Davet - 2
Bugünkü sohbetimiz İslam Peygamberi’nin Şabaniye hutbesinde mübarek Ramazan ayı ile ilgili vecizeleridir.
İslam Peygamberi -s- şöyle buyuruyor: ey insanlar Allah’ın ayı tüm bereketi, rahmeti ve mağfireti ile size gelmiştir ve içinde ilahi ziyafete davetlisiniz ve ilahi kerametin kapsamına girdiniz.
Evet yüce ve mihriban Allah’ın bir şehri vardır ve her yıl belli bir zamanda ve sınırsız kapasiteleri ile konuklarına açılarak onları ağırlar. Bu ziyafetin düzenlendiği şehir eşsiz ve azametlidir ve melekler içinde toplanan insanların etrafında tavaf eder. Allah’ın tüm kullarını içine alacak kadar geniş olan bu şehrin içinde yer yer ilahi enbiya ve evliyaların ayak izine rastlayabilirsiniz. Bu şehrin tüm sokakları ve caddeleri yüce Allah’a doğru gider. Gerçi bu şehir çok büyük ve geniştir, fakat mesafeler çok kısadır ve yolculuklar çok hızlı bir şekilde noktalanır.
Bu şehrin sokakları eskidir, ama yıpranmış köhne değildir. Sokaklara temizlik yapılmıştır ve yemyeşil ağaçları karanlık etmeden her tarafa gölgesini yaymış ve Allah tealanın konuklarını ağırlamak üzere hazırlanmıştır. Her sokağın ortasında ilahi evliyanın evlerinden bir evdi Kur'an'ı Kerim tilavetinin sesi dikkatleri rahman olan Allah’ın ayetleri üzerine çekmektedir, sanki rahmet peygamberinin -s- şu ayeti hoş sesi ile okuduğu hissedilir:
Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.
Bu ziyafette ilahi güzel binlerce melek konukları ağırlar. Bu melekler bir yandan Allah tealayı zikrederken, öbür yandan mihriban bakışları ile konuklarını takdir etmektedir. Melekler bazen sevgi dolu kollarını davet etmek üzere konuklara uzatır ve bazen onlar için dua etmek üzere onları ev sahibine doğru götürür ve Allah teala da büyük bir hoşnutlukla meleklerin kulları hakkındaki taleplerini icabet eder.
Bazı melekler cennetten maidelerle sofraları kurmakta ve diğer bazıları da efendileri için ibadet seccadeleri sermektedir. Bazı melekler göklerden gönül ehli olanlara sırlar getirir ve bazıları da gönül verenlerin hacetlerini yüce Allah’a arzetmek üzere yukarılara götürür. Bunlar Allah Resulü -s- haklarından şöyle buyurduğu meleklerdir: Ramazan ayında Allah teala bazı melekleri oruç tutan kulları için dua etmekle görevlendirir ve bu dualar oruç tutan kullar için Allah’tan hayır ve iyilik dilemeye yöneliktir.
Bu meleklerden bazıları ise bu konukevinin bekçiliğini yapmakla görevlendirilmiştir. Onlar şeytanı ve izleyenlerini bu büyük ziyafete sokmaz ve konukların eşsiz bir halvette yüce Allah ile yalnız kalmalarını ve sonuçta tüm şeytanların şerrinden korunarak huzur ve güven içinde Allah tealanın huzurunda olmalarına imkan sağlar. Bu konukevinin bekçileri gece gündüz tüm konukları tek tek korur ve nurları ile onların kalbini aydınlatır ve onlara yüce Allah’ın nurani katına Katar yol boyunca eşlik eder.
Nurani evleri Kur'an'ı Kerim’in nazil olduğu yerler olan Allah’ın şehri aynı zamanda Allah dostlarının münacatlarının yukarı doğru çıktığı mekanlar olur. Nazil olan Kur'an'ı Kerim huşu içinde olan kalplerden yükselen Kur'an'ı Kerim’i yeşertir. Sureleri tilavet etme sesi, ayetlerin üzerinde düşünmenin sessizliğini bozmak ve bu kitabın tilaveti hikmetin dirayeti ile birleşir. Bu noktada tilavet tevazu getirir ve hiç kimse münacat ettiği için gurura kapılmaz. Şevk gözyaşı korkudan çekilen ahın tadını bozmaz ve akılcı idrak, aşkın acısını tedavi etmez. Mizan kitabı olan Kur'an'ı Kerim yardımıyla bu şehrin sakinlerinin kalbinde denge oluşur.
Bu konukevinde düzenlenen gece oturumlarında münacat sırları çözülür ve kapalı kalplerin kilitleri açıldığı sahurlarda ilahi tebessümün nurani kapıları açılarak konuklarını mağfiret güneşi ile aydınlatır. Orada geceleri gündüzlerden daha aydın ve gündüzleri gecelerinden daha sakindir. Orada gecenin hafif uykusu gündüzlerin ağır huzuruna eşlik eder ve gecelerin güzel rüyaları gündüzleri tabir olur.
Bu konukevine gelen konuklar asla kendini yabancı gibi hissetmek. Konukların kalacağı yerler önceden belirlenmiştir ve her biri kendine özel yeri vardır. Bazıları her zamanki gibi Allah’tan pek uzak değil ve bazıları biraz daha uzaktadır, fakat önemli olan, kim bu konukevinin neresinde olursa olsun Allah’ın varlığını çok iyi hisseder. Onlar ellerini Allah tealaya doğru uzatır, fakat Allah’ı her zamankinden daha fazla yakın hissederek bu buluşmanın sarhoşluğunu yaşar.
Bu konukevinde açlık ve susuzluğun rengi ve kokus farklıdır. Konuklara akşam vaktine kadar suya ve ekmeğe dokunmadıkları ve cisimlerini yiyecekten ve içecekten boş bıraktıkları takdirde Allah teala onların canını kendi kadehi ile ve kendi tarafından doyurma sözü verilmiştir. Konukların büyük aşkı ve sofradan duran ekmeğe suya el uzatmamaları ve bedenlerinin halsizliği ve zaafı görmeye değerdir. Nitekim ancak bu konukevinde dünyanın hakikatini görmek ve ahiretin tadına varmak mümkün. Burada her ne kadar dünyadan daha az tat alırsan, uhrevi dünyadan daha fazla faydalanabileceğinizi anlarsınız.
Burada konuklar her namazda sanki son kez yüce Allah’a ibadet ediyor ve son kez Allah ile konuşuyor gibi davranır ve her yeni bir namaza durduklarında da sanki ilk kez Allah tealanın huzuruna müşerref olma saadetine nail olmuş gibi münacat etmeye başlar.
Konukların bu konukevinde münacatlarının bir özelliği şu ki asla Allah teala ile sevgi yüzünden mi konuşup ağladıkları veya bunu korku ve huşu çerçevesinde mi yaptıkları anlaşılmıyor. Gerçi konukların hepsi Allah’tan korkuyor, ama asla O’ndan uzak durmak istemiyor. Gerçi hepsi O’na doğru ilerliyor ve O’na ulaşıyor, ama bu ulaşma işi hiç bir zaman son bulmuyor. Onlar sanki o ana kadar tüm ömürleri boşa gitmiş gibi ve şimdi geçmişi telafi edecekmiş gibi Allah’a ibadet ediyor.
Evet, bu şehir baştan başa duygu ve cennet kokuyor. Bu şehrin halkı her ne kadar kendilerine sıkı davranıyorsa, başkalarına karşı bir o kadar mihriban davranıyor. İnsan bazen bu insanları onlara hizmet etmekle görevlendirilen ilahi meleklerle karıştırıyor. Onlar her ne kadar aç kalmış olsa bile başkalarını daha fazla doyurmaya çalışıyor ve eğer karınları toksa, sanki başkalarından utanır gibi davranıyor. Onlar gerçi kendileri konuk sayılıyor fakat onlara konuk gelince büyük mutluluk duyuyor ve başkalarını doyurmaktan daha fazla zevk alıyor. Onlar şu ilahi ayetlerin mısdakı oluyor:
Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler."Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."
Evet, bu şehrin tüm hediyeleri ve ilahi şehrin bize hediye edilmesi yüzünden Ramazan ayının yüzünü öpmek ve varlık çiçeğini koklamak gerekir. varlığımızın gecesini bu ayın nuru ile aydınlatmak ve mehtabının nurunda göklerin yolunu bulmak gerekir. Allah’ın şehrine abdestle girmek ve tüm benliğimizle toprağına secde etmek gerekir. Allah şehrini Allah’ın evi gibi saymak ve içine girmek için izin almak gerekir. Allah’ın şehri, melteme eserek seni sardığında her daim seninle olacağı bir fırsat gibi düşünmek gerekir, fakat aniden seni adeta bir rüya gibi yalnız bırakır ve çekip gider ve sadece hayali geride kalır ve yaşamın güncelliğinde kaybolup gider. Bu ayın vuslat gecesi çok kısa ve hicran günü çok uzundur.