Semavi nidalar - 10
Yüce Allah’tan hepimizin naçizane itaat ve ibadetlerimizi lütuf ve merhametiyle kabul buyurmasını ve bizlerden mağfiretini ve iyiliğini esirgememesini niyaz ediyoruz.
Geçen bölümlerde beyan edildiği üzere iman eden kulların en önemli sorumluluklarından biri Allah’a ve peygamberine itaat etme psikolojisine kavuşmaktır. Bu durum kuşkusuz kendiliğinden oluşmaz ve bunun için bazı hazırlıkların yapılması gerekir. Bu bu alanda anahtar konumda olan şey, ilahi mukaddes zata kulluk ilkesine bağlı kalmaktır. Nitekim Allah teala Hac suresinin 77.ayetinde şöyle buyurur:
Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
Kulluk demek insanın mutlak itaat etmesi ve boyun eğmesi demektir, sadece O’na tapmak ve O’ndan itaat etmektir ki en önemli işaretlerinden biri rüku, yani boyun eğmek ve biri de secde yani alnını toprağa değdirmektir. Allah karşısında kulluk duygusu taşıyan insan hiç bir zaman Allah huzurunda baş kaldırmaz, tam tersine başını öne eğer. Kulluk duygusu taşıyan insan asla kibirlenmez, bilakis tam huzu ve huşu içinde alnını yere sürer. Eğer kulda böyle bir psikoloji oluşmaz ise ve eğer ilahi azamet karşısında boyun eğmezse, hiç bir zaman kulluğun melekuti ve kurtarıcı atmosferine giremez. Bu yüzden ayet ilkin rüku ve secdeden söz etmiş ve ardından Allah tealaya kulluk fermanını vermiştir.
Kur'an'ı Kerim daha sonra da Allah Resulü’ne –s– iman edenlerin çizgisini belirliyor ve Fetih suresinin 29.ayetinde şöyle buyuruyor:
Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir.
Burada Kur'an'ı Kerim’in demek istediği şey, peygambere iman edenlerin bir köşeye çekilip halvette sürekli namaz kılan insanlar veya sürekli rüku ve secde halinde olan ve sosyal sorumluluklarını unutan veya gözardı eden insanlar olduğu değildir. Kur'an'ı Kerim’in demek istediği, onların Resulullah’tan esinlenerek yaşamlarının tüm inişli çıkışlı süreçlerinde kulluk tacı başlarından olduğu ve sırf ilahi rızayı ve rıdvanı düşündükleridir. İlginçtir ki Kur'an'ı Kerim bu ayette yüzlerinde huzu ve huşu işareti olan secde izlerini yüzlerinde göreceğimizi buyuruyor. Yani onların tüm hareketleri ve ameller peygambere itaat ederek Allah’a kulluk etmeye boyun eğdikleri yönündedir.
Varlık alemini yaratanın karşısında kulluk duygusu taşıyan insan kayıtsız şartsız O’nun peygamberinin de emirlerine itaat eder, zira o emirler de ilahi emirlerin sonucudur. Kur'an'ı Kerim’in tavsiye ettiği üzere peygamber ilahi emir olarak aldığı şeyleri insanlara arzeder ve insanların da o emirlere uymaları gerekir ve yine peygamber neyi men ederse ondan uzak durmak gerekir.
İnsanda bu özellikler, ancak ilahi emirleri ve Resulullah’ın emirlerini yerine getirmekte asla tereddüt edilmediği takdirde köklü hale getirmek mümkündür. Bu durumda Allah’a kulluk ruhu pratikte sanki Allah karşısında kendinden hiç bir iradesi yok gibidir. Kur'an'ı Kerim bu konuda şöyle buyurur:
Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Bazen aklı şu soru gelebilir ki neden sadece Allah’a kulluk etmeli? Kur'an'ı Kerim bu soruya da vevap veriyor ve Allah tealanın hepimizin Rabbi olduğunu ve bu yüzden ancak O’na kulluk etmek ve ancak O’na tapmak gerektiğini ve bu da en doğru yol olduğunu buyuruyor.
O zaman Allah’a kulluk etmenin ilk felsefesi şu ki Allah bizim Rabbimizdir. Yine Allah teala bizim tüm alanlarda maddi ve manevi olarak gelişmemize imkan sağlamıştır.
Kur'an'ı Kerim’in gündeme getirdiği bir başka gerekçe Allah tealanın bizi yaratan oluşudur. Allah bizi yoktan yarattı ve bu şekli soktu. Allah insanı en mükemmel ve en güzel şekilde yarattı ve onu yeryüzünde halifesi olarak belirledi. Kur'an'ı Kerim bu konuda şöyle buyurmakta: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz.