Otuz gün, otuz hikaye - 9
Yazın sonlarıydı. Sıcaklık ve kuraklık Medine halkını çok eziyet ediyordu, fakat zorluklar bitmek üzereydi, zira hurma hasadının zamanı gelmişti ve şimdi insanlar rahat bir nefes alabilecekti.
Ancak tam o sıralarda Allah Resulü -s- Romalıların Müslümanlara saldıracağı duyumunu aldı. Allah Resulü -s- hemen Müslümanların savaşa ve kendilerini savunmaya hazırlanmalarını emretti.
Şartlar çok zordu. Bir yandan kuraklık ve öbür yandan aşırı sıcak ve yine nefesleri kesen ve katlanmaz olan Şam ile Medine arasındaki uzun mesafe söz konusuydu. Münafıklar, yani görecede Müslüman gibi duran ama içlerinde imandan hiç bir iz olmayan zümre halkı İslam Peygamberi’nin -s- çevresinden uzaklaştırmak için sürekli onları karamsarlığa sürüklüyor ve Resulullah’a itaat etmemeye teşvik ediyordu. Ancak insanlar buna rağmen İslam Peygamberi’ne -s- iman ediyor ve o hazreti seviyordu ve her türlü şartlarda o hazrete itaat ederek münafıkların provokasyonlarını umursamıyordu. Böylece 30 bin askerden oluşan bir ordu kuruldu ve insanlar sıcaklara ve kuraklığa aldırmadan Roma ordusu ile çarpışmak üzere yol çıktı.
Hava çok sıcaktı. Bir çokları yolu yaya olarak katediyordu, üstelik yeterli erzakları da yoktu. Tüm bu sıkıntılar insanlara baskı uyguluyordu, fakat mümin insanlar sağlam adımlarla ilerliyordu. Bu arada imanı zayıf olan insanlar kuşkuya kapılmıştı ve bu durum adeta ruhlarını kemiriyordu ve ne yapacaklarını bilemiyordu. Acaba Medine’ye mi dönmeli ve hurma hasatlarını mı toplamaları gerekiyordu, yoksa yolun zorluğuna katlanıp Roma ordusu ile mi çarpışmaları gerekmekteydi? Bu düşünce bazılarının yolun ortasında İslam ordusunu bırakıp Medine’ye geri dönmelerine sebep oldu.
Bu insanlardan biri de Kaab bin Malik’ti. Kaab geri dönerek Medine’nin yolunu tutmuştu. Sahabe Allah Resulü’ne -s- şöyle arzetti: Ya Resulullah, Kaab bin Malik Medine’ye geri döndü. Allah Resulü -s- şöyle buyurdu: bırakın gitsin, eğer ondan gelecek bir hayır varsa, Allah teala yakında onu size geri getirir ve eğer yoksa, Allah teala sizi onun şerrinden kurtarmıştır.
Kısa bir süre sonra sahabe yine Allah Resulü’ne -s- arzetti: Ya Resulullah, Marare bin Rabi de geri döndü. Allah Resulü -s- onun hakkında da aynı cümleyi tekrarladı.
Ebuzer de Müslümanlarla birlikte cihat için Medine’den ayrılan Resulullah efendinimizin -s- sahabelerinden biriydi. Yolda giderken Ebuzer’in devesi yola devam edememişti. Ebuzer her ne kadar uğraştıysa da, devesini yola devam etmeye zorlayamamıştı ve bu yüzden Müslümanların ordusundan geri kaldı. O sırada Ebuzer’in geride kaldığını farkeden diğer sahabe Allah Resulü’nün -s- yanına gelerek şöyle arzetti: Ya Resulullah, Ebuzer de geri döndü. Allah Resulü -s- bir kez daha şöyle buyurdu: bırakın gitsin, eğer ondan gelecek bir hayır varsa, Allah teala yakında onu size geri getirir ve eğer yoksa, Allah teala sizi onun şerrinden kurtarmıştır.
Ebuzer devesini yola devam etmeye zorlamak için çok uğraştı, fakat bunda başarılı olamadı ve bu yüzden devenin üzerindeki yükü alıp yaya yola devam etti. Güneş Ebuzer’in kafasına vuruyordu. Ebuzer susuzluktan acı çekiyordu, fakat sürekli bir an önce gidip Allah Resulü -s- ve arkadaşlarına yetişmeyi düşünüyordu. Yolda ilerlerken Ebuzer gökyüzünde bir bulut parçasını gördü ve o bulutun bulunduğu yere yağmur yağmış olduğunu düşünerek o yöne saptı. Gittiği yerde bir taş parçası ile karşılaştı. Taşın üzerinde biraz su birikmişti. Sudan biraz içti ve geriye kalanını da yanındaki su tulumuna döktü. Ebuzer kendi kendine bu suyu Resulullah’a -s- ulaştırmayı belki o hazret susamış olabileceğini düşündü. Böylece Ebuzer su tulumunu da diğer yüklerin üzerine atarak yakıcı sıcağın altında susuz yoluna devam etti.
Ebuzer uzaktan Müslümanların ordusunu farketti ve büyük bir sevinçle hızını arttırarak yoluna devam etti. Öte yandan İslam ordusu da uzaktan bir noktanın yaklaştığını farketti. Sahabe İslam Peygamberi’ne -s- arzetti: Ya Resulullah, uzaktan adamın biri bize doğru yaklaşıyor. Allah Resulü -s- şöyle buyurdu: Ebuzer olsa, ne iyi olur. Uzaktan gözüken adam yaklaştı. O sırada biri bağırdı: Allah’a and olsun ki o Ebuzer’dir. Allah Resulü -s- şöyle buyurdu: Allah Ebuzer’i rahmet etsin, o yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız mahşur olur.
İslam Peygamberi -s- daha sonra Ebuzer’i karşılamaya gitti, sırtındaki yükü aldı ve yere indirdi. Ebuzer susuzluktan ve halsizlikten dolayı yere yığıldı. Allah Resulü -s- emretti: Ebuzer’e su verin, çok susamıştı. Ebuzer şöyle arzetti: suyum var. Allah Resulü -s- sordu: suyun vardı da neden içmedin? Ebuzer şöyle arzetti: evet, annem ve babam sana feda olsun, bir taşa rastladım, üzerinde serin bir su birikmişti, biraz tattım ama kendi kendime dedim ki habibim Allah Resulü -s- bundan içmeden ben onu içmem.