Haziran 30, 2018 21:14 Europe/Istanbul

Geçen bölümde Allah’a ve peygamberine itaat etme meselesini ele aldık ve dedik ki İslam dünyasında vahdetin tek yolu bu temel ilkeye uymaktır ve bu ilkeyi umursamazlık da tefrikaya ve savaşa neden olur.

Şimdi burada akla gelen soru Kur'an'ı Kerim’in Allah’ın ve peygamberinin davetine evet demekle neye ulaşmak istediği sorusudur. Kur'an'ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.

 

Bu ayet açıkça Allah ve Peygamberin daveti, hayat ve yaşamaya doğru bir davet olduğunu buyurmaktadır. Bu hayat manevi, inanç, kültür, ahlak, sosyal ve siyasi hayat ve tek bakışta tüm alanları kapsayan bir hayattır. Dolaysıyla eğer biri bizden neden Allah ve Peygamberi bizden onlara itaat etmemizi ve bu daveti kabul etmemizi istediğini soracak olursa tek bir cümlede amaçları insan yaşamının tüm boyutlarına insani ve ilahi ruh kazandırmak istediğini söyleyebiliriz. Nitekim bu da günümüzde beşeri camianın şiddetle ihtiyaç duyduğu bir durumdur. Buna göre da dini ve mezhebi insan yaşamının dışında ve bir dizi ruhsuz ve cansız programlarla sınırlı görenlerin ne denli hatada oldukları daha iyi anlaşılır.

Gerçekte İslam dini tüm fikri, ilmi, bireysel, sosyal alanlarda insanın kaderi ve toplumun kaderi karşısında hayat ve sorumluluk duygusu yaratır ve gerçek hayat kazandırır. İşte bu yüzden küfür alemi öz Muhammedi İslam’ın günden güne nüfuzunu arttırmasından derin endişe ediyor ve onların çıkarlarını ve sultasını tehlikeye atan Müslüman milletlerin yeniden hayat kazanmalarına şiddetle karşı çıkıyor ve insanlara yeniden hayat veren İslam’ı yok etmeye çalışıyor.

 

Bu ayetten anlaşılan bir başka konu şu ki insanın hakiki hayatı şu bilinen manevi ve insani hayatıdır ve eğer insan ve toplum bu hayattan yoksun olursa, ölü demektir. Yani hayvanlar gibi yiyen, içen, hareket eden, uyuyan ve kalkan bir ölüdür ve içinde ahlaki ve insani hayattan hiç bir iz yoktur. belki de bu yüzden yüce Allah, risaleti insanları manevi ölümden kurtarmak ve beşeri hayatını yenilemek olan peygamberine hayatın izlerini kaybeden ve hareketli bir ölü misali yaşayanların hakkında şöyle buyuruyor: kuşkusuz sen sözünü ölülere ulaştıramazsın ve yine kulak vermeyenlere de öyle.

 

Bir başka ifade ile günah ve heves ve başkalarını hakkına tecavüz etme bataklığına saplanan birey veya toplum, ölüler gibidir. Bunlar mazlumların ah ve feryadını duymayan ölüler gibidir. Kur'an'ı Kerim bu zümreyi şöyle anlatır:

Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

 

Yüce Allah manevi ve insani hayattan yoksun olan kişileri ilkin akıl ve şuur nimetinden mahrum olan dört ayaklı hayvanlara benzetiyor ve ardından bunlar akıl, göz ve kulakları olduğu için hiç bir his ve idraki olmayan ölüler gibi yaşadıklarını buyuruyor ve bunlar dört ayaklı hayvanlardan daha beter olduklarını vurguluyor. Kur'an'ı Kerim bu tür insanları, hayat mezarlığına gömülen ölülere benzetiyor. Bu yüzden yüce Allah da Peygamberine şöyle buyuruyor:

Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirlerdekilere işittiremezsin!

 

Evet, ilahi, ahlaki ve insani hayattan yararlanmanın tek yolu hakkın ve peygamberinin davetine canı gönülden kulak vermektir ve bunun için de yeteri kadar iman gerekir. Semavi nidalara cevap vermeyen ve yüz çevirenler zamanla manevi ölüme yakalanır ve bir hayvandan bile daha alçak olacaktır. Yüce Allah’tan şu mübarek ayda ilahi ayetlerini bizlerden esirgememesini niyaz ediyoruz.