Semavi nidalar - 2
Bugünkü sohbetimizde imanı tanımlamak ve hakiki mümin insanın özelliklerinden söz etmek istiyoruz.
Geçen bölümde belirtildiği üzere, Kur'an'ı Kerim yaşam kitabıdır ve bir dizi olurlar ve olmazlar, bir dizi emirler ve münkerlerle birlikte bizim yaşamımızda izlememiz gereken teorik ve pratik çizgileri belirlemiştir. Bu bakımdan mümin kulların ve iman eden insanların sorumlulukları Kur'an'ı Kerim’in diğer muhataplarından daha fazladır ve onlar başkalarına örnek oluşturmalıdır.
Geçen bölümde de belirtildiği üzere Kur'an'ı Kerim’de ey iman edenler hitabı ile başlayan yaklaşık 90 ayet vardır. Bu açıdan akla gelen sorulardan biri ise iman sözcüğünün anlamı ve kavramının ne olduğu sorusudur. Sözcüklerde iman sözcüğü inanç ve itikat anlamında olduğu belirtilmiştir. Kuşkusuz bu inanç insanın kalbinde yani varlığının en derin noktasında kökü bulunmalıdır.
Günlerden bir gün bedevilerden bir grup İslam Peygamberi’nin -s- huzuruna çıktı ve iman ettiklerini beyan etti. Yüce Allah ise peygamberine şöyle vahiy buyurdu: De ki: Siz iman etmediniz, ama "Boyun eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi.
Dolaysıyla dille itiraf etmek, İslam getirmenin işaretidir ve çoğu Müslüman için geçerlidir. Ancak iman, İslam’a yönelik bu inanç insanın kalbine nüfuz ettiği zaman gerçekleşir. Böyle bir iman ilham kaynağı, hareket etkeni ve sorumluluk getiren bir durumdur.
Bundan başka iman bilinçli ve basiret ve tanımla beraber olmalıdır. Buna göre Allah teala peygamberi Hz. Muhammed’e -s- şöyle demesini emreder: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim."
Böyle bir imanın içinde pratik ve uygulamalı yükümlülükler doğar. Ve tam da bu yüzden ne zaman Kur'an'ı Kerim ayetlerinin bir çoğunda imandan söz edildiğinde hemen ardından salih ve şayeste amelden veya mısdaklarından ve örneklerinden söz edilmiştir.
Bu konu Kur'an'ı Kerim’de özel bir konumu vardır ve Asr suresinde iman eden ve pratik sorumluluklarına bağlı olanların dışında tüm insanlar ziyankar ilan edilerek şöyle buyurulmuştur:
Asra yemin ederim ki İnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
Bu alanda bir başka önemli nokta, İslam’ın değer kültüründe amelin niteliğinin niceliğinden daha fazla önem arzetmesidir. Bir başka ifade ile amelin çokluğu öz itibarı ile değeri yoktur ve asıl değerli olan, amelin niteliğidir. Kur'an'ı Kerim bu konuda da mülk suresinde şöyle buyurur:
O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.
Bu ayette daha güzel amel terimi kullanılmıştır. İmam Sadık -s- bu ayetin hakkında şöyle buyurur: Allah teala daha fazla amel şeklinde buyurmamıştır, yani hanginiz daha fazla amelde bulunduğunuz dememiş, hanginiz daha güzel amelde bulunduğunuzu buyurmuştur.
Kur'an'ı Kerim’in üzerinde durduğu bir başka konu, imanın tüm ilahi öğretileri ve ayetleri kapsamasıdır. Yani bir yandan imandan söz ederken öbür yandan bazı ilahi ayetleri kabul edip bazılarını kabul etmemek olmaz. Kur'an'ı Kerim Nisa suresinde bu tür bir yaklaşımı eleştirerek şöyle buyurmakta: Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip "Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız" diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu;
Dolaysıyla Kur'an'ı Kerim’in gözetlediği iman sistematik bir bakıştır. Yani meselenin bütününe bakar. Bir başka ifade ile imandan söz ederken bazı ayetlere iman ediyoruz, ama bazılarına iman etmiyoruz, diyemeyiz. Kur'an'ı Kerim yüce ve hekim ve alim ve basir olan Allah tarafından nazil olmuştur ve varlık aleminde hiç bir şey O’nun ilminin dışında değildir ve insanın açık gizli tüm ihtiyaçlarının mutlak bilincindedir ve hiç kimse ve hiç bir akademik çevre bu kitabın asaletini sorgulayamamıştır.
İman konusunda Kur'an'ı Kerim’in üzerinde durduğu ciddi noktanın sonuncusu, samimi iman meselesidir. Gerçekte pratik sorumluluk meselesi gündeme gelmedikçe kimin imanında samimi olduğu ve kimin nifakla imandan dem vurduğu anlaşılmaz. Kur'an'ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:
Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.