Davet - 3
Tarih boyunca ilahi peygamberler her daim insanları tevhide davet etmiştir.
Hz. Nuh -s- Kur'an'ı Kerim’in Nuh suresinin beşinci ayetinde yüce Allah’a kavmini gece gündüz O’na iman etmeye davet ettiğini arzediyor.
İlahi peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed -s- da yüce Allah’ın fermanı üzerine risaletini insanları Allah’a davet etme şeklinde buyurmuştur. Yusuf suresi 108. ayetinde şöyle buyurmakta:
(Resûlüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim."
Yüce Allah’ın daveti, onu başka davetlerden farklı kılan bir takım özellikleri vardır. Bu davetin anahtarı hikmet ve iyi sözdür. Kur'an'ı Kerim Nahl suresinin 125. ayetinde şöyle buyurmakta:
(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.
Allah Resulü -s- daha sonra üç yıl boyunca çağrısını gizli bir şekilde yürüttükten sonra Safa dağının üzerine çıktı ve yüksek sesle haykırdı: Ey insanlar, yegane Allah’tan başka ilah yoktur ve böylece kurtulun.
Peki bu kurtuluş nedir ve nasıl elde edilebilir?
Kurtuluşu arzulara ve gidilecek yere sağ salim ve selamet içinde mana etmişler. Kurtulmak isteyen ve nihai hedefine ulaşmak isteyen kimse, bunun için hazırlık yapması ve gideceği yolu açması gerekir. kurtuluşun engebeli bir süreci vardır ve kah geçici bir durumdur ve insanı bir takım tehlikelerin tehdidi ile karşı karşıya getirir. Kurtuluş etkenleri, her biri birer basamak gibidir ve birbirinin uzantısında yer alarak hedefe ulaşma yolunu kolaylaştırır. Bu etkenler birbirini tamamlar ve belli bir hedefe ulaşır.
Kurtuluş yolu İslam Peygamberi’nin -s- ihlaslı nidası ve ilk Müslümanlar tarafından Mekke sokaklarında yankılandı ve insanların fıtratına hitap etti. Bu yol Kur'an'ı Kerim’e de özel bir şekilde yansımıştır. Örneğin Müminun suresinin başında gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir, şeklinde buyurmuştur. Bu ayete göre insanlar Allah’a ve vaatlerine iman eder etmez kurtuluş yoluna adım atmış olur, gerçi bu yolda bazı tehlikelerle karşılaşmaları da mümkündür.
Kur'an'ı Kerim’in başka ayetlerinde nefsin tezkiyesinden kurtuluşa erme etkenlerinden biri şeklinde söz edilmiştir. Yüce Allah Şems suresinde ettiği 11 yeminin ardından şöyle buyurmakta: Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir, Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.
Tezkiye ahlak ve irfan ilimlerinde nefsi çirkin ve kötü ve kirli ahlaktan arındırmak ve temizlemek ve ahlaki faziletlerin yolunda ilerlemektir ki sonuçta dünya ahiret gerçek erdem ve saadete vesile olur.
Kur'an'ı Kerim’e göre insan nefsi ta başta beyaz bir sayfa gibidir, öyle ki hem tezkiyeye açıktır ve her türlü erdeme nail olabilir, hem de her türlü kötülüğe bulaşabilir ve her iki durumun seçimi insanın kendi elindedir. Kim nefsini çirkin ve kötü ahlaki özelliklerden arındırır ve insani adabı öğrenir ve Allah teala katına yaklaşmaya çalışırsa, kurtuluşa erer ve saadete nail olur. Bir başka ifade ile Allah rızasını gözeterek güncel yaşamdaki faaliyetlere yönelmek, insanın kendini yetiştirmesi demektir, yoksa sosyal faaliyetlerden el çekmek ve inzivaya çekilmek ve Allah teala katına yaklaşmak için dünyadan el çekmek doğru yol değildir.
Tezkiye ve kendini yetiştirmenin sonucu Allah’a kulluktur. Kulluk, mutlak bağımsız olan Allah katına bilinçli olarak huşu etmektir. Kulluk, sırf ibadet etmekten daha ötede geniş anlamı vardır. Kulluk, Allah rızası için her işi bilinçli olarak yapmak veya terketmektir. Eğer insanlar kurtuluşa ermek için namaz ve oruç ibadetlerine davet ediliyorsa, bu amellerde kulluğun başka ibadi amellere de ışık tutması yüzündendir. Kulluk, Allah’ı anmak ve zikretmekle olur ve bu zikir ve yad etmek, kurtuluşa ermenin önemli araç gereçlerinden biri olarak açıklanmıştır, nitekim Allah teala da Cuma suresinde şöyle buyurur: Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Allah’ı yad ve zikretmekle alışan insanlar, kalbin ve dilin ilahi hasene isimleri söylemekle alışmış olması, kul ile Allah arasında irtibatın en güzel cilvelerinden biri olarak bilinir. İnsan Allah’ın adını anınca ruhu ve kalbi tazelenir ve aşk ve şevkte doruk noktasına ulaşır. Yüce Allah’ı O’nu zikretmeyi kalplerin nurani olmasına ve uyanmasına vesile olduğunu buyurur. İnsan kalbinin solması ve ölü gibi olması onu karanlığa sürükler, öyle ki İmam Ali -s- oğlu İmam Hasan’a -s- ilk tavsiyesinde her şeyden önce kalbini abad etmesini buyurarak şöyle diyor: Sevgili oğlum, seni takvaya ve Allah’ın emrine uymaya, kalbini ve ruhunu O’nun adını zikretmek ve ilahi ipe sarılarak abad etmeye tavsiye ediyorum.
Allame Tebatebai, Allah’ı anmakla kalpler huzura kavuşur, şeklinde buyuran ayetin tefsirinde şöyle yazıyor:
Zira insan yaşamında kurtuluşa ermek ve saadete ve nimete nail olmaktan başka hedefi yoktur ve şekavet ve afetlerin aniden gelmesinden korkmaz ve saadet ve şekavet O’nun elindedir ve tüm işler de yine O’na dönecektir ve O, kullarından ve her türlü amelinden haberdardır. O zaman O’nu yad etmek, türlü olayların esiri olan ve saadetini güvence altına almak üzere çaba harcayan nefsi için huzur ve hoşnutluk kaynağıdır.
Mübarek Ramazan ayı Allah tealanın davetini icabet etmek için önemli bir fırsat ve cismimiz ve ruhumuz için büyük nimettir. Kur'an'ı Kerim’de ilahi nimetleri hatırlamanın sonuçlarından biri saadete ve kurtuluşa ermek olduğunu buyuruyor. Allah teala Araf suresinin 69. ayetinde nimetlerini anarak kurtuluşa ermemizi buyuruyor. Yüce Allah insanları servinaz ağacı gibi başı dik olmaya davet ediyor, zira bu ağaç göklere doğru uzanan tek ağaçtır, oysa başka ağaçların dalları çevrelerine eğilimlidir.
Ramaza ayı Allah’ı zikretme ve anma ayı, kendimizi yetiştirmek ve kulluk ayı ve başımızı dik tutma ayı ve ilahi kata yakınlaşmanın ziyafet ayıdır. Ramazan ayı değerli sonuçları ile ilişkileri geliştirmek üzere ziyafete davet ayıdır. Bu ilişkiler kendimizle, Allah teala ile ve mahlukları ile ilişkilerden ibarettir. İslam Peygamberi’nin -s- tabiri ile bu ayı azamet, keramet ve şerafet sarmış ve diğer aylara kıyasla faziletlendirilmiştir. Bu yüzden bu aya ihlas ve aşkla girmeli ve güzel günleri ve manevi sahurlarının fırsatından Allah teala ile fısıldaşmaya ve münacat etmeye yararlanmalı ve böylece kurtuluşa ermeliyiz.