Haziran 16, 2018 19:50 Europe/Istanbul

Ramazan ayı yüce Allah’ın tüm dinlerin izleyenlerine hibe ettiği bir nimettir ve bu ayda Allah katına yakınlaşma fırsatı daha fazla ve insan nefsi bunun için daha hazırlıklı olduğu ve şetan da müminlerden her zamankinden daha uzakta olduğu için bu ayın ruhani atmosferinde kulla Allah arasında irtibat kurulma zemini daha güçlüdür, nitekim bu ayda duaların kabul görmesi de daha fazla muhtemeldir.

İslam Peygamberi -s- mübarek Ramazan ayı hakkında şöyle buyurur:

Ramazan ayı sizlerin ilahi ziyafete davet edildiğiniz ve içinde ilahi keramet ehli olanlardan olduğunuz aydır. Bu ayda nefesleriniz tesbih ve uykunuz ibadet sevabı kazanır. Bu ayda amelleriniz kabul edilir, dualarınız da müstecap olur. Namazlarda dua edin, zira namaz dua etmek için en iyi saatlerdir ve bu saatlerde hak teala kullarına rahmetle bakar ve eğer O’na münacat edilirse O da karşılık verir ve O’na seslenildiğinde O da lebbeyk der ve O’ndan istenildiğinde O da isteklere karşılık verir.

 

Ramazan ayı ilahi rahmet kapılarının açıldığı aydır. Ramazan ayı istemenin ve icabet edilmenin ayıdır. İslam Peygamberi -s- şöyle buyurur: Ramazan ayının ilk gecesinde tüm kapılar açılır ve ayın son gecesine kadar kapanmaz.

Büyük alim ve arif Ayetullah Muctaba Tahrani bu hadis hakkında şöyle buyurur: Tüm kapılar açık demek, yani Allah ile kulları arasında mesafe koyan tüm perdelerin kaldırılmış olması demektir ve maddi manevi, her türlü istek yüce Allah’a ulaşır ve sonuçta bu talepler karşılıksız bırakılmaz ve günümüz tabiri ile arşive kaldırılmaz ve doğrudan Allah tealaya ulaşır.

 

Mübarek Ramazan ayı azamet, şerafet ve maneviyat bakımından en üstün ay olarak bilinir. Yüce Allah Bakara suresinin 185.ayetinin bir bölümünde bu ay Kur'an'ı Kerim’in beşeri hidayete erdirmek üzere nazil olduğu ve hakkı batıldan ayırt etme ayı olduğunu buyurur.

Öte yandan yüce Allah bu ayda belirlediği nimetlerin aracılığı ile mümin kullar için nefsini tezkiye etmeyi kolaylaştırır. Bu şerefli ayda bu tür özelliklerin varlığı, mümin kulların Allah tealaya ilgilerinin artmasına ve dualarının icabet görme ihtimalini güçlendirmeye zemin oluşturur. 

 

Bu yüzden yüce Allah Bakara suresinin 183 ila 185. Ayetlerinde Ramazan ayının oruç ibadetinin vaciplerini ve bazı hükümlerini beyan ettikten sonra 186. Ayette şöyle buyurur:

Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler.

 

Bu ayette yüce Allah duaları kabul edeceğini vaadediyor. Gerçi bu icabet iki şartlar beraber oluyor. İlkin, yapılan dua hakikaten dua olmalı, yani dua edenin kalbi ve dili bir olmalı ve hakikaten talip olmalıdır. İkincisi ancak dua eden talibini Allah’tan isterse ve başkasından beklemezse kabul edilir. Buna göre eğer biri dille Allah’tan bir şey ister fakat gönlü başka yerde ise Allah tealayı kalbiyle seslenmemiş ve duanın icabet şartını yerine getirmemiş olur. Oysa kim samimi bir şekilde Allah’a seslenirse, duası kesin kabul edilir. Nitekim mübarek Ramazan ayı oruçlu mümin insan için daha büyük bir ihlasla Allah tealaya dua etme zemini oluşturur ve böylece duasının kabul görme ihtimali artar.

 

İmam Seccad -s- mübarek Ramazan ayının sahur duasında yüce Allah’ın duaları icabet etme vaadini şöyle beyan ediyor: senin kullarına senden istemelerini emrettiğin halde onlarını isteklerini yerine getirmeyecek olman imkansızdır.

Gerçekte eğer Allah teala dua etmeye ve kendisinden istemeye emrediyorsa bunun anlamı yüce Allah’ın bizim talep ettiğimiz şeyi vereceği anlamına gelir. Bu yüzden rivayete göre de Allah tealanın dua kapısını açıp da icabet kapasını kapatmaktan çok daha kerim olduğu beyan edilmiştir.

 

İmam Seccad -s- sahur duasının ikinci bölümünde duaların icabet sırrını açıklayarak şöyle diyor: kullarına rafet ve şefkatle davranmak senin adetindir.

Yani senin sual et diye emretmiş olman ve dileneni geri çevirmeyeceğin doğrudur, ama bu bizim hakettiğimiz için değil, sırf senin kullarına yönelik lütuf ve merhametin yüzündendir.

 

Mübarek Ramazan ayı dua etmek ve cevap almak için altın fırsattır. Ancak burada büyük önem arzeden şey, duanın hakikatini idrak etmektir. Dua etmek sadece hacetlerimize kavuşmak için değildir. Dua davetten kaynaklanır. İnsan duada Rabbinden onun kalbinde cemali ve celali ile tecelli etmesini niyaz eder ve ilahi arş olan müminin kalbine yerleşmesini ister.  Dolaysıyla dua eden kimse ister hacetini alsın, ister almasın, ibadet etmiş ve Allah katına yaklaşmış olur. Kur'an'ı Kerim Hz. İbrahim’e Aava, yani çok dua eden lakabını vermiştir. Hz. İbrahim Allah tealayı alemlerin sahibi bilmiş ve kendisinin her açıdan Allah tealaya mutlak muhtaç olduğunu idrak etmiş ve bu yüzden ancak O’nun kapısını çalmış ve çok da çalmıştır. Hz. İbrahim Allah tealaya dua ve münacat etmekten ayrıca büyük zevk alırdı.

 

Dua ilahi hazinelerin anahtarıdır. Allah teala kullarından dua etmelerini istediğinde bunun anlamı şu ki kim dua ederse Allah teala duasını kabul edecektir. Nitekim İmam Ali -s- evladına şöyle buyurur: bil ki dünya ahiret melekut hazineleri elinde olan O, sana O’na seslenmene icazet vermiş ve senin duanı kabul etmeyi güvence altına almış ve sana O’ndan istemeni emretmiş ve O da sana vereceğini buyurmuştur. Allah seninle kendisi arasında hiç bir perde çekmemiş ve seni aracı ve arabulucu getirmeye zorlamamıştır. Allah bilinen dua olan hazinelerinin anahtarını sana vermiştir. O zaman sen ne zaman istersen dua ederek O’nun hazinelerini açabilirsin.

 

Bazen biz çok dua ettik, ama icabet edilmedi, gibi aklımıza sorular gelebilir. Eğer dua ilahi hazinelerin ve rahmetin anahtarı ise kim bu anahtarı kullanırsa sonuç almalı, peki o zaman neden bizim duamız icabet görmedi, gibi sorular sorulabilir. İmam Ali -s- bu sorulara şöyle karşılık veriyor: dua etmekte ısrarcı olan, bir kez dua edip icabet edilmedi diye dua etmeyi bırakmayın.

 

Öte yandan duaların geç kabul görmesinde de bazı hikmetlerin bulunduğunu unutmamak gerekir. yani eğer duanız ilk kez kabul edilmediğinde ümitsizliğe kapılmamalısınız, zira Allah teala belli bir sebep ve hikmet yüzünden duanızı kabul etmeyi geciktirmiş olabilir. O zaman eğer yeniden dua ederseniz çifta rahmeti hakedersiniz. Gerçekte eğer Allah teala kulun duasını ilk edişinde kabul eder ve hakettiği rahmeti ona verirse, o kul bir daha dua etmez ve dua etmediği için daha fazla ilahi rahmeti haketmez.

 

Bazen dua sırf adet ve alışkanlık yüzünden yapılır. Bu durumda dua eden insanda hiç bir değişiklik olmaz. Ancak bazen özellikle acil durumlarda ve sıkıntılarda insan tüm kalbi ve cismi ile dua ederek Allah’tan talepte bulunuyor ve yüce Allah’ı esmai hüsna ile yemin ettirerek talebinden el çekmez ki bu da Allah tealayı hoşnut eden bir durumdur.

Kudsi bir hadiste belirtildiği üzere Allah teala Hz. İsa’ya şöyle buyurur: Ey İsa, bana seslendiğinde batmak üzere olan ve onu kurtaracak kimsenin bulunmadığı biri gibi dua et ve benim katıma yönel. Halvette beni bol bol yad et ve ardından dualarında kalbi huşu ile karşıma çık ve bana seslen.