Otuz gün, otuz hikaye - 1
Musul diyarında Ninova adında bir kent vardı. Allah teala Hz. Yunus’u bu kentin halkını hidayete erdirmekle görevlendirdi.
Hz. Yunus Musul halkını çok nasihat etti, onlara ilahi tealimleri anlattı ve adalet ve takvaya davet etti. Ancak halk itaat etmedi ve hak sözü benimsemeyi reddetti. Hz. Yunus onları hidayete erdirmekten umudunu kesti ve yüce Allah Musul halkına azap indirme vadinde bulundu. Hz. Yunus halkı haberdar etti ve Şevval ayının ortasında Çarşamba günü güneş doğarken ilahi azap nazil olacağını söyledi, fakat halk yine Hz. Yunus’u umursamadı ve sözlerine gülüp geçti.
Hz. Yunus’un yaşadığı kavmin içinde iki seçkin insan yaşıyordu. Bunlardan biri büyük bir abid ve diğeri de büyük bir alimdi. Azap zamanı yaklaşınca Hz. Yunus abid adamla kentten ayrıldı. Alim adam halk için üzülüyordu ve bu yüzden onları bir dağın eteğinde topladı ve kendisi daha yüksek bir yere çıkarak onlara şöyle dedi: Ey insanlar Hz. Yunus Allah’ın büyük peygamberidir ve yalan söylemez. Eğer o Allah tarafından bir azap geleceğini söylemişse, azabın nazil olması kaçınılmazdır. Eğer tevbe etmezseniz bu azap hepinizi helak edecektir. Gelin fırsat varken, hepiniz tevbe edin ki azap nazil olmasın.
Alimin bu sözleri halkı etkiledi ve yürekleri yumuşamaya başladı. Halk alime şöyle dedi: ey alim biz yanlış amellerimizden pişmanız ve tevbe etmek istiyoruz, fakat peygamberimiz gitmiş ve biz de ona ulaşamıyoruz. Şimdi sen söyle ne yapabiliriz? Alim şöyle anlattı: Çarşamba günü güneş doğmadan hepiniz bu dağın eteğinde toplanın ve anaları çocuklarından ayırın. Analar bir taraflar ve çocukları öbür tarafta toplayın ki çocuklar inlesin ağlasın ve sesleri yükselsin. Hayvanlarınızı da getiren ve onları da yavrularından ayırın. Siz de ağlayıp Allah tealaya sizi bağışlaması için yalvarın.
Vadedilen Çarşamba günü geldi. Halk alimin dediklerini yaptı. Güneş doğarken birden hava bozuldu, kapkara bir bulut gökyüzünü sardı. Ardından buluttan dumanlar fışkırmaya başladı ve kenti karanlık bastı, öyle ki bu karanlık evlerin çatısına kadar yaklaştı. Daha sonra korkunç bir fırtına başladı ve sarı renkte korkunç bir fırtına esmeye başladı. O sırada duyulan müthiş sesler yürekleri sarsıyordu. İnsanlar canı gönülden inliyor ve tüm kalpleri ile yüce Allah katına tevbe ediyordu. Bir yandan fırtınanın sesi öbür yandan halkın inlemeleri ve yalvarın yakarmalarının sesi. İnsanlar Allah’tan onların bağışlamasını ve kötü geçmişlerini telafi etmek için onlara bir kez daha fırsat vermesini istiyordu.
Aslında ilahi gazap ve rahmet denizleri birlikte galyana gelmiştir. Gazap denizi başlayan fırtına ve rahmet denizi de tevbe edenlerin kalpleriydi. Bir süre bu şekilde geçti. Azap halkın başına kadar yaklaştı, nefesler tutuldu, fakat rahmeti gazabına her zaman galip gelen mihriban Allah halkın hakiki tevbesini kabul etti. İnsanlar o sırada fırtınanın yavaş yavaş yatışmaya başladığını ve gökyüzü yüzünü gösterdiğini farketti. Halk çok sevindi. Analar çocuklarına sarıldı ve Allah’a şürketti. Allah teala da Hz. Yunus’a kavmine geri dönmesini emretti, zira onlar tevbe etmişti ve yüce Allah onlara daha iyi bir yaşam için ikinci bir fırsatı sunmuştu.
Ramazan ayı hiç kuşkusuz tevbe ve istiğfar ayıdır. Umulur ki bu ayda hepimiz tevbe ederek ve bol bol yüce Allah’ı anmakla yüreklerimizi aydınlatır ve ilahi ziyafet, nur ve rahmet ayından gerektiği gibi yararlanırız.