Davet - 21
Sakin olun,... üzülmeyin, sabırsızlanmayın... eğer neyi düşündüğümü ve neyi gördüğümü öğrenecek olursanız, asla üzülmezsiniz. Bilin ki benim tüm şevkim, efendim Resulullah’a bir önce katılmaktır... bir an önce sevgili vefkar eşim, aziz Fatıma’yı görmek istiyorum...
Evet değerli dolar, Emirülmüminin Ali bin Ebu Talib’in -s- şehadet yıldönümü arifesindeyiz. Hz. Ali -s- Kabe’de dünyaya geldi ve camide, ibadet mihrabında ve namaz kıldığı bir sırada en acımasız insanların kılıcıyla aldığı darbe yüzünden şehadet feyzine nail oldu.
Ali bin Ebu Talib’in Kabe’de doğumundan camide darbe aldığı güne kadar 63 yıllık bir dönem söz konusudur, öyle bir dönem ki içinden Allah’tan başka hiç bir koku duyulmaz. Nitekim Ali -s- nerede Allah ile bir başka şey arasında bir seçim yapmak zorunda kaldıysa hiç kuşkusuz Allah’ı seçmişti.
Kameri 40. Yılın mübarek Ramazan ayının 19. Gecesinde Resulullah’ın -s- sözleri Hz. Ali’ye -s- hatırlatılır gibi oldu. Allah Resulü -s- ona şöyle buyurmuştu: görüyorum, mübarek Ramazan ayının gecelerinden bir gece sakalın kırmızı kanına bulanacak.
O gece İmam Ali -s- kızı Ümmi Kulsum’un evine misafir olmuştu. Sakallarını eliyle tuttu ve şöyle fısıldadı: ey yüce Rabbim, habibin Resulullah’ın vaadi yaklaşmıştır. Ey yüce Rabbim, ölümü Ali’ye mübarek kıl.
İmam Ali -s- evin kapısına doğru hareket ettiğinde, beline bağladığı şalı ve kuşağı kapının sapına takılarak açıldı. Şalını daha sıkı beline bağladı ve kendi kendine şöyle dedi: ey Ali, belini ölüm için sıkı bağla.
Namaz mihrabında İbni Mülcem’in kılıcı alnına isabet ettiğinde yüksek sesle haykırdı, öyle bir haykırış ki hala tarihte yankılanmaya devam ediyor: Kabe’nin Rabbine and olsun ki kurtuldum.
İmam Ali -s- ardından mihrabın toprağını alnına döküyor ve Taha suresinin 55. ayetini tilavet ediyor: Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.
İmam Ali -s- o sırada katilin halkın eline düştüğünü ve halk ona dayak attığını farkediyor ve yaralı halde haykırarak şöyle buyuruyor: bırakın onu, o bana darbe vurdu ve bu yüzden benle taraftır. Onu bırakın. İmam Ali -s- hatta yüzü kana bulandığı halde kendini düşünmüyor. Eve getirildiğinde, tarih boyunca iyi yaşama dersi sayılan bir vasiyette bulunuyor.
İmam Ali’nin -s- talebi üzerine tüm evlatları ve Haşimoğullarının önde gelen büyükleri yatağının yanı başında toplandı. Odaya giren herkes o hazreti görünce kendini tutamıyor, ağlıyordu. Ancak İmam onları teselli ederek şöyle buyurdu: Sakin olun,... üzülmeyin, sabırsızlanmayın... eğer neyi düşündüğümü ve neyi gördüğümü öğrenecek olursanız, asla üzülmezsiniz. Bilin ki benim tüm şevkim, efendim Resulullah’a bir önce katılmaktır... bir an önce sevgili vefkar eşim, aziz Fatıma’yı görmek istiyorum...
İmam Ali -s- yüzü başı kanlar içinde ve zehirin etkisi ile yükselen ateşine aldırış etmeden büyük oğlunu yanına çağırıyor ve şöyle buyuruyor: oğlum Hasan, yaklaş. İmam Hasan -s- yaklaştı ve babasının yanında oturdu. İmam -s- sandığını getirmelerini emretti ve herkesin önünde sandığı açtı. Zülfikar kılıcı, Resulullah’ın sarığı ve abası, kendi mübarek elleriyle topladığı Kur'an'ı Kerim nushası,... hepsini bir bir oğlu İmam Hasan’a verdi ve orada bulunanlardan şahitlik talep ederek şöyle buyurdu: hepiniz şahit olun, benden sonra İmam ve önder Hasan, Resulullah’ın torunudur.
İmam Ali -s- kısa bir süre duraksadı ve ardından yeniden İmam Hasan’a -s- hitap ederek şöyle devam etti: evladım, sen benden sonra müslümanların veliyi emri olacaksın. Eğer katilimi bağışlayacaksan sen bilirsin, ama eğer onu ameli yüzünden cezalandıracaksan, bil ki onun bana vurduğu darbeye karşı ona sadece bir darbe vurmalısın, dikkat et, bu kısasta ilahi haddin dışına çıkma. Şimdi oğlum, git ve kağıt kalem getir ve burada oturanların huzurunda söylediklerimi yaz.
İmam Hasan -s- babasının emri üzerine kağıt kalem getirdi ve babasının vasiyetini yazmaya hazırlandı. İmam Ali -s- şöyle buyurdu: rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla, bu yazı, Ali’nin vasiyetidir. İlk vasiyeti şu ki Allah’tan başka ilah olmadığına şahadet eder. O Allah ki yeganedir ve ortağı yoktur ve ayrıca Muhammed de O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet eder. Allah onu insanları hidayete erdirmek ve dinini başka dinlere galip getirmek için gönderdi, gerçi kafirler ikrah edebilir. Benim namazım, ibadetim, hayat ve mematım Allah’ındır ve Allah içindir. O’nun ortağı yoktur ve ben buna emridildim ve Allah’a teslimim.
İmam Ali -s- Allah’ın yegane olduğu ve Hz. Muhammed -s- de O’nun peygamberi olduğuna şahadet getirdikten sonra tüm evlatlarını ve ehli beyti ve mesajı ulaştığı herkesi ilahi takvaya ve işlerde düzenli olmaya ve barış içinde yaşamaya tavsiye ederek şöyle buyurdu: Ben Resulullah’tan duydum ki şöyle buyurdu: halk arasında ıslah ve barış yıllarca oruç ve namazdan daha iyidir.
İmam Ali -s- vasiyetinin devamında sosyal düzen ve kurallara bağlı kalmanın tüm hür insanlar için gerekli olduğunu vurguluyor. Zira ilerlemiş ve yücelmiş bir toplumun başarılı olmasının sırrı sosyal kurallara uymak ve düzenli olmaktır. İmam -s- ayrıca barış ve kardeşliğe vurgu yaparak bunu da müslüman camianın olmazsa olmazlarından biri olarak beyan ediyor, zira İmam Ali’ye -s- göre Kur'an'ı Kerim ve peygamberin -s- sünneti tüm müslümanları tüm ihtilaflarına rağmen kucaklayan ve tüm etnik grupları bir araya getiren şemsiyedir. Dolaysıyla İmam -s- hayatının son anlarında vahdetin korunmasına vurgu yaparak müslüman toplumda tüm grupların birlikteliği ve barışı yönünde sarf edilecek her türlü çabanın hatta namaz ve oruçtan daha üstün görüyor.
İnsanların yaşamında bazı eksiklikler ve boşluklar vardır ki ancak sevgi ve dostlukla telafi edilebilir ve bu arada yetim çocuklar bu bağlamda en çok ihtiyacı bulunan kesimdir. Anne ve babasını kaybeden ve sevgi odağından mahrum ve uzak kalan bu çocuklar her şeyden daha ziyade sevgi ve şefkate ihtiyacı vardır. Bu konu o kadar önemlidir ki Allah teala kimsesiz çocuklara ihsanda bulunmayı anne ve baba ve yakanlara iyilikten sonra önem arzeden bir konu olduğunu belirterek Nisa suresinin 36. Ayetinde anne ve baba ve yakımlarınız ve yetimlere ve miskinlere iyilik edin, şeklinde buyuruyor.
İmam Ali -s- de yetimlere yönelik sevgisi yüzden yetimlerin babası olarak lakaplandırılmıştı. O hazret vasiyetinde de yetimlerle ilgilenilmesini şiddetle tavsiye ederek şöyle buyuruyor: yetimler konusunda Allah için, Allah için sakın onları unutmayın, sakın onlar kah aç kah tok kalsın.
Muvahhidlerin mevlası Ali -s- müslümanların önderi olarak son vasiyetinde Kur'an'ı Kerim’e ve emirlerine uymayı tavsiye ediyor ve namaz kılmaya da dinin temel direği olarak tavsiye ediyor ve Kabe’yi ziyaret etmeye ve Hac farizesini yerine getirmeye vurgu yaparak şöyle diyor: Allah için, Allah için Kur'an'ı Kerim’i gözetleyin, sakın ecnebiler ona amel etmekte sizi sollamasın. Allah için Allah için, dininizin direği olan namazın hakkını ödeyin ve Rabbinizin evini var olduğunuz müddetçe boş bırakmayın, zira hürmetini korumadığınız takdirde ilahi bela başınıza nazil olur.
İmam Ali -s- değerli sözleri ve ebedi tavsiyeleri sona ermeden Allah yolunda malınız ve canınızla cihat etmeye tavsiye ediyor ve müminlere emri maruf ve nehyi münkeri ve vahdet ve birlikteliği unutmamalarını buyuruyor.
İmam Ali -s- bu vasiyetlerin ardından bir kez daha orada bulunanları bir bir gözden geçirdi ve şöyle buyurdu: Rabbim sizin hanedanı korusun ve peygamberinin sizin hakkınızdaki haklarını da korusun. Şimdi sizinle veda ediyorum ve hepinizi büyük Allah’a emanet ediyor ve selam ve rahmetini size okuyorum. O sırada İmam Ali’nin -s- alnından terler akmaya başladı, mübbarek gözlerini yavaşça kapadı ve şahadetleri dile getirdi:
أشهدُ أن لا إله الاّ اللَّه وَحدهُ لا شَریک لَه وأشهدُ أنَّ محمّداً عَبدهُ ورَسولُه
Ve semavi ruhu melekuta kavuştu.
Allah’ın selam ve salevatı üzerine olsun.