslında Bahreyn’de vatandaşları vatandaşlıktan çıkarma konusu ilk kez 7 Kasım 2012 tarihinde ve din adamı, milletvekili, hukukçu, medya çalışanı ve STK üyesi gibi konumlarda bulunan toplam 31 vatandaşın vatandaşlıktan çıkarılması ile gündeme geldi. Bu sayı Halife rejiminin baskıcı politikaları ve halkın direnişini sürdürmesine paralel olarak hızla artmaya başladı ve hatta Bahreyn’in en büyük alimi Ayetullah Şeyh İsa Kasım da vatandaşlıktan çıkarıldı.

 

Gerçekte vatandaşlıktan çıkarma zulmü, Halife rejiminin Bahreynli vatandaşlara uyguladığı çifte zulümdür. Bahreyn halkı 14 Şubat 2011’de zalim Halife rejimine karşı inkılap başlattı. Bahreyn halkı ülkelerinde adalet ve özgürlük ve halkın seçtiği bir yönetimin işbaşına gelmesini ve ayrımcılıklara son verilmesini istiyor. Ancak zalim Halife rejimi Bahreyn halkının haklı taleplerini zorla bastırmak istiyor.

 

Bu arada Bahreyn’de siyasi aktivistlerin geniş çapta tutuklanmaları ve haklarında vatandaşlıktan çıkarılma kararı verilmesi, uluslararası konvansiyonlarda da kınanan bir durum olduğu belirtilmelidir. Örneğin evrensel insan hakları bildirgesinin 15.maddesinde hiç kimse vatandaşlık hakkında başına buyruk bir şekilde mahrum bırakılamayacağı vurgulanıyor.

 

Halife rejiminin muhalifleri ve özellikle siyasi ve dini liderleri vatandaşlık hakkından mahrum bırakması tüm insan hakları ilkelerine aykırı bir uygulamadır. Zira bu karar, vatandaşlıktan çıkarılan insanların bağlı bulunduğu devletin siyasi desteğinden ve oy hakkı gibi her türlü vatandaşlık hakkından mahrum kalmalarına yol açıyor. Halife rejimi ise uluslararası camianın sessizliğinden yararlanarak Bahreyn halkının haklı kıyamını bastırmak için her türlü aracı kullanmayı mübah görüyor ve muhaliflerini her ne pahasına olursa olsun bu ülkenin sosyal ve siyasi arenalarından silmeye çalışıyor.