Otuz gün, otuz hikaye - 3
Sokağı çalgıcıların ve şarkıların sesi doldurmuştu. Evin içinden kahkahalar ve gülmelerin sesi duyuluyordu.
Yoksul insanlar oradan geçerken ihtişamlı evden ev halkının sarhoşluk kahkahalarını hasretle duyup geçiyordu. Evin hizmetçileri ve uşakları sürekli girip çıkıyor ve misafirlerin sofrasını tedarik görüyordu. O sırada evin kadın hizmetçilerinden biri çöpleri kapı önüne getirdi. Yine aynı sıralarda Şiilerin yedinci imamı Hz. Musa bin Cafer -s- Bağdat sokaklarını gezerken o evin yakınına geldi. İmam -s- biraz duraksadı ve kadın hizmetçiye sordu: bu evin sahibi hür mü yoksa köle mi?
Kadın hizmetçe kendi kendine bu ne biçim soru, belli ki bu ihtişamlı ev bir kölenin değil hür bir insanın evi. O ev aslında Bağdat eşrafından Boşr’un eviydi.
Hizmetçi kadın başını kaldırdı ve imama arzetti: hayır bayım, evin sahibi kimsenin kulu değil, hür bir insandır.
Bu sözün üzerine İmam -s- şöyle buyurdu: belli, eğer kul olsaydı, bu kadar pervasız olmazdı, mevlasından korkardı ve evinden bu kadar gürültü duyulmazdı.
Hizmetçi kadın evin içine dönünce evin sahibi Boşr ondan neden geciktiğini sordu. Hizmetçi kadın macerayı anlattı ve imamın sözlerini tekrarladı.
Boşr imamın sözlerine duyunca hemen yerinden kalktı ve kadın hizmetçiye bu sözleri söyleyen adamın nasıl biri olduğunu sordu.
Kadın hizmetçi imamı anlatınca Boşr, o adamın İmam Musa bin Cafer -s- olduğunu anlattı. Boşr kadından imamın hangi yönden gittiğini sordu ve ardından ayakkabılarını giymeye fırsat bulmadan yalın ayak sokağa koştu ve İmam Musa’ya -s- yetişti.
Boşr imamın elini öptü ve sordu: siz ne buyurdunuz? İmam -s- da şöyle buyurdu: ben dedim ki eğer kul olsaydı, bu kadar pervasız olmazdı.
Boşr İmam Musa’nın -s- ne demek istediğini hemen anlattı ve kendi kendine şöyle dedi: evet, eğer ben Allah’ın kulu olsaydım, O’na itaat etseydim, günah işlemez, itaatsizlik etmezdim.
Bunun üzerine Boşr İmam Musa’ya -s- şöyle arzetti: bayım, ben bu saatten sonra Allah’ın kulu olmak istiyorum. Bayım, beni bağışlayın ve Allah’tan da beni bağışlamasını isteyin.
Boşr hakikaten doğru söylemişti ve o andan itibaren Allah’ın hakiki kulu oldu. Boşr evine döner dönmez evinde ne kadar günah malzemesi varsa çöpe attı ve çirkin amellerini terk ederek tevbe etti ve sonunda ünlü bir arif ve abid oldu.
Ondan sonra halk da ona Hafi Boşr demeye başladı. Hafi Arapçada yalın ayak demek. Boşr’un kendisi ise şöyle diyordu: bu saadete nail olduğumda yalın ayak olduğum için o anın saygısına ömrümün sonuna kadar yalın ayak olacağım.
Ruhul Beyan tefsirinde ise şöyle deniliyor:
Hafi Boşr şöyle dedi: Resulullah’ı -s- rüyamda gördüm, bana şöyle buyurdu: Ey beşer, hiç bilir misin Allah teala neden seni kendi katına yakınlarından yaptı ve yüceltti? Ben de hayır ya Resulullah -s- diye arzettim. Allah Resulü -s- şöyle buyurdu: çünkü benim sünnetime uydun ve salihlerin hürmetini korudun ve kardeşlerini nasihat ettin ve benim ehli beytimi ve ashabımı saydın. Hak teala da bu sebepten ötürü sana bu makamı verdi.