Otuz gün, otuz hikaye - 6
Zengin ve yoksul oldukları her iki zamanda infakta bulunan ve öfkelerini bastıran ve insanların hatasına göz yumanları, iyilikte bulunanları Allah teala sever.
Adam çevresine baktı. Henüz Medine’ye gelmişti. Yanından geçen birine Allah Resulü’nün -s- evini sordu. Kendi kendine söyleniyordu: ben bedevi biriyim ve Allah Resulü’nü -s- ziyaret etme fırsatı her zaman elime geçmez. O zaman en iyisi şimdi o hazreti ziyarete gideyim ve bana hayatımda yol gösterecek bir nasihatte bulunmasını isteyim.
Adam bu düşünceye dalmış vaziyette İslam Peygamberi’nin -s- huzuruna çıktı. Adam Resulullah’a -s- selam verdi ve Ya Resulullah, bana bir nasihat buyurun. Allah Resulü -s- adama şöyle bir baktı ve tek bir şey buyurdu: Öfkelenme.
Adam çölde yaşayan aşiretine döndü. Oraya varınca aşiretinden bir kaç genç komşu aşiretten bazı malları çaldıklarını, o aşiretin gençleri de misillemede bulunduklarını ve olay, iki aşireti karşı karşıya getirdiğini ve her iki aşiret savaş için hazırlandığını öğrendi. Adam hemen öfkelendi ve silahını alarak aşiretinin en ön saflarında yer aldı ve o da savaşmaya hazırlandı. O sırada adam iki aşiretin saflarına baktı, karşısında her an çatışmaya girecek silahlı ve öfkeli insanları gördü ve artık her iki aşiretten kaç kişinin öleceğini veya yararlanacağını ve bu düşmanlık ne kadar süreceğini bir tek Allah bilebilirdi. Adam çevresine bakarken birden Medine’ye seyahatini ve İslam Peygamberi -s- ile görüşmesini ve o hazretin kendisine “öfkelenme” nasihatini hatırladı.
Bunun üzerine adam düşünmeye başladı ve kendi kendine sordu: ben neden öfkelendim, neden öldürmeye veya ölmeye hazırlandım? Şimdi Resulullah’ın -s- bana nasihatini uygulamanın tam zamanı.
Böylece adam hemen silahını yere attı ve ardından öne çıkarak karşı aşiretin büyüklerine seslendi: bu saflaşmalar ve savaş niçindir? Eğer bu savaş bizim cahil gençlerimiz bir hata işlediği içinse, ben sizin kaybettiğiniz malı kendi şahsi malımdan karşılamaya hazırım. Bizler konuşup ve zararı ödeyip sorunu çözebilirken, birbirimizle savaşmamız ve birbirimizin kanını akıtmamız asla doğru değildir.
Karşı aşiretin büyükleri bu adamın sözlerini duyunca şöyle dediler: biz senden daha eksik değiliz, madem öyle biz de iddiamızdan vaz geçiyor ve zararımıza göz yumuyoruz.
Böylece her iki aşiret savaştan vaz geçtiler ve birbiriyle barışarak evlerine geri döndüler. Evet, burada İslam Peygamberi’nin -s- altın değerinde kısa bir nasihati ve öfkeyi yenmek, sonucu günah ve helak olmaktan başka bir şey olmayan faydasız ve kanlı bir savaşı önlemiş oldu.
Allah teala Kur'an'ı Kerim’da muttaki insanların bir özelliğini öfkelerini yenme şekline buyuruyor. Kur'an'ı Kerim Al-i İmran suresinin 133 ve 134. ayetlerinde şöyle buyuruyor:
Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.