Haziran 30, 2018 21:07 Europe/Istanbul

İşletme biliminde en temel konulardan biri fütüroloji veya gelecek bilimidir.

Nitekim günümüz dünyasında da bir çok iktisadi, askeri, kültürel, güvenlik ve istihbarat politikaları bu temelde üretilir. Bazı ülkeleri gelecek yirmi yıl için, bazıları gelecek yarım asır için ve bazı gelişmiş ülkeler hatta bir asırlık program ve ufuk belirler.

İslam’ın dinamik ve yapıcı kültüründe ve öz Muhammedi İslam’da da bu ilke çok ciddi bir şekilde gözetilmiştir, fakat fütürolojinin zaman açısından kısıtlaması yoktur ve ebedi dünya için yani maad inancımıza göre ve insanların sonsuz dünyaya geri dönüşüne göre temeli atılmıştır.

 

İslam dini insana sadece bu sınırlı dünya için yaratılmadığını ve bu güzergahı aşarak kendisini ebedi dünyada hayat için hazırlaması gerektiğini öğretiyor. Buna göre ne zaman ki biz kısa süreli ömrümüz ve geleceğimiz için plan yapacak olursak ve buna göre gerekli imkanları tedarik göreceksek, acaba ebedi hayatımız için plan yapmamalı mıyız? Acaba ebedi yaşamımıza karşı duyarsız kalabilir miyiz ve yaşamı, geleceği düşünmeksizin ve ebedi yaşamımız için hiç bir şey biriktirmeden geçirebilir miyiz?

 

Kur'an'ı Kerim tüm insanlardan ve özellikle muttaki müminlerden böyle olmamalarını ve hayat dosyaları dürülmeden ebedi gelecekleri için bir şeyler yapmalarını ister ve ilahi takva ve sınırları koruyarak  ebedi hayatları için birikimleri olmasını buyurur. Bu konuda yüce Allah da şöyle buyurmakta:

Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

 

Bu ayete göre Allah tealaya inananlar, yegane Allah’a iman etmekten başka maad ilkesine ve insanların kıyamet gününde yeniden dirileceğine inanmaları gerekir.  gerçi Allah’a iman ve ilahi takva insan kişiliğinin gelişmesinde belirleyici rol ifa eder, fakat maada olan iman, yani milyarlarca insanın yeniden dirilerek ilahi adalet mahkemesinin karşısına çıkacağına ve herkes kendi ameli hakkında hesap vereceğine ve bundan asla kaçış olmadığına iman edersek ve bu imanın insanın yetişmesinde daha yapıcı rol ifa ettiğini söylersek, fazla abartmış sayılmayız.

 

Gerçekte fani dünyada iman iddiasında bulunmak kolaydır, fakat öbür dünyada artık tüm sır perdeleri aralanır ve tüm insanların gerçek mahiyeti gün ışığına çıkar. Belki de bu yüzdendir ki aynı ayetin sonunda Kur'an'ı Kerim insanlara ilahi takvaya ve Allah’tan korkmaya tavsiye ediyor ve yüce Allah’ın kulların tüm amellerini bir bir bildiğini buyuruyor.

 

Ayetin son bölümüne bakıldığında kıyamet gününde insanın kaderini belirleyen şey onun amelleri olduğu anlaşılır. Her ne kadar insanın müspet ve şayeste amelleri fazla olursa, bir o kadar insana daha seçkin konum verilir ve bu alanda insanın beraberinde götürebileceği en önemli şey de takvadır. Kur'an'ı Kerim bu bağlamda Bakara suresinin 197. ayetinde şöyle buyurur: Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.

 

İnsanı daha fazla çaba harcamaya sevkeden ve içinde saiklerini takviye eden önemli etkenlerden biri, işin sonucu ve sonudur. Yani her ne kadar insanın çabası daha verimli sonuç verirse bir o kadar insanda geleceğe umut duygusunu takviye eder. Yüce Allah Kur'an'ı Kerim’de takva edinenlerin sonu hakkında Zümer suresinde şöyle buyurur:

Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya, derler.

 

Allah vergisi nimetlere şükretmek de takvalı insanların adetlerinden ve seçkin özelliklerindendir. Muttaki insanlar eğer Allah’a itaat etme yolunda adım attılarsa ve her ne kadar ahlaki ve insani yüce değerlere kavuştularsa ve her ne kadar Allah’a iman sayesinde itikat ve bireysel ve sosyal amellerin yanlış vadisine düşmekten korunuyorlarsa, hepsi ilahi lütuf sayesindedir. Bu yüzden ne zaman ilahi ebedi cennete girerseniz girin şöyle derler: Bize verdiği sözde sadık olan ve bizi, dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna vâris kılan Allah'a hamdolsun. İyi amelde bulunanların mükâfatı ne güzelmiş! derler.

 

Biz de yüce Allah’tan hepimizden lütuf ve merhametini esirgememesini ve ebedi cennetinde bizi mümin kullarla mahşur etmesini niyaz ediyoruz.