Mayıs 27, 2018 19:34 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde gerçek iman edenlerin diğer bazı görev ve sorumluluklarını gözden geçirmek istiyoruz.

Tevhid inancının anahtar şiarı yani Lailahaillallah şiarı gözetildiğinde yüce Allah’a inanmanın sulbi ve icabi olmak üzere iki boyutu olduğu anlaşılır. Yani ilkin şeytana tapma, paraya tapma, şehvet düşkünlüğü ve güç düşkünlüğü gibi tüm tevhid karşıtı simgelerden soyutlanmalı ve ardından halis ve bilinçli bir inançla yegane Allah’a tapmalı ve inanmalıyız. Bu inanç zerdüştilerin iki tanrıya tapmaları, Hristiyanların teslis inancı ve Yahudilerin şirke karışık düşünceleri gibi her türlü şirke ve küfre bulaşmış ve İslam’ın öz tevhidi inançlarına aykırı olan her türlü durumdan arınmış olmalıdır.

 

Bazılarının kafasında neden Kur'an'ı Kerim yegane Allah’a inanma üzerine bu kadar sık vurgu yaptığı sorusu ile karşılaşabilir. Kur'an'ı Kerim bu konuda şöyle buyurur:

Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur.

 

Bu soruya özetle verilecek cevap şu ki yegane Allah’a inanmak, insanı sahte ve uydurma mabutlara kulluk etme bağlarından kurtarır ve insan ancak yegane Allah’a kulluk eder. Bu durumda insan asla zillete boyun eğmez ve ilahi güce dayanarak ilmi ve fikri bağımsızlığını korur. Bundan başka böyle bir insan ancak ilahi doğru yolda ilerler ve belli bir hedefe doğru adım atar. Böyle bir insan yanlış yola sapmaz, şaşkınlığa düşmez, kuşkulardan kurtulur ve güçlü bir kişiliğe kavuşarak vahdet yaratan şu sloganı atmaya başlar: benim namazım, ibadetlerim, kulluğum, hayatım ve mematım hepsi ancak alemleri yaratan yegane Allah içindir.

 

Tevhidi inanç gibi güçlü ve manevi kaleye girebilmek ve yaşamımızın tüm boyutlarına ilahi renk kazandırmak için işe kendimizden başlamalıyız. Nitekim peygamberler ve ilahi kata yakın evliyalarda başkalarını tevhide davet etmeden önce ilkin kendileri bu yola adım atmış ve ardından yaşadıkları çağın insanlarından putlara tapmaktan ve güç ve servet simgelerine kulluk etmekten ve nefsani heva ve heveslerinden el çekmelerini ve ancak yegane Allah’a tapmalarını ve O’nun koruması altında yaşamalarını istemiştir.

 

Buna göre Kur'an'ı Kerim de Maide suresinin 105. Ayetinde şöyle buyurmuştur:

Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.

 

Kuşkusuz insanın kendi kendini yetiştirmesi ve geliştirmesi çok zor bir iştir ve sürekli alıştırma, sabır ve direniş gerektirir. Maddi dünyanın şatafatına göz yummak, nefsani heva ve hevesleri yenmek, şirk simgesi güçlerle savaşmak, acılara ve zorluklara katlanmak, tehditlere göğüs germek ve tevhidi nizamı inşa etme uğruna şehit düşmek, sabır ve direniş olmaksızın mümkün değildir.

 

Allah tealaya inananların tevhidi inanç ve değerlere bağlı kalma uğrunda var olan zorlu dönemeçlerden biri, insanın bir yol ayrımına geldiği zamandır. Burada bir yandan öz tevhidi inanç ve öbür yandan küfür ve şirk yolunu tutan en yakınlarımıza duygusal bağlar söz konusudur. Bu noktada Allah’a inanan insan tevhidi düşüncelerini korumak için tüm iç eğilim ve isteklerine rağmen akrabaları ile olan bağlarını gözardı etmesi ve hatta gerektiği takdirde bu ilişkileri tamamen kesmesi gerekir. Kur'an'ı Kerim bu konuda şöyle buyurur:

Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.

 

Kuşkusuz Kur'an'ı Kerim’in bu tavsiyesi bizim üzerimizdeki sorumluluğumuz ortadan kaldırmaz ve bunun anlamı, bizim başkalarını hidayete erdirmek için çaba harcamamak gibi bir durum da değildir. Ancak eğer tüm çabalarımıza rağmen babamız veya kardeşimiz gibi yakınlarımız şirk düşünceleri üzerinde ısrar edecek olurlarsa artık duygusal bağlar gereği onları sevmeye hakkımız yoktur.