Haziran 16, 2018 19:16 Europe/Istanbul

Bu günlerde her yerden dua ve münacat sesi yükseliyor. Her yerden ya azim, ya gafur, ya rahim, ente Rabbul azim yalvarışları duyuluyor.

Günlerden bir gün adamın biri İslam Peygamberi’nin -s- huzuruna çıktı ve sordu: Ya Resulullah, acaba Allah bize yakın mıdır ve ben O’na aheste ve yavaş sesle dua edebilir miyim? Yoksa bizden uzak mıdır ve O’na yüksek sesle mi seslenmeliyim? Allah Resulü -s- henüz konuşmaya başlamamıştı ki kalbine bir ayet nazil oldu ve bu sorunun cevabını tüm kullarına ve tüm asırlarda verdi:

Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.

Evet, Bu günlerde her yerden dua ve münacat sesi yükseliyor. Her yerden ya azim, ya gafur, ya rahim, ente Rabbul azim yalvarışları duyuluyor. Ve iftar vaktinde eller göklere doğru kaldırılıyor ve şöyle deniliyor: Ey yüce Rabbim senin için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu bozuyorum ve ancak sana tevekkül ediyorum.

Dua, Allah teala karşısında kulluk simgesi ve insanda kulluk ruhunu geliştirme aracıdır. Bu kulluk ruhu ve kulluk duygusu, ilahi enbiya baştan sona kadar tüm çabalarını geliştirmek ve ihya etmek üzere üzerinde odakladıkları duygudur.

Bazı insanlar sadece dini önderlerin dua ve münacattan söz ettiklerini ve izleyenlerini dua ve münacat etmeye davet ettiklerini düşünüyor. Ancak bu anlayış gerçeklerden çok uzaktır, zira toplu dua ve münacat, tüm sınırları zaman ve mekan açısından aşan yüce bir hayattan yararlanmaktır ve zaman içinde ebedi bir an sayılır.

Dua ve münacat insanların fıtri ihtiyacıdır. Bu yüzden fani dünyadan yorulan insan göklerde yolunu arıyor ve dua ve münacat ile yaratanla irtibat kurmakla canını ve ruhunu ve bedenini dua zemzeminde yıkıyor ve vücudunun gülistanını hoş kokulu ve nurani hale getiriyor.

Dua etmenin ve hak teala katına sığınmanın önemi hakkında yüce Allah Furkan suresinin 77.ayetinde şöyle buyuruyor:

(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl'ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!

Dolaysıyla  biz aslı ve esası doğrulanan bu davranıştan daha iyi ve daha verimli bir yaşama ulaşmak için faydalanabiliriz. Nitekim günümüzde de tüm bilgeler ve düşünürler bu etkili araçtan yararlanır ve vücutlarını huzura ve manevi neşeye ve daha fazla enerjiye kavuşturur.

Deal Carnegey  şöyle diyor: çok perişan olduğumu hissedince kapısını açık gördüğüm bir kiliseye giriyorum, gözlerimi kapatıyor ve dua ediyorum ve sinir sistemimi ve cismimi huzur içinde buluyorum.

Amerikalı yazar Dr. Wien Dayer şöyle diyor: ben namaz sırasında inanılmaz bir şekilde ilahi nurdan yararlanıyorum ve tüm vücudum ruha dönüştüğünü hissediyorum, gerçi hala cismime sahip olduğumu hissediyorum ve bu Ruhani halde ve ruh aleminde seyretmekten cismime geri dönünce kendimi güçlü hissediyorum, sanki cismim bir çok enerji ile dolmuş gibi oluyor.

Dua insan cismi ve ruhu üzerinde bir çok etkisi vardır. Duanın en önemli tesiri ise insanın kalbinde umut nuru oluşturmasıdır. Umutsuz insan ruhsuz ve cansız bir beden gibidir. Eğer hasta insan sağlığına ümitvar olursa iyileşir ve eğer umudunu kaybeder ve kalbinde umut ışığı sönecek olursa artık iyileşmesine umut yoktur. Nitekim savaş meydanında da savaşçıları zafere götüren esas etken, umut ve moraldir ve bu yüzden umutsuz askerler en gelişmiş silah sahip olsalar bile  savaşı kaybeden taraf olurlar.

Dua ehli olan ve Allah tealaya dayanan insan, ne zaman Allah katına yönelir ve O’na umudu olur ve dua ve münacat ederse, içinde umut nuru dirilir ve yaşama gönül verir, sanki yeniden doğmuş gibi olur. Zira insan elini en zorlu işler onun için en kolay işler olan birine elini uzatmış olur. Allah için zorluk veya kolaylık diye bir şey yoktur. Allah mutlak güç ve hekim ve tedbirli yaratandır ve alemin tüm işlerini tedbir eder.  Allah neyi irade ederse o anda oluveriyor, hatta bizim güneşimiz gibi milyonlarca güneş olsa bile. İnsan böyle bir mabut ile irtibat kurunca, böyle bir Kadir ve muktedir yaratana yönelerek O’nunla dertleşince ve O’nun karşısında secdeye kapılarak gözyaşı dökünce ve sorunlarını O’na arzedince, kuşkusuz Allah da onun içinde umut nurunu yansıtır.

İnsanın içinde takva nuru oluşması, duanın tesirlerindendir. Takva  insanın ilahi kata yaklaşmasına ve ahiret aleminde kurtuluşa vesile olur ve dua insanın kalbinde bu denli değerli bir gevheri aydınlatır. İnsan dua etmeye başlayınca, Allah katına tevessül ederek O’na isimleri ve sıfatları ile hitap edince, tüm o sıfatlar içine yansımaya başlar ve doğal olarak insanı yüce Allah’a doğru yöneltir ve insan dualarının kabul görmesi için tevbe etmesi gerektiğini hisseder. Dua insanı tevbe etmeye çağırır ve tevbe de onu yaşamını yeniden gözen geçirmeye yönlendirir ve bu hareketin seyri içinde takva nurunu aydınlatır.

Rivayetlere göre Subhan Allah büyük peygamberi Hz. İsa’ya şöyle buyurur: Ey İsa, Ne zaman beni çağıracaksan, feryadına yetişecek hiç kimsesi olmayan ve batmakta olan biri gibi dua  et ve benim katıma yönel. Ey İsa, kalbini benim huzurumda huşulu hale getir ve halvetinde beni bol bol yad et. Dualarında canını ve gönlünü hazırla ve bana hüzünlü inlemelerle seslen.

İmam Ali -s- oğlu İmam Hasan’a -s- vasiyetlerinde şöyle buyuruyor: ilahi rahmet hazinelerden O’ndan başka hiç kimse sana veremeyeceği şeyleri iste. Daha uzun ömür gibi, sağlık gibi ve rızıkta daha fazla açılım gibi. Asla dualarının icabet görmesinin gecikmesinden umudunu kesme, zira ilahi bağış, niyet kadardır. Kah duanın icabetinde gecikme olur ki talep edenlerin mükafatı daha mükemmel olsun. Kah da talepte bulunursun, ama cevap verilmez, zira senin istediğinden daha iyisini pek yakında veya belirlenen zamanda sana verilecektir. O zaman istekleri cemalini ve güzelliğini temin edecek ve acılarını ve zorluklarını senden uzaklaştıracak şekilde olsun, zira ne dünya malı senin için kalıcıdır ve ne de sen dünya malı için kalırsın.

Şunu da unutmamalıyız ki Allah tealadan isteklerimizin hem kendileri güzel ve cemil olmalı ve hem pak ve halis bir kalpten çıkmalı, zira pak olmayan kirli kalp feyizlerin idraki ve duaların kabul görmesi için uygun bir kap değildir.

Rivayetlere göre İsrailoğulları yedi yıl boyunca acayip bir kuraklık geçirdi, öyle ki murdar ve çöp yemeye başladılar ve her ne kadar çöle çıkıp yağmur duası ettilerse, fayda etmedi. O zaman Allah onların peygamberine vahiy buyurdu ve onlara başkalarının elinden zulümle aldıkları haklarını onlara iade etmeden duaları ve yalvarmaları fayda etmeyeceğini ve o duaları kabul etmeyeceğini söylemesini emretti. Onlar bunu yapınca da rahmet yağmuru nazil oldu.

Mübarek Ramazan ayı, ilahi rahmet kapılarının açıldığı aydır. Bu ayda dualar müstehap olur ve Ramazan ayı, kul ve mabut ile sohbet ayıdır. Bu ay istemek ve icabet görmenin ayıdır. İslam Peygamberi -s- şöyle buyurur: Ramazan ayının ilk gecesinde göklerin kapıları açılır ve bu ayın son gecesine kadar kapanmaz. Ne mutlu bu değerli fırsattan yararlanan insanlara. Gelin hep birlikte iftar vaktinde ve gökteki kapılar açık olduğu şu sıralarda dua edelim ve kendimiz ve sevdiklerimiz için saadet dileğinde bulunalım.