Haziran 16, 2018 20:26 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde mümin kulların takva zaruretini ele almak istiyoruz.

Geçen bölümde insanların kendilerini ve ailelerini ihmal etmemeleri gerektiğini ve ailevi ilişkilerin düzeyini anlattık ve iman edenlerin risaletini Kur'an'ı Kerim ayetleri ve rivayetlere göre bir ölçüde açıklamaya çalıştık.

 

İslam dinine iman ettikten sonra mümin insanın atması gereken adım, takva alanına doğru hareket etmesidir. Kur'an'ı Kerim’de yaklaşık 110 kez takvadan söz edilmiş ve takvanın dünyevi ve uhrevi sorumlulukları ve getirileri beyan edilmiştir.

Takva sözcüğü Arapça, koruyan ve saklayan anlamına gelen Vekaye kelimesinin türevidir ve kanaat önderleri takvalı insanların ilahi emirlere uymak ve Allah tealanın men ettiklerinden uzak durmak konularında uzun süre alıştırma yaparak takva ilkelerine uymak onlarda adet haline geldiği konusunda hemfikirdir.

 

Takvalı insan nefsinin kontrolünü eline alır ve şeytani heva ve heveslerle vesvese olmaz ve kişiliğini koruma altına alarak ilahi ve insani açılardan yüksek mertebelere ulaşır.

Kendisi takvalı insanların simgesi ve abidesi olan İmam Ali –s– takvanın tanımında şöyle buyuruyor: Takva misali, evcilleşen merkep misalidir ve dizginleri ona binen kişinin elindedir ve bu tür insanlar huzur içinde bindikleri merkeplerle cennete doğru ilerler.

İmam Ali –s– bir başka vecizesinde de takva konusunda şöyle buyurur: ilahi takva, evliyaları himayesi altına alır ve onları ilahi men edilen alanlara girmekten sakındırır ve Allah’a itaatsiz korkusunu yüreklerine yerleştirir.

 

Takva'nın Kur'an'ı Kerim’de de özel bir yeri vardır ve imanı tamamlayan şeydir. Bir başka ifade ile iman ve takva birbirinin gereğidir ve Kur'an'ı Kerim’de bir çok ayette imandan hemen sonra takvadan söz edilmiştir. Örneğin Al-i İmran suresinin 102. ayetinde şöyle okumaktayız:

Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.

 

Bu ayetin mesajı şöyle ki takva mümin insanlara nasıl yaşamaları ve nası ölmeleri gerektiğini öğretir. Bir çok insan yaşamında hedefsiz ve programsız yaşar ve sonuçta yaşamın engebeli sürecinde ruhi açıdan zarara uğrayabilir ve sonuçta yaşamlarından da memnun olamazlar. Fakat bilinçli iman ve takvadan yararlanan ve sorumluluk duygusunu taşıyan insanlar nasıl yaşayacakları konusunda planları vardır. Bu tür insanlar ilahi olur ve olmazlara uymakla yaşamlarında memnuniyet hissini tecrübe eder ve yaşamının sonunda da büyük bir teslimiyet duygusu içinde ilahi takdire teslim olur. Bu insanların nasıl ölmek gerektiği konusuna kazandırdıkları mana, iman ve takvalarının değerli ürünüdür.

 

Bir insanın nasıl yaşaması ve nasıl ölmesi gerektiğini belirleyen temelli etkenlerden biri basiret ve teşhis gücüne sahip olmaktır. Takvalı insan belki pek fazla okumaz, araştırma yapmaz, ama takvası ve nefsinin tehzibi ve ilahi sınırlara ve yasaklara uyması sayesinde, yeri ve gökleri aydınlatan yüce Allah ona özel bir basiret ve aydınlık kazandırır, öyle ki her türlü sosyal, kültürel ve siyasi kriz durumunda hakkı batıldan ayırt edebilir ve fani dünyanın şatafatlarına ve güç ve servet ve şehvete yenik düşmez.

 

Kur'an'ı Kerim bu gerçeği şöyle beyan ediyor:

Ey iman edenler, eğer Allah’tan korkarsanız, has bir aydınlığa kavuşursunuz, yani hakkı batıldan ayırt edebilecek güce kavuşursunuz.

Buna karşın takvalı insan istemeyerek bazı durumlarda hata yapabilir. Bu tür durumlarda yüce Allah onlara yardımcı olur ve şöyle müjdeler:

Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

 

Bu ilahi lütfun sebebi şu ki takvalı insan hiç bir zaman ilahi emirlere itaatsizlik etmek istemez, fakat insani mahiyeti ve yapısı yüzünden bazen istemeyerek bir hata işleyebilir, ki bu durumda Allah teala onu bağışlayarak kişiliğinin güzelliğini korur ve böylece seçkin konumuna zarar gelmesine engeller ve doğru ilahi yolda ilerlemesine ve ilahi sınırları korumasına yardımcı olur.

Biz de yüce Allah’tan acizane bizi bu tür insanlardan yapmasını ve ilahi rahmet yağmurunu bu aziz ayda bizlerden esirgememesini ve hatalarımızı ve günahlarımızı affetmesini niyaz ediyoruz.